Sosyal medya yayıncısı Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudileri konu alan belgeselinden geriye, Türkiye’de en fazla şu cümle kaldı: “Yahudi aklı bunu da düşündü.”
Cümle, önce belgeselde gösterilen bazı dinî hükümleri uygulamamak ve etrafından dolaşmak için başvurulan yöntemleri ifade etmek amacıyla kullanıldı. Ardından kuralları dolanan, kestirme yol bulan, sorumluluktan kaçan herkes için söylenen bir sosyal medya kalıbına ve akımına dönüştü.
Şimdi aynı sesin üzerine birbirinden ilgisiz videolar çekiliyor. Birileri eğleniyor, birileri izleniyor, birileri de bu geçici akımdan kendisine şöhret devşirmeye çalışıyor.
Fakat mizah diye yapılan şey gerçekten bu kadar masum mu?
Belgeselde sözü edilen düşünme biçiminin temelinde, dinî hükümlere itaat etmek yerine onların çevresinden dolaşmak bulunuyor. Yani hüküm yerinde duruyor fakat çeşitli yöntemlerle etkisiz hâle getiriliyor ve uygulanmıyor. Burada söz konusu zihin yapısı dinin emirlerini açıkça reddetmiyor, onu kendi kurnazlığıyla anlamsızlaştırmaya çalışıyor.
Kur’an’ın anlattığı cumartesi yasağı hadisesinde de benzer bir tavır görülür. Deniz kıyısındaki topluluğa cumartesi günü avlanmak yasaklanmıştı. Balıkların özellikle o gün kıyıya gelmesi üzerine yasağı görünüşte çiğnemeden avlanmanın yollarını aradılar. Deniz kenarına havuzlar açıp bunları kanallarla denize bağlayıp, balıklar cumartesi günü havuzlara girince pazar günü onları avladılar. Kur’an, hükmün lafzını koruyormuş gibi yaparak maksadını çiğneyen bu topluluğun ağır biçimde cezalandırıldığını bildirir. Nisâ sûresinde de cumartesi yasağını çiğneyenlerin lanetlendiği hatırlatılır.
Bakara sûresindeki sığır kıssasında ise İsrailoğullarına bir sığır kesmeleri emredilir. Açık olan bu emir karşısında hemen harekete geçmek yerine, “Nasıl bir sığır?”, “Kaç yaşında?”, “Ne renk?”, “Toprağı sürenlerden mi?” şeklinde peş peşe sorular yöneltirler. Her soru, emri yerine getirmeyi kolaylaştırmaz aksine alanı daraltır ve işi dahda da zorlaştırır. Kur’an-ı Kerim bu tavrın sonunda, “Neredeyse bunu yapmayacaklardı” (Bakara, 71) buyurur.
Bugün sosyal medyada mizah malzemesine dönüştürülen şey, tam olarak hükmün etrafından dolaşma maharetidir. Daha vahimi, bu davranışın “zekâ” kelimesiyle yan yana getirilmesidir. Böylece kurnazlık akıllılık, sorumluluktan kaçmak çözüm üretmek, ilkeyi delmek pratik düşünmek gibi gösterilmektedir.
Bir davranışı eleştirmek için sürekli tekrar ettiğimizi düşünebiliriz. Fakat sosyal medya bizim niyetimize değil, meydana getirdiğimiz etkileşime bakar. Öfkeyle izlemek de eğlenerek paylaşmak da aynı videonun erişimini büyütür. Ve eleştirmek amacıyla kullandığımız bir sloganı farkında olmadan binlerce kişiye ezberletebiliriz. Böylece bir süre sonra eleştirilen o davranış unutulur ama sloganı kalır.
Reklamcılıkta bunun karşılığı “kazanılmış medya (reklam bütçesi harcamadan, organik ve doğal yollarla elde edilen her türlü tanıtım, görünürlük ve medya kapsamı”, “viral pazarlama (mesajın kullanıcılar tarafından gönüllü olarak ve hızla bir virüs gibi başkalarına yayılması)” ve “meme / mim pazarlaması” gibi kavramlarla açıklanır. Bir kişi veya kurum reklam ücreti ödemez ancak kullanıcılar onun görüntüsünü, sesini ve fikrini kendi istekleriyle yayar. Böylece her yeni video, başlangıçtaki içeriğin ücretsiz reklamına dönüşür. Meme / mim pazarlamasının temelinde de kullanıcıların aynı kalıbı taklit ederek yeniden üretmesi vardır.
Burada reklamı yapılan yalnızca bir belgesel değildir. Aslında bir düşünme ve davranma biçimi de tanıtılmaktadır.
“Yahudi aklı bunu da düşündü” denilerek hazırlanan her mizah videosu, farkında olunmadan şu mesajı verebilir: Bir kural seni zorluyorsa ona uyman gerekmez, açığını bulman yeterlidir! Verdiğin söz ağır geliyorsa sözün ruhunu değil kelimelerini esas al! Sorumluluktan kaçmanın zekice bir yolunu bulursan yaptığın, yanlış olmaktan çıkar!
İşte ahlaki dezenformasyon burada ortaya dökülür.
Dezenformasyon her zaman yalan haber üretmek değildir. Bir kötülüğün adını değiştirmek de yanıltıcılığa dahildir.
Hileye zekâ, gösterişe başarı, ölçüsüzlüğe cesaret, mahremiyet ihlaline içerik üretimi denildiği zaman kavramlar yerinden oynar. İnsan, aslında yanlış olduğunu bilse uzak duracağı bir davranışı farkında olmadan eğlenceli bir ad altında tekrar etmeye başlar.
Mizahın tehlikesi de buradadır. Kişi güldüğü şeye karşı savunmasını yavaş yavaş kaybeder. Ciddi biçimde anlatıldığında kesinlikle reddedeceği bir düşünceyi, şaka hâlinde dinler, tekrarlar ve başkasına aktarır.
Salt maruz kalma üzerine yapılan araştırmalar, tekrar edilen bir unsurun, olumlu olumsuz fark etmez, zihinde daha tanıdık hâle geldiğini ortaya koymaktadır. Tanıdıklık her zaman benimsemek demek de değildir. Fakat bu durum verilecek ilk tepkiyi zayıflatabilir, yabancılığı azaltabilir ve davranışı sıradanlaştırabilir.
Ürkütücü bir soru:
Bugün gençlere “Kuralın açığını bulmak zekâdır” fikrini şaka yoluyla öğreten bir akım, yarın hangi alanda karşımıza çıkacaktır?
Sınavda kopya çeken, kamu malını şahsi işi için kullanan, ticarette ölçüyü kaçıran, verdiği sözün etrafından dolaşan veya kanundaki boşluğu ahlaksızlığına kalkan yapan kişi de kendisini “çözüm üretmiş” mi sayacaktır?
Üstelik bütün bunlar birkaç saniye daha fazla izlenmek uğruna yapılıyor.
İçerik üreticisi neyi yaydığını, hangi fikri sevimli ya da komik gösterdiğini ve toplumsal hafızaya hangi davranış kalıbını önerdiğini düşünmüyor. Akım varsa katılıyor, ses popülerse kullanıyor, izlenme ihtimali varsa ahlaki sınırları pek de önemsemiyor.
Şöhret arzusu düşüncenin önüne geçtiğinde, başta içeriği yöneten insanı bu kez içerik yönetmeye başlar.
Müslüman toplum açısından ise risk, Allah’ın emirlerinin etrafından dolaşmayı ifade eden bir davranışın eğlenceli bir maharet gibi sunulmasıdır. Oysa İslam ciddiyettir, malayani işlerden uzak durmaktır. Çünkü İslam’da kulluk, hükmün etrafından dolanmak değil, maksadını anlamak ve samimiyetle teslim olmaktır. Mümin, “Bunu nasıl yapmam?” diye değil, “Bunu en doğru şekilde nasıl yerine getiririm?” diye düşünür.
Sosyal medyada her akıma katılmak güncel olmak anlamına gelmiyor. Akımların büyük çoğunluğu insanı güldürüp eğlendirirken gerçekte değerlerini aşındırır. Bazı şakalar birkaç saniyelik eğlence üretirken uzun süre devam edecek yanlış bir davranışı da normalleştirir.
Sanırım yanıldığımız yer şurası:
Alay ettiğimiz şeyi küçülttüğümüzü düşünmek...
Oysa sesini kullanıyor, sloganını tekrarlıyor ve görüntüsünü çoğaltıyorsak gerçekte onu büyütüyoruz demektir.
Bu akım karşısında sorulması gereken soru şu olabilir mi?
“Yahudi aklı bunu da düşündü” derken, biz neyi düşünmeden yayıyoruz?
Next