"Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin." mealindeki ilahî kelam, kıyamete kadar yaşayacak tüm çağlara ve insanlık âlemine "temel" ve "merkezî" bir hakikati, Hz Muhammed (s.a.s) üzerinden ilan ediyor: güzel ahlak...

"Huy" ve " tabiat" anlamlarındaki "ahlak" kelimesinin, "insanın yaratılması" anlamını ifade eden kökten türemesi tesadüf olmasa gerek. Bu aynîliğin; insanın var oluşu ve sürüp giden hayatının, ahlaktan ayrı değerlendirilmesine imkân olmadığını ihsas ettiği söylenebilir.

Evet, İslam'ın güzel ahlakı "temel" bir hakikat olarak kabul ve ilan ettiği son derece açık. Nitekim İslam, bireysel ve toplumsal nitelikli her türlü sosyal, siyasal, ekonomik ve hukukî tutum ve davranışların, ahlak temeli üzerine inşa edilmesini salık veriyor.

İnsanlığa kılavuz Kerim Kitabımızın evrensel mesajları ile Hz. Peygamber'in söz ve davranışları bir bütün olarak incelendiğinde, güzel ahlakın temel ve esas alındığı anlaşılıyor. Zira akitlerin inıkadı, ilişkilerin tesisi ve yargısal hükümlerin vazı, güçlü bir ahlakî temel üzerine inşa edilmek istenmekte. İslam'ın bütün bu muamele ve ilişkiler üzerinden güzel ahlak ile hemhal olmuş bireyler yetiştirme, bu suretle de ahlaklı fertlerden müteşekkil bir toplum inşa etme arzusu açıkça müşahede ediliyor.

Bununla birlikte, ahlak ilkesinin temelde konumlandırılması, "merkezî olma" zorunluluğunu da beraberinde getirmekte.

İslam'ın, bireye ve topluma güzel ahlak ilkesini kaçınılmaz olarak tavsiye etmesi; kuruluşta mesnet kabul edilen bir hususiyetin, inşa ve mevcudiyet süreçlerinden ayrı düşünülmesinin kabul edilebilir olmadığı mesajını vermesi olarak düşünülebilir.

Dolayısıyla da İslam açısından güzel ahlak hem "temel" hem de "merkezî" bir ilkedir. Hz. Aişevalidemizden nakille kulaklarımızda çınlayan " O'nun (s.a.s) ahlakının Kur'an'ın ahlakı" olduğu hakikati de bu noktayı açıkça teyit etmekte.

Nitekim "temel” ve “merkezî” olma şeklinde ifade edilen bu özelliklerin, Yaratıcı tarafından dikkate alınarak varoluşsal sürecin şekillendirildiği söylenebilir. Zira Yaratıcı katından insanlığa kaynak ve rehber olarak gönderilen Kur'an'ın tebliği için tavzif edilmiş elçinin Kur'an ahlakı ile hayat sürmesi ve varlığını devam ettirmesi; teorik açıdan temel alınan ahlakın, son ve kutlu elçi Hz. Peygamber aracılığıyla merkeze (pratiğe) alınması demektir.

Şu halde ahlak, yaratılış ile aynîlik arz eden, her türlü tutum, davranış ve ilişkinin temelinde bulunması arzu edilen, aynı zamanda bireyin ve toplumun yaşam sürecinin merkezinde konumlandırılması salık verilen, son derece hayatî ve ehemmiyetli bir ilke olarak karşımızda durmaktadır.

Böylesi bir ilkenin, en mükemmel şekliyle tezahür ettiği yegâne numune, âlemlere rahmet Hz. Muhammed Mustafa'dır.

Velâdetinin sene-i devriyesi münasebetiyle sürûriçindeyiz.

Şefaatini umar, salât ve selâm ederiz.