İnsan, ne gayreti bırakıp pasifliğe düşerek ne de teslimiyeti unutup dünyayı tek başına sırtlanmaya çalışarak mutlu olabilir. Gerçek huzur, bu üç erdemi aynı çizgide buluşturabilmektedir.

İnsan belirli sınırlar çerçevesinde yaşayan bir varlıktır. Kendisine lütfedilen akıl ve iradeyle doğru ve yanlışı ayırt eder, seçimlerini serbestçe yapar. Bu yetilerle hayat yolculuğundaki engelleri aşıp zorluklarla mücadele ederken; bir yandan da hür iradesiyle yaptığı her eylemin sorumluluğunu üzerinde taşır.

İşte tüm bu çabaların istikrarlı bir şekilde sürdürülebilmesi, denge içerisinde kalabilmesi için üçlü sacayağına ihtiyaç vardır: Gayret, tevekkül ve teslimiyet.

İlk ayağı olan gayret, bir işi başarmak için elinden geleni yapmak, gücünün yettiği kadar çaba göstermektir. İkincisi, bu uğraş ve emeğinin sonucunu Allah'tan beklemek olan tevekküldür. Son olarak da teslimiyet, gayret ve tevekkül gösterdikten sonra neticeye rıza göstermektir.

Gayret, "Allah’ın sana verdiğinden âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma!" (Kasas, 28/72) ayeti mucibince her türlü nasibini arayıp bulması için, insanın attığı ilk ve en önemli adımdır. İmkanlar elverdiği müddetçe çalışması ve ter dökmesi, istek ve düşüncelerin ötesinde gerçek bir eyleme dönüştürmesidir. Fakat insanın gücü ve kudreti elbette sınırlıdır. İşte imkanların bittiği, çarelerin tükendiği yerde tevekkül devreye girer. Göstermiş olduğu sa'yü gayretin akıbetini "Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir." (Tevbe, 9/129) diyerek yüce makama, sonsuz kudrete havale eder. Böylece kaygı ve endişelerden uzak bir güven duygusu içerisinde beklemeye başlar. Sonrasında ise olumlu ya da olumsuz, istediği gibi ya da değil, umut ettiği veya tam tersi, iş nihayete erdiğinde "Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 2/216) mesajını içselleştirerek ilahi takdire boyun eğer.

Gayret insanın kendisine lütfedilen kabiliyetleri harekete geçirmesi, tevekkül yüce Allah'ı vekil kılması, teslimiyet de hayırlısı budur diyerek hikmet çıkarmasıdır.

Gayret mücadeleyi tetikler, tevekkül yüklerden kurtulmayı hedefler, teslimiyet kalbin sükun bulmasını sağlar.

Gayret sorumluluğu, tevekkül sınırlılığı, teslimiyet ise huzuru getirir.

İlahi beyan çerçevesinde anlaşılmaktadır ki:
"İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder." (Necm, 53/39) ayeti gayreti, "Kim Allah’a dayanıp güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır." (Talak, 65/3) ayeti tevekkülü, "İşini güzel yaparak kendini Allah’a veren ve hanîf olarak İbrâhim’in dinine uyan kimseden kimin dini daha güzel olabilir!" (Nisa, 4/125) ayeti teslimiyeti öğütler.

Sevgili Peygamberimiz'in (sas) de: "Hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık asla yememiştir." (Buhârî, Büyû', 15) sözü çalışmaktaki gayretin, "Allah katında amellerin en sevimlisi hangisidir?" diye sorulan soruya "Az da olsa devamlı olanıdır." (Müslim, Müsâfirîn, 216) cevabı ibadetteki gayretin, "Eğer siz gereği gibi Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp (akşam) doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırdınız." (Tirmizî, Zühd, 33) sözü tevekkülün, "İnsanoğlu, Allah'ın kendisi için takdir ettiğine rıza gösterirse mutlu olur. Şayet, Allah'tan hayırlı olanı ummayı terk eder ve Allah'ın kendisi için takdir ettiğine kızıp, isyan ederse bedbaht olur." (Tirmizî, Kader, 15) sözü de teslimiyetin en güzel anlatım şeklidir.

İnsan, ne gayreti bırakıp pasifliğe düşerek ne de teslimiyeti unutup dünyayı tek başına sırtlanmaya çalışarak mutlu olabilir. Gerçek huzur, bu üç erdemi aynı çizgide buluşturabilmektedir.

Kader gayrete aşık, gayret tevekküle sevdalı, tevekkül de teslimiyete candan bağlıdır.