Eş Seçiminde ve Evliliğin Yürütülmesinde Farklılıkların Önemi

Duygusal, fiziksel, bilişsel ve sosyal ihtiyaçlarımızın farkında mıyız?

Eş Seçiminde ve Evliliğin Yürütülmesinde Farklılıkların Önemi

F. Betül Yılmaz Eminsoy

Uzman Klinik Psikolog

Mutlu bir evlilik için doğru insanı bulmanın sırlarını arayıp duruyoruz. Peki, doğru insanı bulmanın öncesinde kendimizi bulmuş, tanımış olduğumuzdan emin miyiz? Özümüzü, mizacımızı, duygularımızı tanıyor muyuz? İçinde bulunduğumuz sosyal çevreyi, aile yapımızı, kültürümüzü, inançlarımızı, beklentilerimizi biliyor muyuz? Duygusal, fiziksel, bilişsel ve sosyal ihtiyaçlarımızın farkında mıyız?

“Bana kendinden bahset.” dendiğinde kendimizi en fazla kaç cümleyle ifade edebiliyoruz? Peki, çevremizdekiler bizi hangi cümlelerle tanımlar, biliyor muyuz?

Zihnimizde kendi renklerimizden oluşan bir yuva resmi var mı? Yoksa evlilik, içine doğduğumuz kültürel şablonun beklentilerini karşılamaya yönelik bir sözleşme mi bizim için?

Her insan gibi her evlilik de biriciktir. Benzerleriyle kıyaslanamaz, tanımlanmaz, kategorize edilemez. Her bireyin bir rengin tonu olduğunu varsayarsak iki insanın birlikteliğinden meydana gelen renk de o iki tonun karışımıdır. Bu karışımda denge, ölçü sağlandığında hoş bir renk elde edilirken dengesizlik hâlinde ortaya çıkan, bulaşık, çamurumsu bir ton olur. İşin en başında kendimize sormamız gerekenlerden biri de şu olsa gerek: “Eşimi kendi rengime boyamak niyetiyle mi çıkıyorum yola yoksa birlikte yeni bir renk bulmak/olmak için mi?”

Farklılıklar insan ilişkilerinin tamamında önemlidir ancak evlilikte hayati bir rol oynar. Yapılandırdığımız ilişki biçimine bağlı olarak bu farklılıklar bir bütünün parçası hâline gelip zenginlik sebebi de olabilir, uyumlanamayıp çatışma sebebi de.

Eş seçiminde aranan kişi “iyi insan”dır, hâlbuki hayat bize gösteriyor ki iki iyi insan kötü bir evlilik yapabiliyor. İyi insanların “kötü eş” oluşuna, yürümeyen evliliklerine, mutsuz olup mutsuz edişlerine şahit oluyoruz. İyi insan olmak ya da iyi insanı bulmak, sağlıklı bir aile kurma, uzun ömürlü, huzurlu bir ilişki yaşama noktasında yeterli değil. Çiftlerin pek çoğu aile kurma aşamasında, hissettikleri sıcak duyguların ve iyimser bakış açısının da tesiriyle karşılarındaki kişinin kendine ters düşen özelliklerini iyi değerlendiremiyor yahut “Evlenince değişir.” yanılgısıyla bu terslikleri göz ardı ediyor. Evlilik öncesinde görülmeyen ya da göz ardı edilen farklılıklar, evlenir evlenmez göze batmaya, huzur kaçırmaya başlıyor.

Tam bu noktada “Eş seçimi kader mi?” sorusu düşüyor akıllara. Kader; Allah'ın ilmidir, sonsuz ilmiyle her şeyi bilmesidir. Allah'ın ilminin sınırı yoktur ki kader olmayan herhangi bir şey olsun.

Evlilik çoğu zaman insanın cüz’i iradesinin yani kendi tercihlerinin geçerli olduğu (ihtiyarî) kader sınıfına girer. Eş seçiminde irademizin etkili olduğu hususunda dayanağımız ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) eş seçiminde dikkatli davranmamızı tavsiye eden hadis-i şerifleridir. Öyleyse eylemsiz bir kadercilikle nasibimizdeki eşi beklemek yerine mutlu evliliğin izini sürmeliyiz.

İnançlar, değerler, yaş, eğitim, sosyoekonomik seviye, kültürel yapı, fiziksel görünüm açısından denk oluş; evlilik ilişkisinin daha olumlu bir zeminde başlamasını sağlayabilir. Evlilik öncesinde bu alanlarda denklik aranarak birtakım olumsuzlukların, mağduriyetlerin önüne geçilebilir.

Denklik; aynılık, eşitlik demek değildir. Denklik, kabul edilemez farklılıklar ile aynılık arasında bir orta yoldur diyebiliriz belki de… “Kabul edilemezlik” sınırı elbette oldukça kişisel; denkliğin ölçüsünü belirlemenin de farklılıkları zenginliğe dönüştürebilmenin de yolu, kişinin önce kendi özelliklerini, ihtiyaçlarını, potansiyelini ve sınırlılıklarını bilmesi sonra da eşine ait özelliklerin, ihtiyaçların, potansiyelin, sınırlılıkların ayırdına varmasıdır.

Her konuda denklik pek mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Bununla birlikte “üstünlüğün ancak takvâ ile olduğunu” bildiren ayet-i kerime (Hucurât, 49/13) dikkatimizi, elimizdeki terazinin ölçemeyeceği bir özelliğe çekiyor.

Evlilik öncesinde hem gençler hem de aileler, mümkün olduğunca eş adayları hakkında araştırma yapmak, istişare etmek ve muhtemel sonuçları ön görmeye çalışmakla yükümlüdür. “Mümkün olduğunca” diyorum çünkü bazen âşık olma, yanıltıcı beyanlar, basiretin bağlanması, doğru tespitlerde bulunamama ya da başka sebeplerle önemli meseleler gözden kaçırılabilir ve evlilik imtihanımız başka bir boyuta taşınabilir.

Hiçbir denge unsurunu dikkate alamamış, evlilikte dengimizi bulamamış ve üzücü neticelere hazırlıksız yakalanmış olabiliriz; bu durumda evliliğimizin devamı ve huzuru için normalin üstünde çaba göstermemiz gerektiğini kabul etmek, ona göre yol almak gerek. Mutlu ya da mutsuz, sağlıklı ya da sağlıksız, aşkla başlayan ya da mecbur kalınan, ömür boyu süren ya da boşanmayla sonlanan tüm evlilikler dünya imtihanımızın bir parçası. Kiminde sabırla, kiminde şükürle sınanıyoruz. Sınandığımızı hatırladığımız sürece sabır kolaylaşıyor, şükür artıyor. Sınandığımızı hatırladığımız sürece eşimizi iyileştirme hevesi hafifliyor, iyi eş olma çabası kıymetleniyor.

"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır." (Teğâbün, 64/14-15)

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER