Son günlerde Türkiye Diyanet Vakfı hakkında ortaya atılan fon iddialarını dinlerken insanın aklına başka bir soru geliyor: Gerçekten Türkiye Diyanet Vakfı kimi fonluyor?
Bu sorunun cevabını aramak için yalnızca mali tablolara bakmak yeterli mi? Bir de Gazze'deki çadırlara, Afrika'daki yetimhanelere, yoksul ailelerin sofralarına, eğitim imkânı bulamayan çocukların hayatlarına bakmak gerekmez mi?
Çünkü bir hayır kurumunun gerçek büyüklüğü, kasasında tuttuğu paradan önce o parayla kimlerin hayatına dokunduğunda ortaya çıkar.
Diyanet Haber'in kurulduğu 2018 yılından beri Türkiye Diyanet Vakfı ile ilgili yüzlerce haber yapıp yayınlamış biri olarak yazıyorum.
Türkiye Diyanet Vakfı, 1975 yılından bu yana milletimizin hayırlarını dünyanın farklı coğrafyalarına ulaştırıyor. Kuruluşundan bugüne yürüttüğü çalışmalarla Anadolu'nun asırlık vakıf geleneğini yaşatıyor. Bugün 149 ülkede faaliyet gösteren, yurt içinde 1003 şubesi bulunan bir iyilik hareketinden söz ediyoruz.
Peki, bu vakıf kimi fonluyor?
Gazze'de açlıkla mücadele eden çocukları...
Savaşın ortasında evini, ailesini, geleceğe dair umutlarını kaybeden insanları...
Afrika'da temiz suya ulaşmak için kilometrelerce yürüyen aileleri...
Eğitim imkânı bulamadığı için hayallerinden vazgeçmek zorunda kalan öğrencileri...
Tedavi masraflarını karşılayamayan hastaları, bir yetimhanenin kapısında kendisine uzanacak şefkatli eli bekleyen çocukları...
Türkiye'de depremden, selden, yangından etkilenen, hayatını yeniden kurmaya çalışan insanları...
Her gün ayet ayet Kur'an'ı hıfzetmeye çalışan yavrularımızı..
Yuva kurmak isteyen ama maddi imkanları yetmeyen gençlerimiz...
İşte vakfın faaliyetlerinin merkezinde bu insanlar bulunuyor.
Burada kullandığım fonlamak kelimesi elbette mali bir yatırım işlemini anlatmıyor. Bir insanın hayatına imkân kazandırmayı, ihtiyaç sahibine destek olmayı, çaresizliğin karşısına dayanışmayı koymayı ifade ediyor.
Gazze'de Kimin Sofrasına Ortak?
Türkiye Diyanet Vakfı hakkındaki tartışmaların en hassas noktalarından biri, Gazze için yapılan bağışların kullanımına ilişkin iddialar.
Vakfın 20 Ekim 2026 tarihinde açıkladığı bilgilere göre, 7 Ekim 2023'ten itibaren Gazze'de ve Gazze dışında yaşayan Filistinlilere yönelik yardımların toplam değeri 66,4 milyon doları aşmış durumda.
Bu rakamı bir an için zihnimizden çıkaralım.
Gazze'de günlerdir sıcak yemek yiyemeyen bir çocuğu düşünelim. Bir çadırın içinde bebeğini soğuktan korumaya çalışan anneyi, ilaç bekleyen hastayı, temiz suya ulaşmak için saatlerce bekleyen çocukları...
Türkiye Diyanet Vakfının gıda, su, sağlık, barınma ve temel ihtiyaç malzemelerine yönelik yardımları, işte bu insanların hayatlarına ulaşmayı amaçlıyor.
Üstelik bu faaliyetler, işgalci ve soykırımcı İsrail'in insani yardım girişlerine uyguladığı ağır kısıtlamalar altında yürütülüyor.
Gazze'ye yardım ulaştırmak bugün yalnızca bir yardım kolisini hazırlamakla tamamlanabilecek bir iş değil. Uluslararası siyasi denklemler, sınır geçişleri, güvenlik koşulları, lojistik imkânlar ve yerel dağıtım ağları sürecin her aşamasını etkiliyor.
2023 depremlerinin ardından yaşananları hatırlayın. Yardımlar toplanmış, ihtiyaç malzemeleri hazırlanmıştı. Ancak bölgedeki ağır şartlar nedeniyle bu yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak büyük güçlüklerle mümkün olabiliyordu. Yardım etmek kadar, o yardımı ihtiyaç sahibine ulaştırmak da ciddi bir emek ve fedakârlık gerektiriyor.
İşte Türkiye Diyanet Vakfı, Gazze'de bu engelleri aşabilmek için çevre ülkeler üzerinden yardım sevkiyatları gerçekleştiriyor, yerel ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapıyor, Filistin'de yerinden edilmiş ailelerin yaşadığı çadır alanlarında insani destek faaliyetlerini sürdürüyor.
Mısır, Ürdün ve Türkiye'de bulunan Filistinlilere yönelik çalışmalar da bu yardım zincirinin parçaları arasında yer alıyor.
Diyanet Haber'de ve vakfın kendi yayınlarında bu faaliyetlere ilişkin haberler, yardım dağıtımları ve sahadaki çalışmalar kamuoyuyla paylaşılıyor.
Elbette yapılan her yardımın kayıt altına alınması, bağışların amacına uygun kullanılması ve bütün bu süreçlerin denetlenebilir olması gerekir. Türkiye Diyanet Vakfı da kendi bünyesindeki denetçi ve müfettişler aracılığıyla bu denetimleri büyük bir hassasiyetle yürütmektedir. Zira milletin emanetini taşıyan her hayır kuruluşunun temel sorumluluklarından biri, kendisine duyulan güveni korumak ve yapılan her bağışın hesabını verebilmektir.
Ancak şu soruyu da sormak gerekiyor:
Gazze'ye ulaştırılan yardımları görmezden gelerek, doğrulanmamış iddialarla bir yardım kuruluşuna duyulan güveni sarsmanın bedelini kim öder?
İşte o bedeli, dünyanın dört bir yanında yardım bekleyen mazlum ve mağdurlar öder.
Fon Tartışmasının Neresinde Gerçek Var?
Türkiye Diyanet Vakfının mali kaynaklarının fonlarda değerlendirildiğine ve bu işlemlerden zarar edildiğine yönelik asılsız iddialar ortaya atıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 23 Ekim 2026 tarihli açıklamasında vakfın tasfiye kapsamındaki fonlarda herhangi bir mali kaynağının bulunmadığını, faizsiz finans ilkelerine uygun TLK fonundaki yatırımından zarar etmediğini ve yönetim değişikliklerinin fon meselesiyle bağlantılı olmadığının altını çizerek kamuoyuna açıkladı.
Bu açıklama, ortaya atılan zarar iddialarına karşı kurumun resmî cevabıdır.
Ancak burada bir hususu birbirinden ayırmalıyız. Vakfın genel mali varlıklarının değerlendirilmesi ile şartlı bağışların (zekat ve fitre) kullanımı aynı konu değildir.
Bir bağışın belirli bir amaç için toplanmış olması, o bağışın kullanımında ayrıca sorumluluk doğurmaktadır ve Türkiye Diyanet Vakfı bu konuda çok daha hassas davranmaktadır.
Bu nedenle kamuoyunun, bağışların hangi projelerde, ne zaman ve ne miktarda kullanıldığını öğrenmek istemesi son derece doğaldır. Türkiye Diyanet Vakfı da bağışçılarını yaptıkları bağışların kullanımına ilişkin özel olarak bilgilendirmekte; genel bağışlarla gerçekleştirilen faaliyetleri ise haberler ve sosyal medya paylaşımları aracılığıyla kamuoyuna duyurmaktadır.
Çünkü şeffaflık, bir kurumu zayıflatmaz. Aksine hakkında ortaya atılan iddialara karşı elini güçlendirir.
Tüm bunlardan hareketle; doğrulanmamış ve gerçeği yansıtmayan, algı içeren bir iddiayı kesinleşmiş suç gibi sunmak da hakkaniyetli değildir.
Bir tarafta açıklanmış faaliyetler, yardım sevkiyatları ve kurumsal beyanlar var. Diğer tarafta ise somut olmayan, belgelere dayanmayan iddialar. Yani algı operasyonları...
Hangisinin doğru olduğunu belirleyecek olan sosyal medya etkileşimleri, öfkeli yorumlar veya peşin hükümler değil; belgeler, denetim sonuçları, basın açıklamaları ve doğrulanabilir bilgilerdir.
İddia ortaya atmak kolaydır. Asıl sorumluluk ise o iddianın doğruluğunu ispat edebilmektir.
Bir Yetimin Geleceğine Yatırım Yapmak
Türkiye Diyanet Vakfının faaliyetlerini sadece Gazze yardımlarıyla değerlendirmek de eksik olur.
Vakfın yurt içinde ve yurt dışında yürüttüğü eğitim çalışmaları, burs programları, öğrenci barınma destekleri ve eğitim kurumlarına yönelik faaliyetleri uzun vadeli bir insani yatırım niteliği taşıyor.
Bir öğrenciye verilen burs, yalnızca bugünkü eğitim masraflarına katkı değildir. O öğrencinin gelecekte öğretmen, doktor, mühendis veya toplumuna hizmet eden bir insan olabilmesinin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Sağlık alanındaki yardımlar, tedaviye erişmekte zorlanan insanların hayatına dokunurken, su kuyuları, gıda yardımları, yetim destekleri ve afet bölgelerinde yürütülen çalışmalar ise insanın en temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik vicdani bir harekettir.
Bu faaliyetlerin dünyanın farklı bölgelerinde sürdürülmesi, Türkiye ile ihtiyaç sahibi toplumlar arasında kalıcı insani bağlar kurulmasına da katkı sağlamaktadır.
Bir milletin bayrağını başka coğrafyalarda saygın kılan şeylerden biri, o bayrağın altına toplanmış muhtaç insanlara nasıl davranıldığıdır.
Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla dünyanın farklı noktalarına ulaşan yardımlar, Türk bayrağını kıtalar arasında uzanan bir gönül köprüsünün sembolüne dönüştürmüştür.
O bayrağın görüldüğü bir yardım merkezinde, insanlara hangi milletten oldukları sorulmadan ihtiyaçlarına cevap veriliyorsa orada insanlığın ortak vicdanı konuşuyor demektir.
Başarının Mükâfatı Cezalandırılmak mı?
Hayatta tuhaf bir gerçek var: Başarılı bir şekilde büyüyen, görünür olan, etkisi artan kişi ve kurumlar daha fazla eleştirinin ve algı operasyonlarının muhatabı oluyor.
Hatta kimi zaman başarının en büyük mükâfatlarından biri, cezalandırılmak oluyor.
Elbette bir kuruma yöneltilen her eleştiriyi onun başarısıyla açıklayamayız. Haklı eleştiriler kurumların kendilerini geliştirmelerine imkân sağlar.
Ancak bir kurumun yıllarca yürüttüğü faaliyetleri yok sayarak hakkında ortaya atılan, aslı astarı olmayan iddialar üzerinden hüküm vermek, gerçeği görmezden gelmek ve örtmektir.
Türkiye Diyanet Vakfı hakkında konuşurken yarım asırlık kurumsal geçmişi, hayırseverlerin katkılarını, çalışanların ve gönüllülerin emeğini, dünyanın farklı bölgelerinde yürütülen faaliyetleri de değerlendirmek zorundayız.
Şimdi düşünelim.
Bir iddia ispatlanmadan o kuruluşun bütün faaliyetlerinin değersizleştirilmesinden kim fayda görür?
Bu günden sonra Gazze'ye ulaştırılacak yardımlarda düşüşler yaşanırsa bundan kim karlı çıkar?
İşgalci soykırımcılar mı dediniz..
Bu soruların cevabı, tartışmaların toplumsal sonuçlarında saklıdır.
Güven Kaybolursa Kim Kazanır?
Bir hayır kuruluşunun en büyük sermayesi, sahip olduğu binalar, araçlar veya mali kaynaklar değildir.
Güvendir.
Hayırsever, emanetinin ihtiyaç sahibine ulaşacağına inandığı için bağış yapar. Gönüllü, emeğinin anlamlı bir sonuca dönüşeceğine güvendiği için çalışır. İhtiyaç sahibi ise kendisine uzatılan elin sürekliliğine inanmak ister.
Bu güven bir kez sarsıldığında yeniden inşa edilmesi yıllar alabilir.
Türkiye Diyanet Vakfına duyulan güvenin zayıflaması, bağışların azalmasına ve yardım faaliyetlerinin daralmasına yol açarsa bundan ilk etkilenecek olanlar ihtiyaç sahipleridir.
Gazze'de, Suriye'de, Afrika ve dünyanın birçok noktasında sıcak yemek bekleyen aileler, eğitim desteğine ihtiyaç duyan öğrenciler, sağlık yardımına muhtaç hastalar...
Peki, Diyanet Vakfı Kimi Fonluyor?
Başlangıçtaki soruya yeniden dönelim.
Türkiye Diyanet Vakfı kimi fonluyor?
Kurumun açıkladığı faaliyetlere ve Diyanet Haber'deki TDV Haberlerine baktığımızda, milletimizin bağışlarıyla Gazze'deki ihtiyaç sahiplerine, dünyanın farklı bölgelerindeki yetimlere, eğitim imkânı arayan gençlere, hastalara ve afet mağdurlarına destek sağlandığını görüyoruz.
Ve bu faaliyetlerin her biri denetlenebilir şeffaflıkata ve hesabı verilebilir durumdadır.
Bir hayır kuruluşunu değerlendirirken onun insan hayatındaki karşılığını da unutmamak gerekir.
Gazze'de bir çocuğun açlığı, Afrika'da bir annenin susuzluğu, Türkiye'de bir afetzedenin çaresizliği bizim buradaki tartışmalarımızın bitmesini beklemiyor.
Biz sosyal medyada kimin haklı çıktığını konuşurken bir yerlerde insanlar bir lokma ekmeğin, bir bardak suyun, bir ilacın yolunu gözlüyor.
İşte bu yüzden sorumluluğumuz büyük.
Türkiye Diyanet Vakfı hakkında konuşurken son bir soruyu aklımızdan çıkarmayalım:
Biz burada bir tartışmayı kazanmak için uğraşırken, dünyanın başka bir köşesinde kimler açıktan ölüyor?
İşimiz çok, yolumuzu gözleyenler var.
Dünyayı iyiler ve iyilikler kurtaracak.
Next