Her gün biriktiriyoruz; sessizce, farkında olmadan, kimi zaman da göz açıp kapayıncaya kadar. Duygular, anılar, kırık-dökük parçalar, hüzünlü saatler…

Üzerimizde iz bırakıyorlar, ama çoğu zaman fark edemiyoruz. Zaman öyle hızlı akıyor ki, “Bugün günlerden ne?” sorusu dilimizden dökülüyor istemeden. Hedeflerimiz uzaklaşıyor, biz farkında olmadan sürükleniyoruz hayatın karmaşası ve telaşı içinde.

Ama duraklar var ömür sermayemizde. Sessiz ve sedasız duraklar… İçimize çektiğimiz nefesin, yolumuzu gösteren ışığın durakları. Gönle düşen bereket mevsimi olan üç aylar da öyle bir durak. Yolcularını bekliyor; bedenleri dinlendiriyor, gönülleri ferahlatıyor.

Recep ayının bereketini, şaban ayının rahmetini ve on bir ayın sultanı ramazanın mağfiretini barındıran üç aylar… Her biri sanki cennetten kokular taşıyan bir bulut gibi gelir İslam âleminin üzerine. İlahi rahmet ve mağfiret dalgalarının coştuğu, huzur ve sükûnun kalplere nakşedildiği zamanlar… Hayatımıza sayısız güzellikler katan iyiliklere rağbet, kötülüklerden firkat ve büsbütün iyilik ve güzellik iklimi…

Cenabıhakk'ın mahzun gönüllere sağanak sağanak indiği, mağfiret ve inayetinin yeryüzünü kuşattığı anlar… Hayatı soluk soluğa yaşarken unuttuklarımızı hatırlatan, sükûnetin ferahlatıcı etkisini duygu dünyamıza taşıyan ibadetlerle zenginleştirmeye çalıştığımız zamanlar…

Hasretle yolunu gözlediğimiz, sımsıcak hanemize misafir ettiğimiz kutlu bir mevsim. Bizlere sekinet ve hakikat bahşeden manevi kurtuluş reçetesi. Mülkün sahibi, âlemlerin rabbi, yüce Allah’a yöneliş ve O’nun yanına sığınma. Örselenen ruhları onarmaya, zayıflayan erdemleri güçlü kılmaya, unuttuğumuz hakikatleri tekrar hatırlatmaya gelen vakitler. Pek çok güzelliğin yaşandığı, rahmet ve bağışlanma mevsimi Ramazan-ı şerife bir adım daha yaklaştığımızın habercisi.

Kazançların ve kayıpların gözden geçirildiği feyizli anlar. “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın!...” (Haşr, 59/18) ilâhî hitabına uygun olarak her mümin, ömrünün muhasebesini gözden geçirmelidir. Her şeyin karşılığının tastamam verileceği hesap gününe hazır mıyız? Fani hayatın telaşına düştüğümüz kadar, ebedi hayatın kaygısını da taşıyor muyuz? soruları zihnimizi hep meşgul etmeli. İşte bizler ta uzaklardan gelerek evimize yerleşen, evimizin en güzel yerine konuk ettiğimiz sükûnetin gönüllere indiği bu mübarek vakitlerde yaratılış gayemizi yeniden idrak ederiz. Bizler yeni safhaların önünü açarak, başlangıçlara adım atarız. Ahirete uzanan yolculuğun ehemmiyetini anlarız.

“Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim.” (Mümin, 40/60.) bir çağrıdır bu.
Kulak vermek ve hayata geçirmek gerekir. Öğrenilir bu çağrıda takva, keşfedilir şükür. Tefekkürle, tezekkürle… Kendine dönmektir bu aylar. Hesap sormaktır kalbe. Tövbe ile silmek, yenilenmektir baştan. Bereket gizlidir vaktinde. Huzur sinmiştir gecesine.

Ve Regaib…Yalnızca Rabbine yönelenin, başlangıç yaptığı eşiğidir.

Miraçtır; Peygamberimizin bir gecede Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da semanın sonsuzluğuna uzanan yolculuğu. Temaşa etmiştir orada, Allah’ın kudretine dair nice sırları, nice hikmetleri.

Çetin midir Mekke günleri, hüzünle yoğrulmuş mudur yürekler… İşte tam o vakitte gelir Miraç; bir teselli olur, ilahî bir destek olur. Yalnız değildir kul, sanmasın kendini sahipsiz; sebat eden, inandığı gibi yaşayan asla yardımsız bırakılmaz.

Bir armağandır Miraç; zorluklara rağmen umudu diri tutanlara, sabırla yürüyenlere. Kulun Rabbine yükselişini, Rabb’in kuluna yakınlığını öğütler sessizce.

Cenabıhak, lütfetti bizlere bu vakitleri. Zaman mı, yoksa bir nefes, bir duraklama mı… kim bilir. Geçmişi hatırlatır bize, geleceği fısıldar sessizce. Nefis ister, bitmez arzularla coşar, ama gönül bilir… yönünü, istikametini Rabbine dosdoğru çevirmek gerekir.

Hatalar, günahlar… tevbe ile yıkanır ruh. Dua ve niyaz… yükselir göğe, belki kabul olur, belki merhametle sarılır kul. Umut vardır, her daim vardır; çünkü Rahman’ın kalbe açılan rahmet kapısı sonsuza kadar açıktır.

Şâban ayının on beşinci gecesi… Berat gecesidir uyanışın, ibadetin, gecesi. Nefsimizin sonu gelmez arzu ve heveslerini terk edip Rabbimizin istediği gibi bir kul olmaya söz verme vakti.

O gece Allah Teala bakar dünyaya rahmet nazarıyla:

“Af dileyen yok mu? Affedeyim.
Rızık isteyen yok mu? Verelim.
Dert ve sıkıntı çeken yok mu? Rahat vereyim.” Güneş doğuncaya kadar.

O hâlde durup biraz dinleyelim kalbimizi… Bu geceler belki de yeniden başlamamız için bir davettir. Hep beraber niyetlerimizi tazeleyelim ve bismillah diyerek başlayalım iyiye ve hayra dair olanlara. Yüklerimizi, kırgınlıklarımızı, eksiklerimizi bir duaya emanet edelim. Söze dökülemeyenleri Rabbimiz bilir nasılsa. Dileriz ki bu mağfiret ve inayet makamları, gönlümüzde sönmeye yüz tutmuş kandilleri yeniden yaksın; bize affı, sabrı ve umudu hatırlatsın.

“Allah’ım, kalplerimizi Sana yaklaştır, yollarımızı nurunla aydınlat, dualarımızı kabul eyle. “Âmin.