Her vakit vazifeleriyle gelir. Günün her vakti, ömrün her dönemi belli sorumluluklar yükler insana.
Sabah namazını akşam kılamadığı gibi, gençlikte yapılması gerekenleri yaşlılığa erteleyemez insan. Ya da sabah gitmesi gereken işe akşam gidemez, anne babası hayattayken yapması gerekenleri onlar gittikten sonra yapamaz. Taziyenin bir süresi vardır mesela ya da hasta ziyaretinin... Her şey vaktinde kıymetlidir. Bütün bunlar yine de yapılmak istense vakit o vakit değildir artık.
Günün her vakti nasıl farklı telaşlara sahipse, hayatın her merhalesinin de kendine has yoğunlukları, zorlukları ya da kolaylıkları vardır. Her hal geçicidir. Asıl mevzu vakit bilinciyle o vaktin gereğini yerine getirmektir. Gereği yerine gelmemiş her vakit, ihmal edilmiş her vazife biriktikçe yük olur insana. Zamanla umutsuzluğa sürükler. Elleri bomboş bırakan kayıp bir yüke dönüşür bütün bu ihmaller. Henüz vakit varken, yaparım daha vakit var diye diye avunur insan. Gaflet bir tül gibi değil kalın bir perde gibi örter basiretini. Perdenin arkasından görünen ise geçmez denenin geçtiği, bitmez denenin bittiğidir artık.
Geçip giden tutamadığımız yetişemediğimiz hayat, ancak vazifeyi almanın huzuruyla umuda açılır. Hayata tutunmanın yegâne yolu ve yöntemi üzerindeki emanetin sorumluluğunu almaktır. Hayat vazifeler silsilesidir. Her vakit gereğiyle çalar kapımızı. Çünkü insan, ömrü emanet alandır. Vaktin asıl sahibi olan Allah bu emaneti bize vazife ile kayıtlamıştır. Vaktin kıymetini bilenler, o vaktin ibadetini ve gereğini yerine getirenler huzurludur, omuzlarındaki vazife hissi hafiflemiş, geçip giden vakit tükenmiş değil kazanılmıştır, ebedi kurtuluşun vesilesi olacak kazandıran bir sermayeye dönüşmüştür.
Hal böyleyken Rahmân’ın sofrası öyle geniş, lütfu keremi öyle bir hazinedir ki insanı umutsuzluğa terk etmez. Bereket yüklü vakitler gönderir. Telafi imkânı sunar. Vazgeçmemenin geç de olsa ümitsizliğe yer olmadığının davetidir bu. Bir ömre bedel gecenin, Ramazan ayının son günlerinde aranmasının istenmesi de hikmetlerle yüklüdür. Sona yaklaşırken yeniden ve çok güçlü bir arayış, samimi bir kalple yöneliş, ihlaslı bir niyetle yakınlık istenmesi Allah’ın kullarına olan merhametinin en özel tezahürüdür. Merhamet bazen arayarak buldurmaktır. Kadri kıymeti bilinmesi gereken bu gece için gayret istenir bizden. Bu vakitlerin en özel duası “Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” (Tirmizî, “Daʿavât”, 84) niyazıyla kendimizi affettirme çabasıdır. Daralan kalplere inşirah, tökezleyen ruha istikamet, toz tutan insana manevi arınma imkânı sunar bu vakit. Sonbahar yağmurlarının yeryüzünü tertemiz kıldığı gibi, gaflet tortularını arındırmaya gelir. Geçici olanla avunan, geçici olanı biriktirme talaşı içinde kaybolan insana, ebedi var oluşun yolları açılır. Yeniden diyebilme cesaretini toplar ve umudunu tazeler. Tekamüle sebep manevi bir okuldur. Derleyip toparlarken, düzen ve disiplin verir. Felç olan irade yeniden güç kuvvet bulur.
Ve işte yine sınanır insan vaktin vazifesi ile. Gelişiyle ilkbahar muştusu estiren bu bereketli ay, gidişiyle hazan olur. Gönül evini bereketle dolup taşıran misafir nasibi olanlara tekrar gelmek üzere gider. Giden bir misafirin ardındaki koca bir boşluk hissiyle baş eden insana, bayramın sevinci ikram edilir bu sefer. Misafirini layığınca ağırlayan ev sahibinin huzurudur bayram.
Kabul olunmuş dualar ve ibadetler, yeniden diyerek umutla alınan niyetlerin samimiyetinin daim olması temennisiyle bayramımız bayram olsun.
Esra KALPAKÇI
Next