İnsanlar arasındaki farklılıklar yalnızca “dil” ile sınırlı değildir. Yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan, hem suret hem karakter hem de kültürel yapı bakımından birbirinden farklıdır. Bu kadar çeşitlilik içinde insanı değerli kılan şey de yalnızca dili, rengi ya da mensubiyetiyle sınırlı değildir. Buna rağmen tarih boyunca insanlar çoğu zaman bu farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine, ayrışma ve üstünlük iddiasının bir aracı hâline getirmişlerdir.
Kur’an’ın gönderildiği çağda özellikle aşiret, kabile ve soy üstünlüğüne dayalı bir anlayış yaygındı. İnsanlar kabileleri adına savaşıyor, yıllarca süren düşmanlıklar yüzünden nice canlar toprağa düşüyor, gözyaşı ve kan dünyayı yaşanmaz hâle getiriyordu. Böyle bir ortamda İslam, insanı insan yapan değerin soy, renk, dil ve kabile değil; iman, ahlak ve takva olduğunu ilan etmiştir.
Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz (sas), Veda Haccı’nda insanlık tarihine yön veren şu evrensel mesajı vermiştir:
“Ey insanlar! Dikkat ediniz! Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, siyahın beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” (İbn Hanbel, V, 411)
Bu hadis, yalnızca kendi dönemindeki Arap toplumuna değil, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa hitap eden bir ilkedir.
Yüce Allah da Kur’an-ı Kerim’de, insanların farklı dillerde ve renklerde yaratılmasını bir ayrılık veya üstünlük sebebi değil, Allah’ın varlığının ve ilahi kudretin bir delili olarak göstermektedir:
“O’nun kanıtlarından biri de, gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Kuşkusuz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rûm, 30/22)
Bu ayet çok açık bir şekilde göstermektedir ki, dil ve renk farklılığı bir üstünlük aracı değildir. Allah’ın varlığı, kudreti ve sanatının bir tecellisidir.
İnsan, kendi dilini sevmesiyle, kendi kültürüne yakınlık duymasıyla, kendi milletine muhabbet beslemesiyle suçlanamaz. Bu son derece tabii bir durumdur. Sorun, kişinin bu aidiyeti bir kibir ve üstünlük aracına dönüştürmesidir. Kur’an’ın karşı çıktığı nokta tam da budur. Çünkü insanı Allah katında değerli kılan şey, ahlakı ve takvasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
“Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13)
Ayete göre üstünlük noktasındaki ilahi ölçü, insanın kendi iradesiyle kazandığı, ahlakını güzelleştiren, adaletini güçlendiren, merhametini ve Allah’a karşı sorumluluk bilincini artıran takvadadır. İnsanın hiçbir dahli olmadan sahip olduğu dil, renk ve soy gibi özellikler üstünlük sebebi değil, Allah’ın varlığını gösteren kanıtlardır.
Ayrıca ırkçılık sadece savaş meydanlarında kan akıtarak değil; sözle, kalemle, başkalarını küçümseyen davranış ve bakışlarla da kendisini gösterebilir. Dolayısıyla ırkçılığı yüceltenler insanlığı böler. Allah’ı ve O’nun adalet, merhamet, ahlak ve tevazuyla ilgili buyruklarını ölçü alanlar, insanları birleştirir ve kardeşliği büyütür.
Next