İnsan yaratılışı gereği bazen neşelenir, bazen hüzünlenir. Bazen sükûnetle, bazen de öfkeyle hareket eder. Öfkesinin esiri olduğunda telafisi güç sorunlar, şiddet ve huzursuzluk ortaya çıkar. Öfkeyle yapılan bir hareket; bazen akrabalık, dostluk ve kardeşlik bağlarını koparır. Sevgi ve kardeşliğin yerini kin, nefret ve husumet gibi duygular alır. Bu nedenle mümin öfkelendiğinde Peygamberimizin “Gerçek pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiğinde kendisine hâkim olandır.” (Buhârî, Edeb, 76) uyarısını hatırlamalı, öfkesini sabırla kontrol altına almalıdır. Peygamberimizin kendisinden tavsiye isteyen bir adama “Öfkelenme!” (Buhârî, Edeb, 76) diyerek nasihatte bulunduğu bilinciyle davranışlarına yön vermelidir. Müminin öfkesi Hakkın tarafında, batılın karşısında; iyiler için şefkat ve merhamet, kötülerin önündeki engel olmalıdır. Müminin öfkesi, hayra anahtar, şerre kilit olacak şekilde yerli yerinde kullanılan bir nitelikte olmalıdır.


Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. (Cum’a, 62/9)