Arkadaşlarıyla sürekli tartışıp sonra da özür dileyen gence babası bir tavsiyede bulunmuş: "Eline bir tahta al, her tartışıp kötü söz söyleyince tahtaya bir çivi çak. Özür dileyince de çaktığın çiviyi sök. Bir ay sonra yeniden konuşalım."

Baba bir ay sonra oğlundan tahtayı istemiş. Tahta yeni sürülmüş tarla gibi olmuş. Her tarafı çivi izleri ile doluymuş. Baba nasihatını tamamlamış. "Evladım her ne kadar özür dilemek erdemli bir davranış olsa da aslolan kırıp incitmemektir. Özür dilemek çiviyi tahtadan sökmek gibidir. Çivi çıkar ancak izi kalır. En iyisi çiviyi hiç çakmamaktır."

İnsanların gönlünde güzel bir yer edinmek, sevgiyle anılmak Rabbimizin bize en büyük lütuflarından olmalı...

Çünkü hayırla yâd edilmeye,dua almaya vesile oluyor.

Eşi vefat eden bir dostumuz cenaze yıkanırken: "Suyunu fazla sıcak yapmayın, rahatsız olmasın." diye tembihliyor yıkayanları.

Ruhun çekildiği cansız bedenin bile rahatsız olmamasını düşündüren ne güzel bir sevgi bu!..

Nasıl bir kişiydi? Sorusuna, "Oturduğu muhitte, köyde hastaları, yaşlıları, yalnızları takip eder, her sofraya yetişirdi." cevabını alıyoruz.

Diğergam olmak...

Fakir, muhtaç, hasta ve yaşlıları düşünmek...

Başkası için yaşamak...

Modern zamanların sloganı: 

"Kendin için yaşa!"

İnsanı yalnızlaştırıyor...

Daha da kötüsü, rahmetle anılmayı,dua almayı engelliyor!..

Sevgi ekmek lazım...

Emek vermek lazım...

Ekilen sevgi tohumları, vefa çiçekleri açar, dua meyveleri verir bir gün!..

Evde geçmiş günlerden konuşuyoruz:

Ne güzel insanlarla karşılaşmışız, ne güzel dostluklar biriktirmişiz, ne güzel dostlarımız olmuş...

Aradaki yanlışlar, kabalıklar; yanlış ve kaba insanlar hatırlanmıyor bile...

Daha doğrusu hatırlanmak istenmiyor.

Sevgi ekmek lazım...

Dost biriktirmek lazım...

Dua almak lazım...

İnanıp, güzel işler yapmak lazım...

“İman edip salih ameller işleyenler için Rahman (gönüllere) sevgi yerleştirecektir.” (Meryem,96)