Bir ahlak terimi olarak sabır, “Üzüntü, başa gelen sıkıntı ve belalar karşısında direnç gösterme, olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metanet.” gibi anlamlara gelir. Sabır; nefsi telaştan, dili şikâyetten, organları çirkin davranışlardan korumak; nimet hâliyle mihnet hâli arasında fark gözetmeyip her iki durumda sükûnetini muhafaza etmek, Allah’tan başkasına şikâyette bulunmamaktır. Sabır, akıl ve zekânın; telaş ise âcizliğin bir ifadesi sayılmıştır. Buna göre düşünen bir kimse, haramlardan sakınma konusunda gösterilen sabrın Allah’ın azabına sabretmekten daha kolay olduğunu bilir. Üzücü olaylar karşısında telaşa kapılıp yanlış davranışlarda bulunmak dinin de ahlakın da yerdiği bir tutumdur. Zira sabır kendini kontrol etme ve sıkıntıyı aşmanın yolunu bulma imkânı verir. Sabrın fazilet bakımından en alt derecesi, içinde bulunduğu güç durumdan memnun olmasa da şikâyet etmemek, daha faziletli olanı ise içinde bulunduğu duruma razı olmaktır.


• Molla Fenari’nin vefatı (1350–1431)
• Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından hazırlatılan Celâlî Takvimi kullanılmaya başlandı. (1079)