İslam dinine göre, canlandırma veya diriltme fiilinin hakiki ve nihai faili “Hay” ve “Muhyi” isimleriyle Allah'tır. İşte hayat da bedene ilahi bir soluk vermenin neticesidir. (DİA)

Hayat, maddi olarak varlığın diri ve canlı olması, hareket edebilmesi, hissedebilmesi ve varlığını sürdürebilmesidir. Manevi anlamda ise insanın; kalbinin imanla uyanık, vicdanının merhametle diri, ruhunun şefkatle canlı olmasıdır.

İnsan hayatta iken bazen sıkıntılarla karşılaşır, kalbi yorgunluk yaşar, iç aleminde durgunluk hisseder, dış dünyada bitmeyen telaşeler, arkası kesilmeyen kaygılarla bir koşturma içerisinde kaybolmaya başlar.

İşte Ramazan ayı, insanı yeniden dirilten, özüne döndüren, fıtratına uygun hareket etmesini sağlayan bir ilahi nefha gibi, ruhunu arındırır, gönlüne yeniden hayat verir.

Ramazan, insanı değiştiren ve dönüştüren manevi bir eğitim ve öğretim mektebidir.

Ancak asıl mesele, Ramazan’ın değiştirdiği kişinin, Ramazan’dan sonra da aynı istikamette yürüyebilmesidir. Çünkü önemli olan, bu güzelliklerin sadece bir ay değil bütün yıl boyunca yaşanabilmesidir.

Allah Resulü'nün “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile Cuma, bir sonraki cumaya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Tahâret, 16) sözündeki hikmet günlük, haftalık ve aylık ibadetlerin insanın arınma ve yenilenmesinin sürekliliğine işaret etmesidir.

Ayrıca elde edilen manevi kazanımların sadece gün, hafta, ay ve yıl ile sınırlı kalmayıp ömür boyunca davranışlara yansımasını ifade eder.

Ve yine Sevgili Peygamberimizin “Ramazan ayı size bereketiyle geldi. Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, o ayda duaları kabul eder. Allah Teala sizin (Ramazan ayındaki ibadet ve hayır konusunda) birbirinizle yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O halde iyilik ve hayırdan yana Allah Teala’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah'ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse bedbaht kimsedir.” (Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, III, 344) ifadesini,

Ramazan ayında kazanılan tüm güzel hasletleri diğer aylara da yaymak suretiyle bu bir aylık ibadeti bir ömürlük davranışa dönüştürmek olarak da anlamak gerekir.

Nasıl ki okulda belli bir branşta eğitim gören kişi o alanda uzmanlaşıp mezuniyet sonrası çalışma hayatına atılıyorsa; Ramazan ayı da Müslümanların manevi gelişimini tamamladığı bir ihtisas dönemi ve yoğunlaştırılmış staj sürecidir.

​Ramazan mektebinde teorik ve pratik olarak öğrenilen hem bireyi hem de toplumu ilgilendiren her bir ders, Ramazan’ın bitişiyle birlikte hayatın içinde uygulanmaya başlar. Tıpkı mesleğinin gereklerini yerine getiren amir, memur, işçi, işveren vb. gibi.

İşte mezun olmak bir son değil, aksine öğrendiklerini hayata geçirme vaktinin geldiğinin ilanıdır. Kişi eğer bunu yapmaz ise eğitimi kağıt üzerinde kalmış olur.

Ramazan ayı boyunca insan sabır, şükür ve kanaat kavramlarını içselleştirerek anlamlandırır, hırs, haset ve israf gibi kendisini mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükleyen davranışlarına çeki düzen verir. Namaz, iftar ve imsak vakitlerindeki hassasiyeti, her türlü iş ve eyleminde disiplinli olmasını sağlar. Zekat, fitre, fidye ve sadaka gibi mâli; bir tebessüm, bir empati, bir güzel söz gibi manevi her türlü paylaşma ve yardımlaşma, zaman içerisinde alışkanlık haline gelir. Ve böylece toplum içerisinde kolektif bir bilinç oluşur.

“Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhâri, Rikâk, 18) hadisi mucibince de Ramazan’ın feyzi ve bereketi sadece bir aya değil, bütün bir ömre yayılarak her türlü güzellik ve iyiliklerin başlangıcı olur.