banner203

banner250

Yunus Emre’nin Hayatı ve Türk-İslam Dünyasına Tesiri

Yûnus Emre, yedi asırdan bu yana Balkanlar dediğimiz Evlâd-ı Fâtihân diyârlarından, Doğu Türk Dünyasına kadarki yerlerde, bütün Türk-islam illerinde ve gönüllerde saygı ve sevginin doruk noktasına çıkmış, Türk Milletinin en büyük şâiri, dervişi, tepe insanı durumuna gelmiştir.

Diyanet Dergi 30.01.2021, 16:17
Yunus Emre’nin Hayatı ve Türk-İslam Dünyasına Tesiri

Şerafettin ÖZDEMİR

“Ben gelmedim dâvî için
Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmağa geldim.”

Doğumu
Türk-lslâm Âleminin ve Tasavvuf edebiyatının en büyük şâiri, aşk ve gönül adamı, sevgi menbaı Yûnus Emre, tarihî kayıtlara göre, 1240 veya 1241 yıllarında Sivrihisar yakınlarında bulunan Sarıköy’de doğmuştur. Hayatta iken, büyük mürşid ve mübelliğ, büyük Türk mutasavvıfı Hacı Bektaşî Velî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmi ile görüştüğü ve onların sohbetlerinden müstefid olduğu, Taptuk Emre’nin kırk yıl hizmetinde bulunduğu bilinmektedir.
Yûnus Emre’nin şiirleri, milletimizin kalbinde o derece yer etmiştir ki, dini özel gün ve gecelerimizde, mescid ve tekkelerde, sünnet merasimlerin de, hacı uğurlama ve karşılamalarında, oda ve oba sohbetlerinde, ferdî ve grublar halinde asırlardan beri hep söylenegelmiş, ilâni- hâye aşkla, vecdle, huzurla terennüm edilmeye devam edecektir.

Vefatı
Yûnus Emre, 80 veya 82 yıl yaşamış, 1320’de vefat ettiği zaman doğduğu yer olan Sivrihisar Sarıköy’e defnedildiği yine tarihi kayıtlarda geçmekte ise de, Bursa, Eğridir, Erzurum-Dutçu Köyü, Keçiborlu, Karaman, Kula, Konya-Aksaray-Sandıklı, Sarıköy, Ünye, Sivas gibi muhtelif yerlerde de merkadi bulunmaktadır. Gerçekten bu türbelerden sadece birinde medfun bulunduğu, diğerleri ise, aziz milletimizin, Yunus’a karşı bir saygı, sevgi ve hayranlık ifadesi olarak tesis ettikleri makamdır.
Mevcud vesikalara göre, Sarı- köy’deki türbenin gerçek mezarı olduğu bilinmektedir. Ancak, şu hususu hiç bir zaman unutmamak gerekir. “Onun yattığı yer, bütün Türk Milletinin kalbidir”
Şu tarihi realiteyi de, hiç bir zaman göz ardı etmememiz gerekir. Yûnus, nerede olursa olsun, hangi vatan köşemizde medfun bulunursa bulunsun, onu, bir muhitte, bir yerde göstermenin imkanı yoktur. O halde, nerede gömülü bulunursa bulunsun, yüce milletimiz, Yûnus’a aynı mesafede ve yakınlıktadır. Ayrıca, iftihar ediyor, kıvanç duyuyoruz. Niye? Böylesine büyük bir deha yetiştirmenin mutluluğu elbette ki bu bağrı yanık, hisli, duygusal, çilekeş, büyük Türk Milletine aittir.

Tahsili
Milletimizi arasında, Yû- nus’un okuma yazma bilmediği, ümmî bir şâir olduğuna yer yer inanılmaktadır. Halbuki, bu düşüncenin aksine, Yûnus Emre’nin okuma-yazma bildiği, zamanın medreselerinde iyi bir tahsil yaptığı, Arapça, Farsça ve İslâm tarihini öğrendiği şiirlerinden bilinmektedir. Vûnus’un, milletimizce ümmî gösterilmesinin sebebi ise şudur: Milletimiz, onu ululamak, yüceltmek, olduğundan daha büyük göstermek, şâirliğinin Allah tarafından verildiğini, vehbi ermiş-şâir olduğuna inanmak için, ümmî bilinmektedir. “Gerçi ümmîdir, ammâ debistân-ı Huda Sebak Hanıdır” (Okur yazar değildir, ama Tanrı okulunda ders görmüştür.) ifâdesi mes’eleyi genel bir şekilde aydınlığa kavuşturmaktadır. Gerçekten bütün bu sözler, Yûnus’un, engin gönüllü oluşuna, mütevaziliğine işârettir.
 

Eseri
Yûnus Emre’nin, divânı meşhurdur. Gerek hece vezniyle ve gerekse aruz vezniyle yazılmış şiirleri mevcuddur. Risâletün’-Nushiyye isimli eser de.Yûnus Emre’ye aittir. Tasavvufî bir aşk ve huşu içinde, bazen kıyametin dehşetinden, zaman zaman da cennetin ni’met ve güzelliklerinden bahseden şiir İlâhileri, deyişâtları bu gün bile terü-taze bir şekilde okunmakta ve her kesim tarafından gündemde tutulmaktadır.
Türkçemize Hizmeti
Yûnus Emre, yetişen Türk aydınlarının dâima ilgi odağı ve mevzuudur. Diğer taraftan Anadolu Türkçesinin kurucularından, temsilcilerinden, yücelticilerinden ve bu uğurda sa-’yü-gayret gösteren öncülerinden birisidir. Güzel Türkçemiz, Yûnus’un elinde ve dilinde, en mükemmel şeklini alarak zafere ulaşmıştır. Türkçemizin sesini, çehresini ve orijinalliğini zamanında en iyi aksettiren şâir O’dur.
Yûnus’un dili en güzel ve hâlis Türkçedir. Yûnus, milletimizin dilini, en canlı, en aydınlık bir halde kullanmıştır. Onun dilini sadece Türk- çeye münhasır kılmamak gerekir. Dolayısıyla, şiirlerin de, Arapça ve Farsça faktörler de taşımakla berâ- ber, İslam medeniyyeti içerisinde zengin bir Islâmi Türk dilidir. Yûnus, Hoca Ahmed Yesevi’nin, Türkistân diyârında başlattığı tasavvûfi Türk edebiyatını, Türkiye’mizde de yeşertmiş, bayraklaştırmış, en yüksek, zirve derecesine ulaştırmıştır. Yûnus, sadece memleketimizde değil, tüm yer yüzünde ebediyyen zihinlerden silinmeyecek, kalplerden sökülemeyecek bir şâirdir.

Türk-lslâm Dünyasına Tesiri

Rûm’dan çıktım yürüdüm,
Mum olup sızdım eridim,
Şükür Hakk’a yüzler sürdüm,
Ne güzel Kâ’be yolları.” gibi şiirlerinde de zikredildiği üzere, Yûnus Emre, yedi asırdan bu yana Balkanlar dediğimiz Evlâd-ı Fâtihân diyârlarından, Doğu Türk Dünyasına kadarki yerlerde, bütün Türk-islam illerinde ve gönüllerde saygı ve sevginin doruk noktasına çıkmış, Türk Milletinin en büyük şâiri, dervişi, tepe insanı durumuna gelmiştir.
Yûnus Emre’nin, Azerbaycan, İran, Nahcivan, Tebriz, Şiraz, Şuriye ve Anadolu’nun bir çok yerlerini gezdiği-dolaştığı yerlerde ilel-ebed bir iz bıraktığı şiirlerinden anlaşılmaktadır. Hatta günümüzde bile, yalnız vatanımızda değil, Türkiye dışında, bir çok ülkelerde ve özellikle Batı Âleminde de ilgi, alâka ve hayranlık çeken bir şâirdir. Binâenaleyh, Hoca Ahmed Yesevi’nin 12 nci asırda, Anayurt Orta Asya’da başlattığı, Türk tasavvuf hareketi, millet edebiyatı Yûnus Emre’de kemâl ve en olgun noktasına ulaşır.
Ayrıca, Yûnus Emre, Hoca Ahmed Yesevi’nin devamı olarak, onun Orta Asya’da yani, Doğu Âleminde ifa eylediği tasavvufun, özlerin milletimize ulaşmasındaki çaba ve gayretinin devamı ve altın halkasıdır.
Yûnus, “Gözü yaşlı, bağrı başlı” bir Anadolu Türkmen dervişidir. Hatta, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi, onun hakkında şöyle der: “Mera- tib-i Mâneviyyeden her hangisine terakki eyledin ise şu Türkmen kocası Yûnus önüme çıktı.”diyerek, onun yükseldiği makamı tasdik eylemektedir.
Yûnus’un aksiyonu dış dünyaya doğru değil, ruhlara ve insanın mânâ derinliklerine, bâtıni âlemine doğrudur. O, gönüller fetheden, Fâtih bir memurdur. Türk medeniyetinin bir cephesinde Kılıç Arslan’ların, Osman Gâzi’lerin Allah’a adanmış kılıçlarının yanı başında “Keli- me-i Tevhîd” anlamının kılıcı vardır. Yâni, kılıç ile mânâ birleşerek Türk-lslâm Sentezinin temeli atılmıştır.
İşte bu temel, derviş olmuş, gazi olmuş, alp-eren olmuş ve Gaznelilerin, Karahanlı’ların, Selçûki’lerin, Osmanlıların ve yepyeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ve tüm Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin köprüsü olmuştur. Yûnus, “Hak bülbülü” “Gönül adamı” “Aşk ve sevgi insanı” muhteşem ve büyük bir Hak ve halk şâiri olduğu için, sunduğu mesajında hem milli, hem de evrenseldir. Hem kendi asrının, hem de günümüzün iştiyâkla ve hasretle beklediği, muhtaç olduğu bir aşk adamıdır.
Yirminci asır boyunca kan ve kıtalin yoğunlaştığı, insanların birbirlerini acımasızca ve hunharca katlettiği, Bosna-Hersek dramının yaşandığı, Çeçenya vahşetinin bütün dünyanın gözü önünde işlendiği, “Hak Kuvvettedir” prensibinden hareketle, zâlim, haksız ve güçlü- nün haklı, mazlumların göz yaşlarının ceyhûn olduğu ve insanları dil- hûn ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu dünyaya kavga için gelmediği, sevgi için geldiğini izâr eden derviş Yûnus’un hasretini çekiyoruz.
Şer ve nifakın kol gezdiği, hoş görünün yerini kabalığın aldığı, insanımızı bir birine düşürme oyunlarının oynandığı günümüzde dilerizki, “Berigel barışalım, / Yâd isen bilişelim, / Atımız eyerlendi / Eştik elHamdü lillâh” diyecek Yûnus lar gelecek, birliğimizi ve beraberliğimizi sağlayacaktır.

Netice
Yûnus’un, yedi asırdan beri, vatanımızın her tarafında, batı’ta ve doğu Türk dünyasında aşkla ve şevkle okunan “Yemen İllerinde Veyse’l-Karâni” hoş sedası, ebediyyete kadar söylenecektir. Mevlidlerimizi, meclislerimizi, mescidlerimizi, tören ve şölenlerimizi şenlendirmeğe devam edecektir. Güzel Türkçemiz hizmeti Türkiye’mize olduğu gibi, yeni Türk Cumhuriyetlerimize de ulaştıracak, dilde, fikirde, işde, hedefte iş birliğinin kurulmasında Inşaallah manevi öncü vazifesi görecektir.

Kaynak: Diyanet Haber
banner237
Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?