Millet mefkûremizde “ebedilik” ideal ve arzusuna konu olan unsurdur Devlet.

Nitekim bu ülküyü ifade etmek için “Devlet-i Ebed Müddet” demiş atalarımız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu mefkûrenin bir tezahürü olarak tarih sahnesinde yer alan devletler zincirinin bir halkasıdır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan zorluklar ve karşılaşılan badireler nedeniyle ileri sürülen “çöküş” ve “yok olma” teorilerine karşı, “yeniden doğuş” ve “hep varoluş” umudunun bir başka adıdır Cumhuriyet. İşte bu umudun ilham kaynağı “Devlet-i Ebed Müddet” ülküsüdür.

​Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Osmanlı gibi büyük bir Devletin devamı olduğu hususu, tarihçilerce de kabul ve ifade edilen bir hakikattir. Nitekim 1965 yılının Mayıs ayında yayınlanan Ötüken Dergisi’nin 65. sayısında, Atsız’dan naklen yer verilen şu tespitler, bu noktayı açıkça ifade etmektedir: “Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun devamıdır. Osmanlı İmparatorluğu, İlhanlı Devleti’nin uç beyliğinden doğmuştur; demek ki onun devamıdır. İlhanlı Devleti Anadolu’daki Selçuklu devletinin devamıdır. Anadolu’daki Selçuklu Devleti ile Batı Türkistan ve İran’daki Harzemşahlar Devleti Büyük Selçuklu Devleti’nin devamıdır. Büyük Selçuklu Devleti; Karahanlıların, Karahanlılar Uygurların, Uygurlar Gök Türklerin, Gök Türkler Aparların, Aparlar Siyenpilerin, Siyenpiler Kunların devamıdır. Bu devamlar kesintisiz, aralıksız bir tarihin kadrosudur. Yani biz, biri yıkılıp biri kurulan ayrı ayrı devletlerin değil, bir bütün halinde sürüp gelen bir devletin milletiyiz.”

​Yine tarihçilerin de temas ettiği üzere; Cumhuriyetin ilanının ardından Devlet, yönetim biçiminin farklılaşması dışında tüm kurumlarıyla devam etmiştir: Örneğin Osmanlı döneminde var olan Meclis, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” formatıyla ve dualarla yeniden açılarak faaliyetlerine devam etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere” Şer‘iyye ve Evkaf Vekâletinin yerine ihdas edilmiştir. Ayrıca diğer tüm bakanlık ve kurumlar, yeni idare biçimine uygun olarak ama temelde aynı fonksiyonel nitelikleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yani Devlet, Cumhuriyet versiyonuyla kaldığı yerden devam etmiştir. Hatta Devletin yeni sürümünün kuruluş dönemindeki idaresini, Osmanlı Devleti’nin yetkin ve etkin isimleri üstlenmişler, mamafih bu görevi büyük bir özveri ve gayretle icra etmişlerdir.

​Bütün bu hakikatler ve yıldönümünü idrak ettiğimiz Cumhuriyet, sözü edilen “Devlet-i Ebed Müddet” anlayışının bir neticesidir elbet. Bu hakikatle birlikte Cumhuriyet, imanla yenilenme ve İslam’la yeniden var olma mücadelesinin bir sonucudur. Harp meydanında “Lailaheillah” nidalarıyla toprağa düşen şehitlerin kanlarıyla sulanarak yeniden filizlenmiş bir çınardır. Küffarın işgaline karşı kadim Türk-İslam devlet aklının bir ürünüdür. Tarihçi Murat BARDAKÇI’nın da ehemmiyetle üzerinde durduğu gibi; Samsun’a çıkış ile başlayan devlet operasyonunun finalidir Cumhuriyet. Büyük bir inanç mücadelesiyle inşa edilmiş bir emeğin semeresidir. Ve -inşallah- kıyamet sabahına kadar da varlığını devam ettirecektir.

Diğer taraftan ebedilik ülküsüne konu olan Devletin, Milleti yaşatmak için var olduğu hususu, bir başka hakikattir. Dolayısıyla “Millet” de aynı şekilde ebedilik gayesine konu asli unsurdur. Nitekim “Millet-i Ebed Müddet” vecizesinin de aynı noktayı ifade eden birbaşka kutlu yemin olduğu ifade edilmiştir.

​29 Ekim Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Devletimizi ve Milletimizi bugünlere taşıyan cümle şehitler, gaziler ve kahramanları minnet ve hürmetle anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.