MERYEM ve ZEKERİYA ÖRNEĞİ

Konuşmak mı, susmak mı daha iyi?

Konuşması gerekenin sustuğu, susması gerekenin konuştuğu bir dönemde yaşıyoruz. Durum böyle olunca da kimin konuşması, kimin susması gerektiğini anlayamaz olduk. Herkes her zaman her yerde her şeyi konuşuyor. Her konuyu herkesin gözü önünde yerli-yersiz, edepli-edepsiz bir şekilde konuşur olduk.

Oysa konuşma veya tartışmalarımız hakkın, hakikatin ve doğrunun ortaya çıkması için olmalıdır. Dinleyen dinlediklerinden dolayı hayatına yön vermeli, yaşantısına güzellik katmalı.

Herkesten ve her şeyden istifade etmeye çalışan, fazla şikâyetçi olmayan ben, kendimi zorlamama rağmen bir türlü istifade edemiyorum.

Muvakkaten de olsa Kuran, yaşananlar karşısında susarak işaret diliyle konuşan Meryem ve Hz. Zekeriya’dan bahsediyor.

Şöyle ki; İmran’ın muttakî hanımı Hanne’nin İşa ismli bir kızı vardı. O da Hz. Zekeriya’nın hizmetindeydi. Yaşı ilerlemiş, doğurmadan ümidini kesmiş olmasına rağmen Hanne bir ağacın gölgesinde otururken, yumurtayı yarıp civciv çıkaran bir kuş gördü. Bunun üzerine içinde doğurma ve üreme arzusu belirdi. Ardından da bir çocuk vermesi için Allah’a dua etti…(I)

Doğacak muhtemel çocuğu da mabede adayacağını söyledi. Allah ona gene bir kız evladı verdi. Kızın erkek gibi olmayacağını bilmesine rağmen Allah’a verdiği sözden dolayı onu mabede adadı. Halk, bu durumu bildiği için her ne kadar geleneklere aykırı olsa da durumu kabullendiler. “Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı” (3/137)

Bu kez de bu çocuğa kimin bakacağı meselesi ortaya çıktı. Hz. Zekeriya halka; “ben onun bakımını üstleniyorum. Çünkü onun kız kardeşi İşa benim evimdedir.” Dediyse de diğerleri; “Akrabalık yetiştirilmesine öncelik vermenin sebebi olamaz” dediler.

Kuraya başvurma konusunda ittifak ettiler. Meryem’in üzerine bir örtü örterek, kalemlerini bir torbaya koydular. Sabî Meryem Hz. Zekeriya’nın kalemini çekince itiraz ederek, bu kez de kalemleri suya atlım. Su kimin kalemini götürmezse çocuğa o baksın dediler. Hz. Zekeriya’nın ki gitmedi. Üç kez denenen bu yöntemin ardından Hz. Zekeriya’nın bakması kesinleşti. (3/44)

Hz. Zekeriya mabedin içinde Meryem için bir Mihrap/Ev edindi. Mihraba her vardığında önünde yiyecek bir şeyler görüyordu. Kim tarafından getirildiğini sorduğunda Meryem; Bunlar bana Allah’ın lütfettiği nimetlerdir.” (3/37) diyordu.

Hz. Zekeriya ilerlemiş yaşına rağmen Meryem’in bu durumundan çok etkilendi. Tıpkı Hanna gibi kendi de bir çocuk ihsan etmesi için Allah’a dua etti. Dua ederken de karısının kısır, kendinin de yaşlı olduğunun farkındaydı. Fakat kendinden sonra halkı sevki idare edecek, olabilecek muhtemel olumsuzlukları yatıştırabilecek, bir varis istiyordu.

Her ne kadar bundan önce yaptığı bütün dualarını Allah kabul etmişse de bu duasının kabul olamayacağı gibi bir endişesi vardı. Allah dua eden hesur* bu yaşlı adamın duasını kabul etti. Bu duruma hayret eden, hayret etmekle kalmayıp şaşıran Hz. Zekeriya; “Rabbim!” dedi. ‘Karım kısır, ben ise beli bükülmüş yaşlı birisiyim, bu haldeyken benim nasıl çocuğum olabilir?” (19/8) Bu niyazıyla da yetinmeyip devamla; “Hz. Zekeriya; ‘Rabbim! Öyle ise bana bir işaret ver” dedi. Melek; “Senin alametin insanlarla tam (üç gün) üç gece konuşmamandır” dedi. (19/10)

Hz. Yahya “O salih peygamberlerdendir” (19/7)

Yüce Yaratıcı, Hz. Zekeriya’ya daha önce hiç kimseye ad olarak verilmemiş Yahya isminde bir erkek çocuğun müjdesini verdi. Yahya Peygamberle ilgili Efendimiz; “Âdemoğulları içinde Yahya b. Zekeriya hariç, günah işlemeyen veya aklından geçirmeyen hiç kimse yoktur.” Bir başka hadiste; “Bütün Âdemoğulları kıyamet günü bir günah işlemiş olarak gelecektir. Bunun tek istisnası Yahya b. Zekeriya’dır.” (II)Buyurmaktadır.

Hz. Yahya ibadetle meşgul olup, çok ağlardı. Bu yüzden babası; “Ey benim gözbebeğim! Gönlüme sevinç ve neşe versin diye bir çocuk için Yüce Yaratıcıya dua ettim. Sen çok ağlayarak hayatımıza hüzün verdin, aklımızı perişan ettin” dedi.

Hz. Yahya genellikle şeriat sahibi Hz. İsa’nın yanında bulunurdu. Bir gün Hz. İsa, Hz. Yahya’ya; “Ben seni her gün asık yüzlü görüyorum. Sanki Yüce yaratıcının rahmetinden ümitsiz gibisin”

Hz. Yahya; “Ben her zaman seni güler yüzlü görüyorum. Allah’ın kötülüğünden emin gibisin.” (…)

Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’nın elim sonu:

Tıyneti suçlamaya, iftiraya ve inada yatkın olan Yahudilerin çoğu, Hz. Zekeriya’yı zina ile suçlayarak onu öldürmeye kalktılar. Bu durumdan haberi olan Hz. Zekeriya bir ağaç kovuğuna saklandı. Farkına varan Yahudiler testereyle ağacı dolayısıyla Hz. Zekeriya’yı ikiye böldüler.

Kralın karısının ilk kocasından güzel bir kızı vardı. Melik’in yanındaki itibarını ve yerini kavileştirmek için kocasına üvey kızıyla birlikte almasını istedi. Bunun caiz olup-olmadığını Hz. Yahya’ya sordular. O’da bunun uygun olmadığını söyledi. Kadın buna çok kızdı... Hükümdarın sarhoş olduğu bir gün kız onun yanına vardı. Melik birlikte olmak istediğinde kız; “Bu isteğinin olması için Hz. Yahya b. Zekeriya’yı öldürmen gerekir” dedi. Melik’te bunu gerçekleştirdi.

SUSMAK

Bazı ulema aldığı müjdeye rağmen Hz. Zekeriya’nın ‘alamet’ istemesini Peygamberlere özgü -yanılma- “zelle” olarak yorumlamıştır.

Oysa Hz. Zekeriya’nın bu şaşkınlığı Hz. İbrahim’in; “(…)'Ya Rabbi! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana gösterir misin?' Cenabı Allah: 'Ne o! Yoksa buna inanmadın mı?' İbrahim: 'Elbette inandım, lâkin sırf kalbim tatmin olsun diye bunu istedim.” (…) (2/260) şeklindeki sorusundan çok da farklı değil?

Şöyle de denmiştir. ‘Zekeriya’nın alamet talep etmesi meleğin müjdesi hakkında bilgi almak ve bunun Allah’tan gelip gelmediğini öğrenmek amacına matuftu. Yoksa Allah Teâlâ’nın her hâlükârda yaratmaya kadir olduğunu bilmediğinden değildi.’ (III)

Nasıl evlenmeden Hz. İsa’yı dünyaya getiren Meryem -konuşmadan- kucağındaki çocuğu işaret ederek sorulara onun cevap vermesini istemişse Hz. Zekeriya’da üç gün boyunca halkına işaret diliyle hitap etmiştir.

Hz. Zekeriya olsun İsa b. Meryem olsun gelir-geçer olayın dışında meydana gelen iki mucizeyle taltif edilmişler. Bundan dolayı insanların suçlayıcı veya alaycı bakış ve söylemlerine karşı susmayı tercih etmişler. Bugün de herkesin alabildiğince konuştuğu bir ortamda susmak mı gerekli diye düşünmeden edemiyorum.

-İstisnalar hariç- O kadar çok konuşuyoruz ki, ne söyleyenler ne de dinleyenler -galiba- hiçbir şey anlamıyor. Söyleyen kalpten değil dilden, dinleyen de laneteyn bir vaziyette dinlediğinden olacak ki, ortalık cerbezeden geçilmiyor. Böylesi ortamda herhalde susmak konuşmaktan daha iyi.

-----------------------------0--------------------

  1. RAVZATÜ’S-SAFÂ FÎ SİRET’İL-ENBİYA; TTK; Ankara 2019; S.423
  2. TE’VÎLATÜ’L-KUR’ÂN; C. 9
  3. A.G.E.
  4. RAVZATÜ’S-SAFÂ FÎ SİRET’İL-ENBİYÂ; TTK; Ankara 2019; S.427
  • Hesur: (…) Şehvet yokluğu sebebiyle değil, iffeti dolayısıyla kadınlardan saklananlar için kullanılan bir kavramdır.

NOT: (Hıristiyan inancına göre) Hz. İsa’nın öldürülmesiyle ilgili “TUTKU” filmini tavsiye ederim.