Kur’an’da “şefaat” kelimesi otuz defa geçmekte olup, çoğunlukla şirk inancının reddi ve tevhidin vurgulanması amacıyla kullanılmıştır. Şefaat yetkisinin sadece Allah (cc) tarafından verilebileceği, özellikle Peygamberimiz (sas) ve dilediği diğer peygamberler, melekler, şehitler ve bazı sâlih kullarının şefaat etmesine Allah’ın rıza göstereceği ayet ve hadislerden anlaşılmaktadır. İnananların bağışlanması için gerçekleşecek olan şefaat, sorumlulukları ortadan kaldıran karşılıksız bir bağışlama değildir. Bu tıpkı günah işlemiş ancak şirke bulaşmamış kullarını veya dua ve tazarruda bulunanları Allah’ın rahmet ve mağfiretiyle bağışlaması gibidir. Şefaat, sâlih amel işleyenler ile işlemeyenlerin eşit olduğu veya sâlih amel işlemeden insanların cennete girebilecekleri anlamında da değerlendirilmemelidir. Aksine İslam’da tevhid, ibadet ve sâlih amellerin istenilen şekilde yerine getirilmesi öngörülmüş; Allah’ın (cc) rahmet, mağfiret ve şefaatine güvenmek gerektiğine işaret edilmiştir.


Hayâ, iffet, kalbine değilse de diline sahip olma ve fıkıh (dini derinden anlama) imandandır. Bunlar dünyevî kazançları eksiltseler bile âhirette kişiyi zenginleştirecek hususlardandır. Âhirette sağlayacakları kazanç çoktur... (Dârimî, Mukaddime, 43)