BİR DİRİLİŞ MUŞTUSU: HAC

Hac, bir müminin kendi varlığının dar sınırlarından sıyrılıp mutlak olanın sonsuz huzuruna doğru kanat açtığı en derin, en sessiz ve en deruni hicrettir. Bu kutsal sefer, dünyanın gelip geçici pırıltılarını ve aldatıcı şatafatını ihramın o lekesiz ve beyaz sadeliğinde eritme sanatıdır. Mümin, Kâbe’nin siyah örtüsü önünde secdeye varırken üzerine yapışan tüm ünvanları, dünyevi makamları ve kibrin tortusu olan benlik iddiasını bir kenara bırakır.

Arafat’ta durmak, zamanın durduğu o vakitte, mahşerin o büyük ve ürperten sessizliğini -henüz hayattayken- ruhun derinliklerinde duymaktır. Tavaf etmek, kâinatın zerreden kürreye süregelen o bitmek bilmeyen raksına kalbiyle ebedî bir mühür basmaktır. Bir Müslüman için bu yolculuk, ruhun kendi öz kaynağına rücu etmesi; kalbin, tevhit deryasında damla misali kaybolup gitmesidir. Kul, Yaradan’ın kapısında samimi ve mahcup durmaktadır. Zira hac; yeryüzündeki tüm renklerin, dillerin ve farklılıkların tek bir niyet potasında eriyip silindiği, her şeyin sonsuzluğa uyarlandığı bir vuslat iklimidir.

Diyanet Aile Dergisi olarak bu sayımızda, kalbi ve zihni arındıran bu kutlu seferin izini sürerken teslimiyetin ve hakikatin farklı pencerelerini aralayan seçkin kalemlerle huzurlarınızdayız. Prof. Dr. Halis Aydemir, haccın manevi bir “hicret” olduğunu vurguladığı yazısında; bu yolculuğun, Allah’tan gayrısına duyduğumuz o marazi ve aşırı bağlılıklarımızın âdeta “MR’ını çekme vakti” olduğu tespitini paylaştı. Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Hüseyin Demirhan, haccın, farklı coğrafyalardan gelen milyonların ilahi bir aşkla kenetlenmesi olduğunu ifade ederken bu ibadetin, insan hayatını “hac öncesi ve sonrası” olarak ikiye bölen keskin ve dönüştürücü bir viraj olduğunun altını çizdi. Selvigül Kandoğmuş Şahin, bizleri şehirlerin ayartıcı ve yorucu kalabalıklarından sıyrılarak Hz. Hacer’in ayak izinde sabrı ve şükrü kuşanmaya davet etti. Dr. Mustafa Koçak, İmam Gazali’nin modern insanın yaralarına sunduğu reçeteyi incelerken azığı ilim, yoldaşı hikmet olan bir yürüyüşün, akıl ile din arasındaki o eşsiz uzlaşıyı nasıl inşa ettiğini gözler önüne serdi. Güncel bir sancıya parmak basan Ahmet Melih Karauğuz, “Oyunun Çalınan Çemberi” yazısıyla irademizi aşındırmak üzere tasarlanmış bu sisteme karşı bizleri sarsıcı bir dille uyardı. İsmihan Şimşek ise gerçekleştirdiğimiz söyleşide, dijitalleşmenin sadece teknik bir ilerleme değil derin bir zihniyet değişimi olduğuna değinerek insanın artık “kim olduğu” ile değil “nasıl algılandığı” ile var olmaya çalışmasının yarattığı varoluşsal krize dikkat çekti.

Siz kıymetli okurlarımızı dergimizin bu derinlikli iklimiyle baş başa bırakırken her bir satırın ruhunuza esenlik ve şifa getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz. Yaklaşan Kurban Bayramı’nızı en kalbî duygularımızla tebrik ediyor; bu mukaddes günlerin tüm insanlığa huzur, barış ve selamet getirmesini diliyoruz.

Gülhiman HEKİMOĞLU