Fatiha

Kur'an'ın kapağını açtığımızda karşımıza ilk çıkan suredir Fatiha. Bize önce Rabbimizi tanıtan, sonra nasıl davranacağımızı bildiren, ardından da bizi tutup hidayete sevk eden "Ümmü'l-Kitab"tır. Yüce kitabın ilk sayfasında ama bütün Kur'an'ın da önünde duran bu sureyle ilgili Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْاٰنَ الْعَظ۪يمَ

"Kuşkusuz sana tekrar tekrar okunandan (ayetlerden) yedisini ve yüce Kur’an’ı verdik." (Hicr, 15/87)

Ayette "Yüce Kur'an" ifadesi varken "tekrar tekrar okunan yedi ayet" anlamına gelen "es-Seb'u'l-Mesânî" ifadesinin ayrıca zikredilmesi Fatiha'nın kendine has bir makamı olduğunu göstermektedir. Belagatte "zikrü'l-hâss ba'de'l-'âmm" (özel olanı, genel olandan sonra ayrıca zikretmek) diye tabir edilen bu edebi incelik şöyle bir derin manaya işaret etmektedir:

Kur'an, insana hitap eder; Fatiha ise insana Rabbiyle konuşmayı öğretir.

Kur'an, Allah'ın ne buyurduğunu anlatır; Fatiha, Allah'ın huzurunda nasıl durulacağını öğretir.

Peygamber Efendimiz de (sas) bu surenin eşsiz makamını şöyle haber verir:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِي التَّوْرَاةِ وَلاَ فِي الإِنْجِيلِ وَلاَ فِي الزَّبُورِ وَلاَ فِي الفُرْقَانِ مِثْلَهَا.

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah ne Tevrat'ta ne İncil'de ne Zebur'da ne de Furkan'da (Kur'an'da) Fatiha'nın bir benzerini indirmemiştir." (Tirmizî, Sevâbü'l-Kur'ân, 1)

Fatiha, İslam'ın ana hatlarını eksiksiz şekilde özetlediği için "el-Vâfiye", tek başına diğer surelerin yerini tutabildiği için "el-Kâfiye" diye de anılmıştır. Bu yüzden namazda Kur'an'ın bütününü okumak yerine, her rekâtta Fatiha tekrar edilir. Bu surenin günde en az kırk defa tekrarlanması aynı hakikatlere yeniden ve yeniden dönülmesinin ifadesidir. Zira insanın konumu değişir, yaşadığı çağ ve mekân değişir, fakat Rabbine olan ihtiyacı değişmez.

Fatiha, aynı zamanda "Şâfiye"dir. Hz. Peygamber’in (sas), Fatiha’nın ‘rukye’ olduğuna dair sözleri, sahabeye tesir etmiş; modern çağın yıprattığı yorgun zihinlere, daralan kalplere ve tereddütle çalkalanan ruhlara şifa vesilesi olmuştur. Bir kutsi hadiste Yüce Rabbimizin, "Kulum 'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.' dediğinde ben, 'Kulum bana hamdetti.' derim..." (Müslim, Salât, 38) diye buyurması, Fatiha'yı okurken yalnız olmadığımızı, cümlelerimiz göğe yükselirken, ilahi rahmetin ve huzurun da kalbimize indiğini öğretmektedir.

O zaman gelin, namazımızın her rekâtında okuduğumuz Fatiha'yı hayatımızın her anına yansıtalım. Besmeleyle başlayalım her işe. Her nefesin, her adımın başına Rahman ve Rahim adını koyalım. Hamdedelim "Âlemlerin Rabbi" olan Allah'a, bize lütfettiği sayısız nimet için. Dünyanın karmaşası içinde unutulan o büyük rahmeti, hayatımızın merkezine yerleştirelim. Ardından hesap ve ceza gününün malikine "Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz." diyerek kulluğumuzu ve acziyetimizi itiraf edelim. Fani güçlerin, gelip geçici makamların ve nefsin bitmek bilmeyen arzularının kölesi olmaktan sıyrılıp, Rabbimize iltica edelim. Ve nihayet en büyük arzumuz için el açalım: "Bizi dosdoğru yola ilet..." Zihinlerin bulandığı, yolların çatallaştığı ve adımların yalpaladığı modern çağın girdabında, pusulamızı ‘Sırat-ı Müstakim’e ayarlayalım. Bizi hidayete erenlerin, salihlerin ve Hz. Muhammed’in (sas) izinden ayırmamasını için hep dua edelim.

Rabbim bizleri şirkin, küfrün, dalaletin yoluna düşmekten ve gazaba uğramaktan muhafaza eylesin; Fatiha'nın feyzinden ve bereketinden mahrum eylemesin.