banner172

banner152

Neden Hep Beni Buluyor?

Düşünüyorum da acaba dünyanın en kötü insanı ben miyim ya da bu kötülükler hep beni mi buluyor?

Aylık Dergi 04.08.2019, 08:00
Neden Hep Beni Buluyor?
© Diyanet Haber

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Düşünmek iyidir. Ama tek taraflı düşünmek o kadar iyi değildir. Çünkü tek taraflı düşünce, insanı yön körü yapar. Bir yöne bakarken diğerlerini kaçırır. Hep tek yönlü baktığı için takıntılı bir ruh hâli oluşur. Takıntı, sıkıntıyı getirir. Sürekli ve her şeyden sıkılan, sıkıntılı bir tip olur çıkar. Artık kendisinden başkasını düşünemez hâle gelir. Bunun adı bencillik anaforuna girmektir. Bu anaforun içine giren, sonunda her kötü şeyin sadece kendi başına geldiğini düşünmeye başlar. Durum âdeta içinden çıkılmaz bir sorun sarmalına döner. Kişinin böyle düşünmesinde haklılık payı da yok değildir. Çünkü kişi, en yakın kendini bilir. Başına gelen de en çok kendi canını acıtır. “Ateş düştüğü yeri yakar.” diye boşa dememişler. Eğer bir çıkış yolu bulunmazsa, sorun sarmalı katlanarak büyür. Hâlbuki etrafına bir bakabilse, kendinden daha kötü durumda nice insan olduğunu görür. Ancak yön körlüğü ve takıntılar başkasını göremez hâle getirdiğinden bunu bir türlü başaramaz. Sonunda içindeki sıkıntılar isyana dönüşür ve etrafındaki herkese ve her şeye verip veriştirmeye başlar.

Peki, başına iş gelen, çözümsüz problemle yüz yüze kalan, kötü bir evlilik geçiren, kötü bir aile ortamında bulunan, kurtulamadığı bir belaya müptela olan insan başka ne yapabilir ki?

Böyle düşününce başka bir şey yapması hakikaten zor görünüyor. Aynı anaforun içine girsek biz de benzer bir düşünceye kapılabiliriz. Öyleyse asıl sorun anafordur. Çözüm de onun dışına çıkmaktır. Çünkü sürekli kendi etrafında dönen insan problemlerden kurtulamadığı gibi sorunları da gittikçe büyür. Nitekim küçük bir topaç şeklinde yuvarlanan bir kar parçası, döne döne koca bir kütleye dönüşmektedir. Ancak şunu bilmek gerekir ki kişinin anafordan kendi çabasıyla kurtulması zordur, kesinlikle dışardan bir desteğe ihtiyacı vardır. Burada yakınlarına ve topluma önemli görevler düşmektedir.

Bu desteği kendisi bulabilir mi?

“Arayan bulur.” demişler. Bunun için sağlam irade ve kararlılık gerek. Ancak kime müracaat edeceğini çok iyi bilmelidir. Tek yönlü veya körlemesine arayış, kişiyi daha kötü bir girdaba sürükleyebilir. Kişi, uzanan ele dikkat etmelidir. “Denize düşen yılana sarılır.” çaresizliği ve umutsuzluğuna düşmemelidir. Denizde boğulanların çoğunun umutsuzluk ve panikten boğulduğu bir gerçektir. Umutla, çok yönlü ve kararlı bir arayış, insanı içine düştüğü kısır döngüden kurtarabilir. Yapması gereken, bulunduğu şartları gözetmesi ve elindeki imkânları kullanmasıdır. Bu çaba ona güven ve tutunma duygusu verecektir. Kendine güven, çevreye güven ve yaratan Allah’a güven. Bu güvenle hayata tutunma ve ayakta kalma umudu yeşerir ve kökleşir.

İyi de Allah “Sadece bana kulluk edin ve sadece benden yardım isteyin.” buyuruyor. Siz, işin içine kişinin kendisini ve çevresini de kattınız.

Doğru. Ancak sıralamaya dikkat edersek ne demek istediğim anlaşılır. Yüce Allah önce bana kulluk edin buyuruyor. Kulluk edin ne demek? Sadece ilah olarak O’nu tanımak, kendimiz ve çevremiz dâhil her şeyi O’nun yarattığını bilmek. Şartları hazırlayan ve imkanları veren de O’dur. Hazırladığı şartlara riayet eder ve imkânlardan yararlanırsak sıkıntıyı aşmanın yolunu buluruz inşallah. Öyleyse yol ararken Allah’ı ve evrende kurduğu sistemi yani mevcut şart ve imkânları göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunun bir başka anlamı ise bunları gözetmeksizin yapılan taleplere cevap verilmeyeceğidir. Şöyle bir bakarsak, şartları gözetip imkânlarını kullanma gayretinde olanların dünya hayatını nasıl güzel yaşadıklarını görebiliriz. Allah dünyada çalışana verir. Ahiretteki güzelliği ise şükür ve sabır vazifesini yerine getiren, yani nankörlük ve isyan etmeyenlere verir. Yapılması gereken sıkıntıda sabır, rahatlıkta şükürdür.

Bunu biraz açabilir misiniz?

Yüce Allah hem evreni hem de farklı tür ve cinsten birçok varlığı yaratmış. Her varlığa da belli özellikler vermiş. İnsanı yaratmış, onu birtakım imkânlarla donatmış. Bunun yanı sıra belli şartlar hazırlamış. İşte Yüce Allah yarattığı insandan bu şartları ve imkânları dikkate almasını istemektedir.  Etrafındaki şartları göz ardı eden ve elindeki imkânları kullanmayan insanın sıkıntıya girmesi kaçınılmaz, girdiğinde de kurtulması zordur. Ancak sıkıntıdan kurtulmak için sağlam bir niyet ve kararlılık gösterdiğinde Yüce Allah ona destek verecektir. Tecrübeler de bunu bize göstermektedir. Nitekim kış veya yaz şartlarını gözetmeyen kişinin hasta olması kaçınılmazdır.

Ama Allah’ın gücü her şeye yeter. Dilese kuluna bunlar olmadan da yardım edebilir.

Burada yine bencilliğimizi ortaya koymuş oluyoruz. İstiyoruz ki hiçbir şey yapmayalım, ama Allah her şeyi versin. Böyle düşünen insan kendisini değersizleştirmiş ve âdeta cansız bir taş konumuna düşürmüş olur. Bir yerde duran taş, yerini birisi değiştirmedikçe oradan ayrılamaz. Yine birisi ona vursa, üzerine pislik atsa hatta parçalamak istese sesini çıkaramaz. Taştan bir farkımız olmalıdır. İnsan, düşünen, düşüncesini gerçekleştirmede irade ve kararlılık ortaya koyabilen bir varlıktır. Ona yaraşan, verilen bu özellikleri kullanmasıdır. Kullanmazsa, o özellikleri veren, bedelini ister. Çünkü Allah insanı taş konumunda yaratmamıştır. Böyle düşünen insan, Allah’ın sistemini tanımak istemiyor demektir. Sistemini tanımamak, kendisini tanımamak anlamına gelir. Hâlbuki Yüce Allah’tan başka yardım isteyebileceğimiz otorite yoktur. Öyleyse, evrene ve sosyal hayata koyduğu kurallara uymamız bizim yararımızadır. Başka çaremiz de yok.

Demek istiyorsunuz ki doktorun tavsiyelerine uymak ve verdiği ilaçları kullanmak nasıl ki iyileşmek için gerekiyorsa, Allah’ın yarattığı şartlara uymak, verdiği imkânları kullanmak da sıkıntılardan kurtulmak için gereklidir.

Evet, tam da bunu demek istiyorum. Eğer kişi Yüce Allah’ın oluşturduğu şartlara dikkat eder, verdiği imkânları yerli yerinde kullanırsa, hem dünyada rahat eder hem de ahirette mükâfatına kavuşur. Bizde bir söz vardır: “Kuru kuru kurbanların olayım.” Bunun anlamı hiçbir iltifatta bulunmadan ve somut karşılık vermeden kuru bir sözle sevgi ifade etmek. Sevginin tezahürleri olduğu gibi Allah’a olan inancın da tezahürleri vardır. Allah’ın kurduğu sistemi ve verdiği imkânları yok sayarak yapılan bir duanın yerine gelmesini beklemek safdilliktir. Bu, çalışmaksızın ay sonunda maaş beklemeye benzer. Nasıl ki çalışmadan kazanılamıyorsa Allah’ın koyduğu dinî ve dünyevi sisteme uymadan da kazanma olmaz.

Bütün bunları yerine getirdiğimizde, Allah bize nasıl muamele edecek?

Bilelim ki sahip olduğumuz ve içinde bulunduğumuz her şey Allah’a aittir. Öncelikle bütün bunlar için O’na teşekkür etmemiz gerekir. Nasıl ki bize yardım eden birisine dönüp nazikçe ve en güzel kelimelerle teşekkür ediyorsak, bu kadar nimeti veren Allah’a da en uygun şekilde şükretmemiz gerekir. Bu şükür de O’nun belirlediği ve istediği şekilde olmalıdır. Bunları yerine getirdikten sonra yapacağımız dualarla Yüce Allah öncelikle bize sağlam irade ve kararlılık vermek suretiyle psikolojik anlamda destek verir. Bu, bir işin başarılmasında ve bir sorunun giderilmesinde en önemli katkıdır. Kansere yakalanan nice insan sağlam bir irade ve kararlılık göstererek hastalıklarının üstesinden gelebilmektedir.. Ama iradesini kullanmayan biri, sigara gibi basit bir alışkanlıktan bile kurtulamamaktadır.

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)
kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
Günün Anketi Tümü
Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?