DÜNYANIN İÇİNDE,
DÜNYADAN AZADE
Yalnızlık, insanlık tarihinin en kadim ve çok katmanlı meselelerinden biridir. Modern dünyada bir “salgın” ya da “yoksunluk” olarak tanımlansa da hakikatte insanın kendi varoluşuyla kurduğu ilişkinin en saf halini temsil eder. Modern insanın paradoksu, fiziksel olarak hiç olmadığı kadar bağlantıda olmasına rağmen ruhsal manada bir “çölleşme” yaşamasıdır. Bu noktada yalnızlık, bir cezalandırılma biçimi olan “izolasyon” ile yaratıcı ve iyileştirici bir durak olan “inziva” arasında salınır.
Dinî ve tasavvufi perspektifte yalnızlık, bir boşluk olmanın aksine tam bir doluluk halidir. İnsan, “ahsen-i takvim” üzere yaratılmış bir varlık olarak dünyadaki gürültüden sıyrıldığında kendi aslına ve Yaradan’ına yaklaşır. İslam düşüncesinde yalnızlık, bir “terk ediliş” değil; “ünsiyet” (yakınlık, dostluk) kurma çabasıdır. Peygamberlerin hayatlarındaki büyük dönüşümlerin hep bir yalnızlık döneminden sonra gelmesi tesadüf değildir. Hira’daki sessizlik veya çölde geçen tefekkür anları, yalnızlığın ruhu olgunlaştıran bir fırın olduğunu gösterir. Rabb’ine dair marifeti artan kulun lügatinden yalnızlık silinir; zira gerçek kimsesizlik O’ndan uzak kalmaktır. İnsanın Rabb’i ile kurduğu bağ güçlendikçe tek başınalık bir boşluk olmaktan çıkıp içsel bir zenginliğe dönüşür. Esas mesele toplumdan soyutlanmak değil; kalabalıkların ortasında bile kalbini dünyanın geçici heveslerine kapatabilme ustalığıdır. Burada amaç dünyadan kopmak yerine dünyayı kalbe almadan onun içinde var olabilme becerisini geliştirmektir.
Sosyolojik açıdan ise günümüz yalnızlığı, bireyin toplumdan kopuşunu ve yabancılaşmasını ifade eder. Aidiyet hissinin zayıflaması, insanı kalabalıklar içinde dilsiz bir tecrit hayatına sürüklemektedir. Ancak bu durumun panzehri, yine yalnızlığın içine gizlenmiş olan tefekkürdür. Yalnızlık, insanın kendi iç dünyasıyla yüzleştiği, maskelerini indirdiği ve “ben”den “biz”e giden yolu keşfettiği bir aynadır. Sonuç olarak yalnızlık; bir eksiklik değil insanın kendi iç sesini duyabilmesi ve ilahi hakikate kulak verebilmesi için ihtiyaç duyduğu bir mukaddes sessizlik alanıdır.
Diyanet Aile Dergisi olarak yalnızlık konusunu işlediğimiz sayımıza Sümeyye Özgen “Modern ve Postmodern Zamanlarda Yaşama Sanatı: Yalnızlık” adlı yazısıyla katkıda bulundu ve kendisini yalnız olarak tanımlayan metropol insanını, sanal mağaralarından çıkaracak olan şeyin farkındalık bilinci olduğunu aktardı. “Seçilmiş Yalnızlık ve İtilmişlik: İradenin Sınırı” başlıklı yazısında Esma Türkseven, yalnızlığın insanın kendi içsel dünyasını, ahlaki sorumluluğunu ve derinliğini korumak adına atılmış onurlu bir adım olduğunda erdeme dönüşeceğini belirtti. Uzmanına Sorduk köşemizde Prof. Dr. Asım Yapıcı dosya konumuzun sorularını yanıtlarken Söyleşi konuğumuz Prof. Dr. Ali Ayten ile din psikolojisi üzerine konuştuk.
Dopdolu içeriğimizle sizleri baş başa bırakırken hicri yeni yılın İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Keyifli okumalar.
Gülhiman HEKİMOĞLU
Next