Bu akşam, yatsı namazının ardından kılacağız teravihi, kavuşacağız on bir ayın sultanına. Aralanacak gönlümüzün özlemiyle bir kapı bu gecede.
Kalkarken sahura, yükselecek niyetlerimiz semaya, bekleşecek kalplerimiz rahmetin eşiğinde sessizce. Hamdüsenalar olsun bizleri bu mübarek zamana ulaştıran Rabbimize; salât-u selâm olsun ümmeti olmakla şerefyap olduğumuz Habib-i Hüdâ Muhammed Mustafa’ya.
Yılın belli vakitlerinde usulca gelir Ramazan. Bir misafir gibi değil yalnız, gönlün en derin sığınağına dokunan bir müjde gibi gelir. Hanelerimize uğrar önce, sonra bedenlerimize, en nihayet ruhlarımıza. Günlük telaşların yorduğu kalpler, bitmeyen arzuların örselediği ruhlar, huzur duyacak bir liman arar da bulur bereket ikliminde. Bir hicrettir yaşanan; kalabalıklardan içimize, dağınıklıktan toparlanmaya, gafletten uyanışa doğru bir hicret. Geçmişi tartarız sessizce, geleceği yoklarız ürpererek; muhasebe kuşatır dört bir yanımızı kutlu mevsim geldiği zaman…
Meşakkat değildir aslında Ramazan; arınmadır, durulmadır, aslına dönmektir özünde. Oruçla incelir zaman, ibadetle derinleşir anlar. Teslimiyet bir kapı olur defalarca çalınan gecelerimizde, sabır bir yıldız gibi düşer yüreğimize. İmsakla iftar arasına sığdırılamaz oruç; bir ahlak olur, bir edep olur, bir diriliş olur. Beden susarken kalp konuşur, açlığımız diner, ruhumuz taşar. Sessiz bir huzur yayılır içimize; sükûnetin adıdır tuttuğumuz her gün. Sevgili Nebi’nin “Kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” ( Buhârî, İmân, 28.) muştusunun ilanı.
Sabırlı ve kanaatkâr halimizle bizi takvaya eriştiren oruç ibadetinin farz kılındığı aydır Ramazan. “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin...” (Bakara, 2/185.) ilahi hitabın tecellisidir.
Seher vakitlerinde titrek dudaklarımızda bir niyazdır oruç; affa açılan yollara uzanan bir adımdır. Açlığa ve susuzluğa sabrederken yalnız Rabbimizin rızasını gözetiriz; görünmeyeni ararız, ebedî saadetin izini süreriz. Günahların ağırlığından hafiflemeyi umarız; bağışlanmış, yükten arınmış bir kul olmanın ferahlığını düşleriz nihayetinde.
Bu ay, vahyin nüzulüyle şereflenmiş bir zaman dilimidir. Kur’an’ın sesi değdikçe kalbimize yumuşar içimiz; kasvet dağılır, kabuklar kırılır. Zihinler berraklaşır, vicdanlar incelir. Her tilavet bir çağrıdır esasında; hakikate, adalete, merhamete çağrı. Geceler hatimlerle aydınlanır, mukabelelerle çoğalır bereket. Dünyanın açtığı yaralara merhem olur ayetler; yorgun kalplere şifa taşır.
Acı, hüzün, gözyaşı kuşatıyor dünyamızı. Mahzun geçiyor Ramazan, kardeşliğimizin en güzel tezahürü… Etrafımızda şiddet, her yerde karanlık; esenlik günlerimiz hazana dönüyor.
Kursağımızda kalıyor Ramazan’ın sevinci gönülleri dağlayan görüntüleri izlerken. Sevinçler hüzne boğuluyor bu günlerde. Ama biliyoruz; yürekten yüreğe köprüler kurma vakti bu, kardeşliğimizi hatırlama vakti.
Acıların, işkence ve zulümlerin son bulması için yakarmalıyız Mevla’ya. Dökülen masum kanlar durmalı, yetim feryatları dinmeli, mazlum gözyaşları silinmeli. Sözlü dualarımız, fiili dualarımızla buluşmalı, zulüm altında kıvranan kardeşlerimize umut olmalı.
Vakit geldi; umudunu bize bağlamış, gözlerini yollarımıza dikmiş gariplerin, kimsesizlerin, yetimlerin, öksüzlerin imdadına koşma vakti… Hüzünleri ve acıları birlikte dindirip umutları birlikte yeşertme vakti.
Ramazan merhameti kuşanmaktır. Paylaşmayı öğrenmektir, başkasının acısını kendi yüreğinde duymaktır. Seher vakitlerinde yükselen dualar, iftar sofralarında uzanan eller, dünyanın dört bir yanında zulüm altında inleyen kardeşlerimiz içindir biraz da. Filistin’de, Gazze’de, Batı Şeria’da ve nice coğrafyada gözyaşı dökenler için titrer yüreğimiz. Bir lokmayı bölüşmenin, bir yaraya merhem olmanın, üşüyen bir omza dokunmanın vaktidir şimdi. Kendi içimizi imar ederken başkasının yıkılan dünyasını görmezden gelmemektir kulluk; ağırdır belki bu sorumluluk ama onurlu bir yürüyüştür.
Ve nihayet sayılı günler tükenirken Ramazan’da, geriye ne kalacak diye sorarız kendimize. Daha temiz bir kalp kalmışsa ardımızda, daha merhametli bir yürek, daha vefalı bir vicdan kalmışsa; işte o zaman anlam bulmuştur tuttuğumuz oruç, kıldığımız namaz, okuduğumuz Kur’an. Dualar kabul görmüş, infak berekete dönüşmüş, hayra vesile olmuş demektir.
Dokunmuştur Ramazan hayatımıza; bizi bize, bizi Rabbimize biraz daha yaklaştırmıştır. Sessizce gelip usulca yerleşen o misafir, iz bırakmıştır içimizde. Şehr-i Ramazan’ın rahmetiyle arınan, nefis terbiyesinden alnının akıyla çıkabilmiştir bayrama. Mağfiret ve af müjdesine nail olmanın ümidiyle gönülleri titreyenlerin bayramına ulaşabilmiştir.
Ne mutlu, rahmet mevsiminin tedrisatında yoğrulanlara,
Kulluğun zirvesine ulaşanlara…
Ne mutlu, sabrın ve şükrün derinliğini kavrayanlara,
Bayram sevincini yüreklerinde hissedenlere…
Next