banner203

banner234

Mehmet Hadi Duran: “Musiki, Allah’a ulaştıran vasıtalardan biridir.”

Duran: "Türk dinî musikisinin kaynağı öncelikle aşk ve muhabbettir. Musikinin insanı kuşatan bir sanat olduğunu da düşünürsek bizatihi kendisinin değil ne için ve hangi amaçla icra edildiğinin farkında olmalıyız." dedi.

Aylık Dergi 21.02.2021, 21:11
Mehmet Hadi Duran: “Musiki, Allah’a ulaştıran vasıtalardan biridir.”

Mehmed Feyzi KILINÇ

İslam’ın estetik anlayışının bir tezahürü olarak ortaya çıkan Türk dinî musikisinin öneminden ve insan üzerindeki tesirinden kısaca söz eder misiniz?  

Türk dinî musikisinin kaynağı öncelikle aşk ve muhabbettir. Musikinin insanı kuşatan bir sanat olduğunu da düşünürsek bizatihi kendisinin değil ne için ve hangi amaçla icra edildiğinin farkında olmalıyız. İbadetini ve sosyal hayatını bir estetik duyguyla bezeyen medeniyetimizin musiki özelinde, İslam kültürüne kattığı birçok değer vardır. Bu kadim medeniyetin etkisi ve birikimi ile doğduğu anda kulağına okunan ezanla başlayan musikiyle yaşama keyfiyeti, yine kulağına gelen güzelim ninnilerle, manilerle bezenir. Okul çağlarında öğrendiği ilahilerle, mübarek gün ve gecelerde dinlediği mevlitlerle, ramazan ve bayram günlerinde gür seslerle okunan tekbirler ve salavatlarla ve musallada namazı beklenirken okunan hüzünlü salalarla her türlü duyguyu, hüznü sevinci yaşar ve hisseder. Dolayısıyla musikinin insan üzerindeki tesiri ruha olur. Malzemesi cismani değil ruhani olan musiki gönülde demlenir, oradan süzülür; insanların gönüllerine hitap eder, gönüllerindeki duygu dinamiklerini harekete geçirir. Kimi insanın gönlünde ince bir hüzün kimi insanın gönlünde de bir neşe, coşkunluk oluşturur.

Cami musikisinde herhangi bir çalgı aleti kullanılmadığından ses ve makamlar çok önemli bir yer tutmaktadır. Hangi makamın hangi vakte uygun olduğu nasıl belirlenmiştir?

Ses ve işitme zaten musikinin olmazsa olmaz iki unsurudur. Musikide her makamın insana farklı bir istikamet ve duygu verdiği de muhakkaktır. Fakat bu konu, ayrı bir ihtisas işidir. Her makamın kendi içinde bir neşe, hüzün ve sekinet ihtivası mümkündür. Burada önemli olan mekânın, zamanın ve sürenin doğru ayarlanmasıdır. Mesela sabah ezanlarının saba makamında okunması konusu tartışılabilir. Bu makamın kendine has bir dinginlik ve huzur verdiği muhakkaktır. Fakat namaza kaldırılma mevzu bahis ise teknik olarak ifadeyle inici özelliği olan acemaşiran, eviç gibi makamlar da tercih edilebilir ki ben bu makamları sabah ezanının bazı cümlelerinde kullanmaya gayret ediyorum. Diğer vakitlerde okunan ezanlar konusunda da yorum farklılıkları söz konusudur. Burada önemli olan ve ecdadın vermek istediği asıl mesaj bence günün beş ayrı vaktinde beş farklı duyguya sahip olan insana “Merak etme seninle birlikte olan bir Rabbin var.” diyerek bu kutlu çağrıyı onun duygularıyla pekiştirme gayesine matuftur. Yoksa sabah saba, öğle uşşak, ikindi rast, akşam segâh, yatsı hicaz diyerek konuyu daraltmamak gerekir diye düşünüyorum.

Osmanlı döneminden bugüne İstanbul’da zirvelerini yaşayan Türk musikisine has bir ezan okunma tavrı gelişti. Büyük hocalarımızın da bu tavrı benimsemesi ve korumaya çalışmasındaki hikmet neydi ve sizin bu konudaki görüşünüz nedir?   

Bu tavrı benimseme ve koruma gayretinin, Cinüçen Tanrıkorur’un “Ben sana bunu bildirdim. Sen neden senden sonrakilere aktarmadın?” sualine muhatap olmamak için olduğunu söylemek isterim. Makamların tertibini, olgunlaşmasını ve en rafine hâle gelmesini sağlayan Osmanlı’dan kalan bu emanete bigâne kalamayız. Bu tavır, bizim asli bir kimliğimiz hükmündedir. Eğer bu tavrı koruyamazsak biz, biz olabilir miyiz? Hocalarımızın da hassasiyeti ecdat yadigârı bu kültür ve birikime sahip çıkmaktı. Bence bu zenginliğimizin farkında olarak onlardan kopmadan kendimizi geliştirmeliyiz. Kültür ve sanat hayatının dejenere olduğu bir devirde kökü ve mazisi derya gibi geniş bu zenginliği ucuz basit şeylerle heba etmemeliyiz. Sadece ezan değil cami musikimizin hemen her formunda ciddi bir çalışma başlatmalıyız. Taklitçilik gibi ucuz ve kolay işlerden uzak durup kadim geleneğimizin güzelliklerini koruma, yeni nesle aktarma ve önemini kavratma ana gayemiz olmalıdır.

Hafız İlhan Tok, Yusuf Gebzeli, Ruhi Kalender ve Nuri Özcan gibi musiki alanında önemli hocalardan dersler aldınız ve siz de birçok yerde musiki dersi verdiniz. Türk musikisinde bir eğitim sistemi olan “meşk”in yeri ve öneminden bahseder misiniz?

Hem okullu hem de alaylı olarak kendimi bu sahada çok şanslı addediyorum. Hayatta olan hocalarıma sıhhat ve afiyet, vefat eden hocalarıma da rahmetler niyaz ediyorum. Meşk; dinî musikide en önemli eğitim aracıdır. Amacı hocadan fem-i muhsin yoluyla alınan tavır ve yorumun önce hafızaya kaydedilmesi, sonra da bunun yorumlanarak aktarılmasıdır. Yani fem-i muhsin bir nevi ağız terbiyesidir ki bunun en güzel yolu da meşk’tir. Meşk yoluyla tavır ve ağız terbiyesinin yanı sıra verilen en önemli unsur duygudur. Talebe musikiye dair pek çok bilgiye, okuyuş ve tavırlara günümüz imkânlarını kullanarak ses ve görüntü kayıtlarıyla ulaşıp hafızasına kaydedilebilir. Bu, bir nebze de olsa başarı getirir. Ancak hocanın bizzat yüz yüze bir eğitimle talebenin hatalarını düzeltmesi, eksiklerini söylemesi, yeni dersini vermesi ve seviyesini tespit etmesi son derece önemlidir. Söyleşinin başında da zikrettiğim gibi kaynağı aşk ve muhabbet olan musikinin eğitiminde meşk, olmazsa olmazdır.

Din hizmetinde bulunan görevlilerimiz, mesleklerini icra ederken musikiden nasıl faydalanabilirler, musikinin meslekî gelişimlerine ne gibi katkılar sağlayacağını anlatır mısınız? 

Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetinde bulunan din görevlilerimize yönelik musiki eğitimleri vermektedir. Bu kurslarda dersler vermiş biri olarak dinî musiki, mesleki açıdan kendilerine camide ya da herhangi bir mecliste okunan Kur’an-ı Kerim’in usul ve kaidelerine uygun bir şekilde okuyabilmeyi, Allah’la buluşmaya çağrı ve davet olan ezanı en güzel şekilde icra edebilmeyi, namaz esnasında imameti ve müezzinliği düzgün yapabilmeyi sağlar. İnsanlara seslenilen bir görevi icra etmeleri sebebiyle de onların ruhuna tesir edebilmek için seslenenin doğru bir musiki bilgisine ihtiyacı kaçınılmazdır. Bize düşen vazife bu sahadaki eksiklerimizi gidermektir. Vazifesinin yarıdan fazlasını sesiyle icra eden din görevlisi kardeşlerimin bu sahada ihmalkâr davranmaları pek affedilecek bir tutum ve davranış değildir. “Allah yaptığı işi güzel yapanı sever.” diyen bir peygamberin ümmeti olarak artık bu konuya ciddiyetle bakmamız gerekmektedir. 

Mehmet Hadi Duran, kimdir?

Mehmet Hadi Duran, 1970 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Üsküdar’da tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden 1994 yılında mezun oldu. Kur’an eğitimini Hafız İlhan Tok’tan aldı. Hafız Yusuf Gebzeli ile mevlit çalıştı. Musiki eğitimine Ankara’da Ruhi Kalender ve İstanbul’da Nuri Özcan ile devam etti. Aziz Mahmud Hüdayi, Marmara Türk Müziği Topluluğu ve Name İstanbul gibi musiki topluluklarıyla yurt içinde ve yurt dışında birçok programa katıldı. 24 Temmuz 2020 Cuma günü yeniden ibadete açılan Ayasofya Camii’nde görevini sürdürmektedir.

Kaynak: Diyanet Haber
banner214
Yorumlar (0)