İman ile sevgi arasında açık bir iletişim, güçlü bir bağ vardır.

"Şu üç özellik kimde bulunursa o kimse imanın tadını alır: Allah ve Resulü’nü her şeyden çok sevmek, bir kimseyi yalnızca Allah rızası için sevmek; Allah kendisini kurtardıktan sonra ateşe atılmaktan kaçındığı gibi tekrar inkârcılığa dönmekten kaçınmak." (Müslim, İman, 67)

Hz. Peygamber'in (sas) bu sözünde geçen ilk iki cümlede Allah ve Resulü’ne duyulan sevginin; sonra da herhangi bir ayrım yapılmaksızın Allah için sevmenin önemine vurgu yapılmaktadır.

Son cümlesinde ise, imanı kaybetmek ateşe atılmaya benzetilmiştir.

Hadiste dikkat çeken husus ise iman ile sevgi arasındaki açık iletişim ve güçlü bağdır. İman, sevgiyle beslenen, güzel ahlak ve kardeşlikle hayata yansıyan bir nimettir. Sevgi ise, iman kalbe yerleştikten sonra şefkat ve merhamet olarak ortaya çıkmaktadır.

Yüce Allah, kullarını iman etmeye davet ederek aslında onlara sevmeyi öğretmektedir. Sevgi önce, yaratan ve sayısız nimetler bahşeden Allah’ı sevmekle kalplerde yeşermeye başlar. Dolayısıyla, O’nu sevemeyen, aslında sevgiyi tam manasıyla tatmış olamaz.

Allah için insanları sevmek ise; iman, güzel ahlak, dürüstlük ve iyilik gibi Allah’ın sevdiği güzel özellikleri taşıyan kimseleri sevmek demektir. Bu sevginin kaynağı Allah’ın rızası olduğu için kaybolmaz ve tükenmez. Dolayısıyla, menfaat, yakınlık, makam ve kişisel çıkarlar sebebiyle duyulan sevgi, bu sebepler ortadan kalktığında sona erer.

Kerim kitabımızda buyrulur ki;

"Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin." (Tevbe, 9/24)

Varlığımızın sebebi olan anne-babamız, evlatlarımız, dünya hayatının vazgeçilmez unsurları olan evlerimiz, mallarımız ve ticaretimiz elbette kıymetlidir. Lakin Cenab-ı Mevla, tüm sevgilerin en üstüne Allah ve peygamberine duyulan sevgiyi koymakta ve diğer varlıklara duyulan sevginin âdeta bu ilk sevgiden neşet etmesini salık vermektedir.

Anne-baba sevgisi hususunda bir çok uyarılarda bulunan Rabbimiz, "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. 'Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster.' diyerek dua et." (İsrâ, 17/23-24) buyurmanın yanında aynı şekilde dünya hayatında elverişli bir yaşam ve geçim için de çaba sarfedilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

“Allah’ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma!” (Kasas, 28/77)

Sonuç olarak iman, sevgiyi şekillendirir. Allah’ı seven, varlık sebebi anne-babayı sever, yaratandan ötürü yaratılanları sever.

Allah için sevgi, insanlar arasındaki kardeşliği, merhameti ve samimiyeti güçlendirir. Bu sebeple, Efendimiz (sas) sözlerini; sevginin kaynağı olan imanı kaybetmeyi, ateşte yanıp kül olmakla eşdeğer görmekle tamamlar.

Öyleyse, gönlümüzdeki imanın tadına bir bakalım.

İmanımız, sevgimizi ve davranışlarımızı şekillendiriyor mu?

En çok kimi seviyoruz? En çok kimin sözüne itibar ediyoruz?

İnsanları ne için seviyoruz? Allah için mi yoksa geçici bir çıkar uğruna mı?

İmanı kaybetmenin, insanın hayatındaki en büyük kayıplarından biri olduğunun farkında mıyız?

Yönelttiğimiz bu sorulara, kalplerimizin verdiği cevaplar üzerinde düşünelim ve kendimizi samimiyetle sorgulayarak nefis muhasebesi yapalım.

Allah, hepimize imanın tadını tattırsın!