Herkesin bir yarın listesi vardır... ‘Bakarız’ demekten ziyade daha ayakları yere basan bir ifade izlenimi verir ‘yarın’ demek. Yarının planlarını bugün yapmak çok kolaydır ama o yarınlar da hiç gelmez. Gelse de yarının yarını ile oyalar insan kendini.
Saatçinin vitrininde yıllardır çalışmayan bir saat vardır. Bir gün genç bir adam merak edip sorar: "Usta, bu bozuk saati neden hâlâ burada tutuyorsun?" Saatçi gülümser. "Bu saat bozulduğu gün bana tamir için getirilecekti." "Peki, neden getirilmedi?" "Sahibi hep 'Yarın uğrarım.' dedi. Aradan haftalar geçti. Sonra aylar... Sonra yıllar... Bir gün saatin sahibi öldü. Saat ise hâlâ aynı zamanı gösteriyor... İnsanlar bozuk saatlerini tamir ettirmeyi erteler. Ama fark etmezler ki asıl ilerleyen saat, duvardaki değil; kendi ömürleridir."
Hayatta ertelenen her iş, eksilen bir fırsattır. Halbuki insan için bugün yapılan küçük bir iş, yarına bırakılan büyük bir plandan daha değerlidir. İnsan hep vaktim var der, vaktim bitti diyeceği vakti bilmediği için. Yarın diye diye koca bir ömür geçer, ibretlik bir keşke ise vitrindeki saat gibidir.
Saatler sadece geçen zamanı gösterir, zamanda yapılan tercihler ise hayatın kendisini. Hayat her şekilde yaşanır ve biter, asıl iş hakiki anlamda var olmaktır. Gerçek bir var oluş, yarını, yarından sonrasını, dünden öncesini ve tabii bugünü bilmekle mümkündür. Nereden gelip, nereye gittiğini bilen vaktin hikmetini arar ve her vaktin fırsatını kollar... Vakit önüne hangi vazifeyi çıkardıysa mazeret batağına düşmeden vazifesini yerine getirir. ‘Yarın’ hastalığının tek ilacı o ilk anı değerlendirmektir.
Asr suresinde ‘zamana and olsun’ der merhameti sonsuz olan Rabbimiz... Kullarının en derin zaafıdır çünkü vakti israf etmek ve zamanda aldanmak. Allah Resulü’nün (sas) işaret ettiği gibi insanın en büyük gafleti zamandır, bir de sağlık. Bitip tükenmez gibi algılamak ister bu iki nimeti ve insan en kolay da kendini kandırır. Kana kana kanar bu fikre...
Herkesin ömür sermayesi gözlerinin gördüğü bir kum saatinden aksaydı, bu hakikatin idrakine göz de iştirak etseydi, insanın gafleti aynı olur muydu bilinmez... Marifet, kalbin gözü ve kalbin aklı ile idrak edip, en gerçek hakikati ıskalamamakta. Nerede biteceği bilinmez ömrün... Bitiş bilgisi değil, biteceği bilinci işe yarar çünkü. Bir adam Hz. Peygamber’e (sas), “Kıyamet ne zaman kopacak yâ Resûlellah?” diye sorar. Bunun üzerine Peygamberimiz (sas), “Onun için ne hazırladın?” diye sorar. (Buhârî, Edeb, 96)
Velhasıl, herkesin bir yarın listesi vardır... ‘Bakarız’ demekten ziyade daha ayakları yere basan bir ifade izlenimi verir ‘yarın’ demek. Yarının planlarını bugün yapmak çok kolaydır ama o yarınlar da hiç gelmez. Gelse de yarının yarını ile oyalar insan kendini.
Yarın listeleri ile dolu büyük planlar tuzağına düşmeden, bugünün mütevazı ama istikrarlı amellerine ihtiyacı var insanın...
Geçici olanın peşinde ‘keşkeler’ biriktirip tükenmeden, baki olanı bulmaya ve güzel bir iz bırakmaya...
“Akıllı kişi kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise arzularının peşinde koşup da Allah’tan bağışlanma dileyendir.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 25)
Next