banner156

banner119

Peygamberimiz ve Aile

Huzursuzluk, kırgınlık Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in sevgi ve rahmet eliyle sükûnet ve felaha dönüşmüştü. Taraf olmadan barıştıran, incitmeden birleştiren Resul-i Ekrem, küslüğün üstünü sevgi ile örtmüş, bir anlık öfkeden doğan kırgınlığı merhametle silmişti. Hz. Ali ve Hz. Fatıma’ya bir aile olduklarını yeniden hatırlatmıştı.

Aylık Dergi 17.11.2019, 10:00
Peygamberimiz ve Aile
© Diyanet Haber
banner130

Aliye DORUK

Ankara Çankaya Vaizi

Allah Resulü, bir gün kızı Fatıma’nın evine gelmişti. Gözleri hem amcasının oğlu hem de damadı olan Hz. Ali’yi aradı. Ama Hz. Ali evde yoktu. Hz. Peygamber (s.a.s.) yanlış giden bir şeyler olduğunu sezerek kızı Fatıma’ya  “Amcanın oğlu nerede?” diye sordu. (Buhari, Fedâilü ashâbin-nebi, 9.) Hz. Fatıma babasının bu sorusu üzerine “Aramızda bir şey oldu. Bana kızdı ve çıkıp gitti.” diye cevap verdi. Allah Resulü Hz. Ali’yi arattı. Neredeydi? O da üzülmüş olmalıydı. Çok sevdiği ve değer verdiği eşi Hz. Fatıma ile tartışmışlardı. “Ali mescidin bir köşesine uzanmış uyuyor.” dediler. Allah Resulü mescide vardığında Hz. Ali’nin üstündeki giysinin sırtından kaydığını ve toz toprak içinde olduğunu gördü. (Buhari, Salat, 58.) Allah Resulü ona yaklaştı, bir taraftan Hz. Ali’nin üzerindeki toprağı silkelerken diğer taraftan, “Kalk Ebu’t-türâb! (Toprağın oğlu)” diye ona latife ediyordu. (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 38.) O günden sonra Hz. Ali için “Ebu’t-türâb” lakabı en güzel unvan olacaktı.

Huzursuzluk, kırgınlık Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in sevgi ve rahmet eliyle sükûnet ve felaha dönüşmüştü. Taraf olmadan barıştıran, incitmeden birleştiren Resul-i Ekrem, küslüğün üstünü sevgi ile örtmüş, bir anlık öfkeden doğan kırgınlığı merhametle silmişti. Hz. Ali ve Hz. Fatıma’ya bir aile olduklarını yeniden hatırlatmıştı.

İnsanın yeryüzü serüveni Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva ile bir aile olarak başlamıştır. Rabbimiz, nice güzellikleri elde etmek için bizlere aile olmayı emretmiştir. Vedûd ism-i celilinden meveddet gibi katıksız ve karşılıksız bir sevgiyi, varlığının bir delili olarak aileye lütfetmiştir. Bu gerçeği ise bizlere hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmiştir: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”
(Rum, 30/21.)

Aile, her insan için önemlidir. Sevinç ve hüznün, mutluluk ve tasanın birlikte yaşandığı en değerli hazinedir. Sorumluluğun paylaşıldığı, dertlerin çözüme kavuştuğu mukaddes bir yuvadır. Aile, fıtri bir ihtiyaçtır.  Kendinde sayısız ve eşsiz hikmetler barındırır. Dünyaya gelen her insanın, ilk eğitimini aldığı en temel eğitim yuvasıdır. Aile, insanoğlunun yaşayarak öğrendiği ve hissettiği bir sevgi ocağıdır. Aynı zamanda bu ocak, geleceğin de teminatıdır.

Anadolu’da gelenekselleşmiş bir nikâh duası vardır. “Allah’ım! Bu (nikâhı) anlaşmayı bereketli ve mübarek eyle. Bu yeni evlenen çifti ülfet, muhabbet ve bağlılık duygularıyla kaynaştır. Aralarına nefret, fitne ve ayrılığın girmesine izin verme. Tıpkı Hz. Âdem ile Hz. Havva’yı, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice validemizi ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma’yı kaynaştırdığın gibi...” Her nikâh kıyıldığında bu dua Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın, Allah Resulü (s.a.s.) ile Hz. Hatice validemizin ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın mutlu yuvalarının hatırlanmasına vesile olur.

Aile, eşlerin birbirlerine, eşlerin çocuklarına, çocukların annelerine, babalarına sonsuz güvendiği bir ortamdır. Dünya ve ahiret saadeti için bizlere yol gösteren yüce dinimiz İslam; ailede adaletin, ihsan ahlakının, fedakârlığın, sorumluluk bilincinin, istişarenin, karşılıklı yardımlaşma ve anlayışın hâkim kılınmasını öğütlemektedir. Eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini, sevinç, keder ve sıkıntıların paylaşılmasını istemektedir.

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle hayatın her safhasında bizim için en güzel örnek (üsve-i hasene) olan Peygamber Efendimizin aile içi ilişkileri nasıl yönettiğini, üstlendiği rol ve vazifeleri nasıl gerçekleştirdiğini öğrenmek ve hayatımıza tatbik etmek bizler için önem arz etmektedir. Aile bireylerinin haklarına nasıl riayet ettiğini müşahede etmek onun hikmet ve rahmet dolu dünyasını ve çağlar üstü örnekliğini anlamak en iyi yoldur. O, örnek yaşayışıyla Yüce Allah'ın Kur’an’da belirlediği ölçülerin pratiğini göstererek onların nasıl uygulanacağını net bir biçimde ortaya koymuştur. Onun peygamber olmadan önceki hayatı da sonraki hayatı da dün olduğu gibi bugün de insanlığı aydınlatacak güzelliklerle doludur.

Aile ilişkilerinde de en güzel, içten ve samimi örnekleri biz, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) hayatında bulmaktayız. Rahmet elçisi, ailesine daima nezaket ve nezafetle davranmış, bizlerin de ailemize karşı her zaman güzel davranışlar sergilememizi öğütlemiştir. O, kendisini büyüten dadısı Ümmü Eymen ve amcasının hanımı Fatma bnt. Esed’e “Annemden sonra annem” (Taberâni, Mucemu’l Kebir, XXIV, 351.) diye iltifat ederek onlara olan hürmetini ve derin sevgisini ifade etmiştir. Merhamet Peygamberinin aile anlayışını özellikle Hz. Hatice annemize olan muhabbet, bağlılık ve vefasında görmek mümkündür. Şöyle ki: Hz. Hatice validemiz, Peygamberimiz (s.a.s.)’in sadakat timsali eşiydi. Efendimiz, kendisinden önce ebediyete irtihal eden eşini hayatı boyunca hep hayırla yâd etti, onu gönlünden hiç çıkarmadı. Ona olan vefasını daima dile getirdi. Bir gün kendisine bunun sebebi sorulduğunda Allah Resulü şu cevabı verdi: “İnsanlar bana inanmazken o bana inandı. İnsanlar beni yalanlarken o doğruladı. İnsanlar yardımlarını benden esirgediklerinde o bana malıyla destek oldu. Yüce Allah bana ondan çocuklar ihsan etti.” (İbn Hanbel, VI, 118.)

Resul-i Ekrem (s.a.s.) aile fertlerine samimi ve içten davranan, onlara değer verdiğini hissettiren, sevinçleriyle sevinen, üzüntüleriyle üzülen bir aile reisiydi. Onlarla ilişkilerinde sevgi, saygı ve nezakete dayalı sıcak ve ahenkli bir üslubu benimsemiştir. Allah Resulü, aile fertlerinin farklı ruh hâllerini, hassasiyetlerini, kişilik ve karakterlerini göz önünde bulundururdu. O diğer bütün insanlara olduğu gibi evlilik bağlarıyla oluşan aile fertlerine de gereken ilgi, muhabbet ve saygıyı her zaman göstermiştir. Onların maddi ve manevi yönleriyle ilgilenmiştir. Onlara yardım etmiş, iyi bir Müslüman olarak dünya ve ahiret saadetine erebilmeleri için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Hayatlarında olduğu gibi ölümlerinden sonra da aile fertlerini dua ve hayırla yâd ederek en güzel vefa örneğini sunmuştur. Nitekim Allah Resulü, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım!” (Tirmizi, Menâkıb, 63.) buyurarak müminlere aile hayatında huzuru bulacakları yolu göstermiştir.

Allah Resulü, mütevazı ve sevecen bir babadır. O, yönlendirici söz ve davranışlarıyla örnek, vefalı ve duyarlı bir eş, hassas bir baba, narin bir dede ve örnek bir akraba olarak insanlığa ışık tutmaya devam etmektedir.

Sevgi, saygı, şefkat ve merhametin hâkim olduğu bir aile ortamı isteyen Sevgili Peygamberimiz, eşleri ve çocuklarının makul isteklerini yerine getirmeyi ihmal etmezdi. Onlara değer verdiğini hissettirirdi. Bir baba olarak son derece müşfik ve merhametliydi. Çocukları mutlu etmeyi çok severdi. Ne zaman kızı Hz. Fatıma yanına gelse onun için ayağa kalkar, elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Sevgili Peygamberimiz de kızı Hz. Fatıma’nın yanına girdiği zaman Hz. Fatıma hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine buyur ederdi. O, kimi zaman çocukları içtenlikle kucaklamış ve öpmüş, kimi zaman da çocukların başlarını şefkatli elleriyle okşamıştır. Çocuklarına şefkat gösterenleri överken, onlardan sevgisini esirgeyenleri ise “Küçüğümüze merhamet etmeyen bizden değildir.” (Tirmizi, Birr, 15.) sözüyle ikaz etmiştir. Çocuklarını çok seven Allah Resulü, oğlu İbrahim vefat ettiğinde gözleri dolmuş ve şöyle demiştir: “Göz yaşarır, kalp mahzun olur. (Fakat) Biz Rabbimizin razı olacağı şeylerden başkasını söylemeyiz. Vallahi, ey İbrahim, biz senin için hakikaten üzülüyoruz.” (Müslim, Fedâil, 62.)

Rahmet Peygamberi torunlarına karşı da çok şefkatliydi. Bir gün Efendimiz (s.a.s.), Mescid-i Nebevi’nin minberinde hutbe irat ediyordu. Ashap, pür dikkat onun ağzından dökülen altın misali sözleri dinliyordu. Bu esnada mescide iki küçük çocuk girdi ve sendeleyerek minbere doğru ilerledi. Bu iki minik yavru, Rahmet Elçisi’nin güzide torunları Hasan ve Hüseyin Efendilerimizdi. Peygamberimizin, torunlarına olan sevgi, şefkat, merhamet ve muhabbeti öylesine fazlaydı ki onları görmezden gelemedi. Ashabın bakışları arasında minberinden indi. İleride cennet gençlerinin efendileri olacaklarını müjdelediği iki torununu (Tirmizi, Menâkıb, 30.) kucakladı. Ardından hutbesini tamamlamak üzere onlarla birlikte minbere çıktı ve sözlerine öyle devam etti.

Hatemü’l Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.s.) çocuklara karşı şefkati, merhameti bize öğreten, sırtındaki çocuk yere düşmesin diye secdesini uzatan bir Peygamberdi. O, çocukların kişiliklerine saygı gösterir ve onlara iltifat ederdi. Bazen oyun oynayan çocuklara selam verir, bazen onların kıyafetlerini över bazen de hastalandıklarında ziyaretlerine giderdi. 

Çocukların terbiyesine özen gösteren Allah Resulü onları incitmemeye dikkat eder, onlara şefkatle davranırdı. Uyarılarını dahi yumuşaklıkla yapardı. Hanımı Ümmü Seleme’nin önceki eşi Ebu Seleme’den olan oğlu Ömer’in yemek yerken elini tabağın her tarafında gezdirdiğini görünce, “Delikanlı, besmele çek, sağ elinle ve önünden ye.” (Buhari, Et’ime, 2.) buyurarak nazik bir şekilde o küçük yavruyu uyarmıştı. Küçük yaşlardan itibaren Resulüllah’ın hizmetinde bulunan Hz. Enes’in şu ifadesi Efendimizin çocuklarla ilişkisini çok güzel özetlemektedir. “Resulüllah’a on sene hizmet ettim. Vallahi bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi. Herhangi bir şeyden dolayı, ‘Niçin böyle yaptın?’ demediği gibi ‘Şöyle yapsaydın ya!’ da demedi.” (Müslim, Fedâil, 51; Ebu Davud, Edeb, 1.)

Ahlakı düzgün olan ve aile fertlerine yumuşak davranan kişileri “müminlerin iman bakımından en mükemmel olanı” (İbn Hanbel, VI, 100.) olarak tanımlayan Resul-i Ekrem (s.a.s.) konunun imani yönüne de dikkat çekmiştir. Zira mümin, kendisine en yakın olan ailesine merhamet, şefkat ve anlayışla yaklaşırsa imanının gerektirdiği güzel ahlakla bezenecektir. Eşler, hayatın her anında, acı ve tatlı zamanlarda, sevinç ve hüzün günlerinde aynı duygu ve heyecanı yaşayarak birbirlerine destek verirlerse, işte o zaman dünya huzurunu ve ahiret cennetini elde etmiş olacaktır.   

Sevgili Peygamberimiz cinsiyet ve yaş ayrımı yapmadan toplumun her ferdi ile yakından ilgilenmiş, ailesiyle sevgi ve samimiyet dolu bir ilişki geliştirmiştir. Gerek eş, gerek baba, gerek dede olarak aile hayatının nasıl olması gerektiğini yaşantısıyla doğrulamıştır. Unutmayalım ki ailenin huzuru ve saadeti, eşlerin birbirlerine karşı anlayışlı, dengeli, tutarlı olmaları ve orta yolu izlemeleri ile mümkündür.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)
10°
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?