Berat.. Dini örf ve geleneğimizde mübarek gün ve geceler vardır. Son yıllarda bunlar üzerinden farklı tartışmalara şahit oluyoruz. Bir kavram veya olay üzerinde farklı düşünceler ve kanaatler olabilir.

Ama tartışılan bir konuyu toplum nezdinde küçümseyen hatta tahkire varan bir üslupla yapmak kime ne fayda sağlayacaktır. Bir de yerine ne koyuyoruz? Toplumu geleceğe taşımak, kendi değerleri üzerinde yürümek için zamanın ruhuna uygun bir dil geliştirmek hepimizin ortak görevidir.

Kavramlar

Bir toplumun konuştuğu kelimeler ve kavramlar, o toplumun insanlarını besleyen temel hususlardandır. İsmet Özel şöyle der: “Başkalarının kelimeleri ile konuşanlar başkaları gibi düşünür.” Kur'an-ı Kerim, nazil olduğu dönemde yeni bir dil geliştirmişti. Peygamber Efendimiz (sas) de söz ve davranışları ile bunu bize öğretmişti. Bunun en güzel örneklerinden birisi “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.” hadisidir. “Zalime nasıl yardım edelim?” diye sorulduğunda “Onu zulümden uzaklaştırırsın veya onun zulmüne engel olursun.” buyurmuşlardı. (Buhârî, İkrâh, 7) Zulmedenin yakın akraba veya aynı kabileden olmasının bir önemi yoktu.

Bir toplumun dinlediği hikâyeler ve destanlar, tarih ve gelecek açısından var oluş inşasıdır. Biz niye siyer üzerinde ısrarla dururuz? Çünkü, hayata dair beklentilerimizi ve hedeflerimizi siyer ekseninde düşünürüz. Tarihin her döneminde yaşayan âlimler, düşünürler ve şairler toplumu ayakta tutacak ve var olan değerleri geleceğe taşıyacak çalışmalar yapmakla mükelleftir. Tarihimiz bunun güzel örnekleri ile doludur.

Sanayi devrimi ve sonrasında özellikle internet ve dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte değerlerde tekdüze hale gelmeye başladı. En çok üreten en çok izlenmeye ve takip edilmeye başlandı. Müzik endüstrisi, dizi ve filmler yaşlı-genç herkesi etkiledi ve etkiliyor. Başka inanç ve kültürlerin etkilerinden korunmak son derece zorlaştı. Konuşmadan giyinmeye, tatil anlayışından ev mimarisine varıncaya kadar hayatın her alanında etki altındayız. Tarihimizde toplumun her kesimine hitap eden halka yönelik eserler hazırlanmış. (Bkz. İA, "GAZAVATNÂME" md.) Bu eserlere yönelik ilmi anlamda eleştiriler olabilir. Ama bir savaş konusu hikaye edilirken aynı zamanda namaz başta olmaz üzere ibadetlere ait değerler ve âdab-ı muâşerete yönelik güzellikler de öğretilirmiş. Günümüz ihtiyaçları doğrultusunda bunlar dizi ve filmlerin esaretine bırakılmamalı.

Mübarek Geceler ve Berat

İşte böyle bir zaman diliminde Müslüman varlığımızı korumak için tedbir almak zorundayız. Tarihten gelen güzellikleri sürdürmek bunların başında gelir. Biz var olan güzellikleri sürdürmez veya günün ihtiyaçlarına uygun çalışmalar yapmaz isek yanlış davranışlar kendiliğinden hayatımıza giriyor. Miladi yılbaşı geldiğinde anne babası namazını kılan bir çocuk evlerine çam ağacı alınmasını isteyebiliyor. Diğer taraftan miladi yılbaşı geldiğinde yapılacak kutlamalara karşı kendilerince hoş görülü bir dil kullananlar, mübarek gecelere gelince adeta savaş açıyorlar. Tamam, mübarek geceler konusunda gereksiz anlam yüklemeye hep beraber karşı çıkalım. Dindarlığın bir gece veya belli bir zamana ait olmadığını topluma öğretelim. Ama tarihten gelen bu gecelerle alakalı kavramsal değerlendirmeyi niye ihmal ediyoruz ki?

Bu geceleri kısaca ele alırsak:

Mevlid Kandili: Peygamber Efendimizin (sas) veladeti etrafında O‘nun (sas) hayatından bir bölümü veya sözlerinden bir miktar yeniden okuma ve düşünme zamanı yapmış olmuyor muyuz? Anadolu’nun birçok yerinde hala düğünde veya bir cenaze sonrası mevlid okuma ve dinleme âdeti devam etmektedir. Bunu herhalde şöyle anlamak gerekir: “Düğün gibi en mutlu zamanımızda ve ölüm gibi en zor zamanımızda da biz Peygamber Efendimizi (sas) hatırlarız.”

Regaib Gecesi: Rağbet anlamına gelir. Bizim rağbetimizi nereye ve kime? Elbette her Müslümanın rağbeti Allah ve Resulü’nedir. Günlük meşguliyetler arasında hayatta ise acaba anne-babamıza yeterince vakit ayırıyor muyuz? Komşumuza, çocuklarımıza, yetimlere ve sorumlu olduğumuz dünyaya olan rağbetimiz nedir?

Mi’rac Gecesi: Mi’rac gecesi etrafında da gereksiz çok tartışma yapılıyor. Bu gece öncesi yaşananlar ve sonrasında yaşananlar esasında kıyamete kadar her Müslüman için derslerle doludur. Sadece Hz. Ebubekir’in “ O (sas) söylüyorsa doğru söylüyordur “ ifadesi bile bu geceyi anmak için yeterlidir.

Kadir Gecesi: Varlığı Kur'an-ı Kerim ile sabit olan tek gecedir. Ancak hangi gün olduğu belirtilmemiştir. Kadir gecesi esasında Kur'an-ı Kerim gecesidir. Veya Kur'an-ı Kerim’in doğduğu gecedir. Yani Kur'an-ı Kerim merkezli bir tefekkür gecesidir.

Berat Gecesi: Şaban ayının on beşinci gecesi Berat Gecesi olarak değerlendirilir. 2 Şubat Pazartesi akşamı idrak edeceğimiz bu gece hayırlar getirsin. Her Müslümanın ortak gayesi ahiret yurdunda berat etmek değil mi? Kur'an-ı Kerim’in birçok ayetinde “felaha erenler” olarak müjdelediği insanlar vardır. O zaman Berat’a talip olmak için Kur'an-ı Kerim’in öğrettiği hususlara dikkat etmek zorundayız. Şüphesiz ki bu konuda Kur'an-ı Kerim’in bize rehberliği vardır. Geçen yıldan bu güne acaba ne kadar yol alabildik? Berat’ı almak ve kurtuluşa ermek için nelere dikkat etmeliyiz?

Bakara suresinin ilk ayetlerinde gabya iman edenler, namazı ikame edenler, Allah’ın verdiklerinden infak edenler, Kur'an-ı Kerim ve önceki kitaplara inanların kurtuluşa ereceğinden bahsedilir. (Bkz. Bakara, 2/1-5)

Bazı ayetlerde de şu özellikler zikredilir:

- “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Al-i İmran, 3/104 )

- “O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.“ (A’raf, 7/8)

- “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” (Tevbe, 9/20)

- “Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Rum, 30/38)