“Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekat, 45)

İslam medeniyetinin inşa ettiği toplum anlayışında aile, imanın yaşandığı ilk mektep, ahlakın öğrenildiği ilk çevre ve dünya ile ahiret dengesinin kurulduğu ilk sığınaktır. Bu sebeple İslam, ailenin maddi ihtiyaçlarının gözetilmesini ve manevi bağlarının korunmasını emretmiş, aile fertlerinin birbirlerine karşı sorumluluklarını ihmal etmelerini ise ağır bir vebal saymıştır.

Bir hadislerinde Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُضَيِّعَ مَنْ يَقُوتُ

“Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekat, 45)

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ

“Allah’ın, (iki cinse) birbirinden farklı özellik ve lütuflar bahşetmesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar.” (Nisa, 4/34) ayeti de erkeğin, aile içerisinde en önemli sorumluluklarından birini hatırlatmakta; erkeğin ailesinin nafakasını temin etme, yiyecek, giyecek ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını maruf ölçüde karşılama ve onları bu hususta sahipsiz bırakmama sorumluluğunu infak kavramı ile temellendirmektedir.

Erkeğin ailesine yaptığı harcamanın infak kelimesiyle zikredilmesi, bunun mali bir yük değil, aileye olan sevgi, merhamet ve fedakârlığın bir tezahürü olduğunu göstermektedir. Nitekim aile için kazanılan helal lokma, İslam nazarında ibadet değerindedir.

Nitekim, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

إِذَا أَنْفَقَ الرَّجُلُ عَلَى أَهْلِهِ يَحْتَسِبُهَا فَهُوَ لَهُ صَدَقَةٌ

“Kişi, sevabını Allah’tan umarak ailesi için harcama yaparsa, bu onun için sadaka olur.” (Buhari, İman, 41)

Öte yandan ayette geçen kavvâm kelimesi, zaman zaman yalnızca yöneticilik veya otorite kavramı üzerinden anlaşılabiliyor olsa da kelimenin kökü olan kıyam, bir işi ayakta tutmak, korumak ve sorumluluğunu üstlenmek anlamlarını taşımaktadır. Erkeğin ailede kavvâm oluşu; nafakayı temin etmesi, güven ortamını oluşturması, eşinin ve çocuklarının maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılaması demektir. Dolayısıyla ayetin yüklediği anlam, bir üstünlük iddiasından ziyade bir mesuliyettir.

Velhasıl, aile yalnızca maddi imkânlarla ayakta duramaz. Sevgi, şefkat ve merhametin eksik olduğu, maneviyatın hayat bulmadığı bir yerde gerçek anlamda aile olmaktan söz edilemez. Günümüzde nice eşler ekonomik sıkıntıdan ziyade sevgi ve ilgi eksikliği sebebiyle yıpranmaktadır. Birçok çocuk da maddi imkânsızlıktan değil, anne babasının vakitsizliğinden, iletişimsizliğinden ve manevi yalnızlığından zarar görmektedir.

Peygamber Efendimizin (sas), sürekli ibadet etmesi nedeniyle ailesini ihmal eden Osman b. Maz‘ûn’a nasihati son derece önemlidir:

فَاتَّقِ اللَّهَ يَا عُثْمَانُ، فَإِنَّ لِأَهْلِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِضَيْفِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا

“(Aileni ihmal etme hususunda) Allah’tan sakın ey Osman! Çünkü ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin de senin üzerinde hakkı vardır.” (Ebû Dâvûd, Teṭavvu’, 28)

Bir insan, Allah’a kulluk gibi bir gaye uğruna dahi ailesini ihmal edemiyorsa, dünya meşgalesi, eğlence, makam ve mal uğruna ailesini ihmal edenlerin omuzlarında nasıl bir vebal taşıdığını düşünmek gerekir.

Müslüman, denge insanıdır. Çocuğuyla, eşiyle ilgilenmenin, ailesine vakit ayırmanın Allah’ın rızasını kazandıran salih ameller arasında yer aldığını unutmamalı ve buna göre davranmalıdır.

Bizlere düşen görev evlerimizi yalnızca içinde yaşadığımız mekanlar değil; imanın, sevginin, merhametin ve güzel ahlakın hayat bulduğu yuvalar haline getirmektir. Unutmayalım ki, evlatlara bırakılacak en büyük miras servet değil; sağlam bir iman, güzel bir ahlak ve huzur dolu bir aile iklimidir.