“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân Suresi, 3/104) “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” (Buhârî, Edeb, 80)

Nasihat, iyiliğe teşvik, kötülükten sakındırmak için verilen öğüt, gösterilen çabadır. Ferdin ve toplumun selameti için elzem, kardeşlik hukukunun gereğidir.

Ancak bu çok iyi niyetli gayretin incelikleri de nasihatin gerekliliği kadar önemlidir. Hassasiyetlerin gözetilmesi samimiyetin de bir göstergesidir.

Nasihat, tatlı ve yumuşak bir dil ile nazik ve usulüne uygun olmalıdır. Latif bir şekilde açılmayan kalbin davete icabet etmeyeceği malumdur. Usulde tahakküm ve zorlama değil, şefkat ve anlayış esastır. Nefret ve kızgınlığı körükleyecek ısrar bağları zedeler, kalpleri daha da uzaklaştırır. Bunun yolu parmakla direktif vermek değil, el uzatıp yanında olduğunu hissettirmektir.

Nasihatin gizli olanı makbuldür. Kalabalıklar içinde mahcup eden bir müdahalede, samimiyet de sorgulanır. Onurun korunması, hakikatin incitilmeden anlatılması en öncelikli ve incelikli kaidedir.

Nasihat veren sonuçtan sorumlu değildir, kendi niyeti, gayreti ve usulünden sorumludur. İnsan yola çıkar, yolun sonu ise nasip, rızık ve takdirdir. Çünkü kalpler, Allah’a aittir.

Nasihat, mümbit bir kalpte karşılık bulur. Kayaya tohum ekmek nasıl mümkün değilse reddeden bir kişiye öğüt verme çabası da beyhudedir. Zaman tanımak ve anlayış göstermek, bağların devamlılığını sağlayabilmek çok daha önemlidir. Muhatabı etraflıca değerlendirmek, yaşadıklarını ve mücadelesini göz önünde bulundurmak gerekir. Bazen sadece dinlemeyi bilmek bile nasihatin kendisidir. Çünkü insan her şeyden önce sadece anlaşılmak, görülmek ve fark edilmek ister.

Nasihat, yargılayan, suçlayan, hatanın mührünü vuran bir tavırla verilmez. Samimi bir çabada vurgu hataya değil, çözüme yapılır. Kısa, öz ve içten bir sözü kulağa fısıldamak, kalbe bırakmaktır asıl iş. Uzun ve tumturaklı ifadelere hacet yoktur.

Güzel bir nasihat kendi elindeki aynayı muhatabın eline vermek gibidir. Kendinden başlayarak fark ettirir, düşündürür. Kusur aramak değil, olanı göstermek yeterlidir. Fark edilmeyen her yanlış, doğruyu bulmanın önündeki engeldir.

Nasihat verenin, hal dilinin de ikna edici olması gerekir. “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saff, 61/2) ayetinde de vurgulandığı üzere zaaflarına yenik birinin, aynı konuda başkasına öğütler vermesi nafile bir çabadır. Tam aksi, nasihat ettiği konuda kendi gayretinin de bulunması muhatabın ikna olmasındaki en önemli kaidedir. Çünkü nasihat alan da veren de öğrenmeye, düzelmeye ve değişmeye her daim muhtaçtır. İnsan mükemmel bir varlık değildir. Ancak samimi bir çaba samimi bir nasihatin de en önemli emaresidir.

Nasihat vermek ne kadar elzem ise, nasihat almak da çok önemli bir erdemdir. Kişinin dönüp kendine bakmasını, nefsini hesaba çekmesini sağlayan iyi niyet ve samimiyetle koruyup kollayanlarının olması da çok özel bir şükür sebebidir. Çünkü “İnsan ne hatadan beri ne de nasihatten müstağnidir.”