banner297

banner319

İş ve Ticaret Hayatında Müslümanın Sorumluluğu

banner265

Müslüman ister işadamı, ister üretici, ister işveren, ister işçi, ister serbest meslek sahibi veya tüccar olsun; iş ve ticaret hayatında dürüst olmalı, haklara riayet etmeli, kazancını helal yoldan sağlamalıdır.

Aylık Dergi 12.05.2022, 09:32
İş ve Ticaret Hayatında Müslümanın Sorumluluğu
© DİHA

Dr. Muhlis AKAR
DİB Başkanlık Müşaviri

İslam’da iman, ibadet, muamelat ve ahlak iç içedir. Kalplere yerleşen iman müminin hayatında ibadetlerle şekillenir, bireysel ve sosyal hayatta hak, adalet, doğruluk ve ihsan ahlakı olarak hükmünü icra eder. Aynı durum ve ticaret hayatının bütün alanlarında da söz konusudur.

Mal ve servetin şükrünü ödemek

İslam dini kişilerin helal ve meşru yollardan servet sahibi olmalarını teşvik etmiş; kazanılan servette fakir ve yoksulların da haklarının olduğunu bildirerek (Zariyat, 51/19.) servetin kenze dönüşmesini engellemiştir. (Tevbe, 9/34-35.) Dolayısıyla helalinden kazanmak, fakirin hakkı olan zekâtı vermek, sosyal amaçlı yardımlar yapmak, tasarrufları öncelik arz eden yerlerde yatırıma dönüştürüp üretim ve istihdamın artmasına katkı sağlamak iş adamının dinî ve ahlaki sorumluluğunun bir gereğidir. Kul, yüce Allah’ın emaneti olan mal ve servetini bu şekilde değerlendirdiğinde onların şükrünü ödemiş olur. İşverenin çalışanlarına karşı sorumluluklarını  üç başlık altında ifade edebiliriz:

İşçinin ücretini tam ve vaktinde ödemek

İşveren; çalışanların ücretlerinin en azından temel ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda olmasına özen göstermeli, “eşit işe eşit ücret” vermeli; uzmanlık gerektiren işlerde çalışanlara ise durumlarına uygun adil ücret ödemelidir. Zira Yüce Allah (c.c.) çalışmaya ve emeğe değer vermiş; emeğin maddi ve manevi karşılığının olduğunu bildirmiştir: “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 53/39.) “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onu görecektir.” (Zilzal, 99/7-8.) Hadis-i kudside ise Yüce Allah’ın kıyamet gününde kendisine verdiği sözü tutmayanın ve işçisinin hakkını vermeyenin hasmı olacağı (Buhari, İcare, 10; Büyu’, 106.) ifade edilmiştir. Hz. Peygamber de “İşçiye ücretini alın teri kurumadan veriniz!” (İbn Mace, Ruhûn, 4.) buyurarak işverenleri uyarmıştır.

İş güvenliğini sağlamak, temel haklarını kullandırtmak

İşveren; iş yerinde gerekli güvenlik tedbirlerini almalı, çalışanların ruhen ve bedenen sağlıklı olmalarına özen göstermeli, ibadetlerini eda etmelerine imkân sağlamalı, temel haklarına saygılı olmalıdır. (Buhari, Edep, 44.) Ayrıca sigortasız işçi çalıştırmanın ve sigorta primlerini ödememenin de hak ihlali olduğunu unutmamalıdır.

İhsanla muamele etmek

Yüce Allah birbirimize ihsanla muameleyi emretmektedir. (Nisa, 4/36.)  Zira Müslümanlar kardeştir. Aralarındaki ast-üst ilişkileri kardeşçe muamelelerine engel olmamalı; zenginiyle fakiriyle, işvereniyle işçisiyle İslam ahlakının prensipleri doğrultusunda hareket etmelidirler. Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurur: “Her kimin kardeşi emri altında bulunursa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçlerini aşan işler yüklemesin.” (Buhari, İman, 22.) Hadis-i şerifte Allah Resulü’nün, yanında çalışan kimseleri “kardeş” olarak takdim etmesi son derece anlamlıdır. Çalışanların hakları olduğu gibi görev ve sorumlulukları da vardır:

İşini en güzel şekilde yapmak      

Kamu veya özel sektörde çalışanlar, aldıkları maaş veya ücretin helal olması için işlerini belirlenen vakitte ve istenilen standartlarda yapmalıdırlar. Çünkü aldıkları maaş veya ücret iyi yapılması gereken işin karşılığıdır. Bu konuda Hz. Peygamber, “Allah Teâlâ sizden birinizin bir iş yaptığı zaman, onu sağlam ve güzel yapmasını ister.” (Beyhakî, Şuabu’l-iman, IV, 334-335.) buyurarak çalışanları kaliteli mal ve hizmet üretmeye teşvik etmiştir. 

Emanete riayet etmek 

Çalışanlar; iş yerinden ve üretim araçlarının korunmasından sorumludur. Çünkü devlet memuruna, işveren işçisine belirli bir maaş/ücret karşılığında iş vermiş; işin yapıldığı yerdeki araç, gereç ve üretim araçlarını kendilerine emanet etmiştir. Hz. Peygamber çalışanların bu sorumluluğunu şöyle hatırlatmaktadır: “Çalışan, işverenin malının koruyucusudur.” (Buhari, İstikraz, 20.) Çalıştığı kurumun sırrını saklamak da emanet sorumluluğunun bir gereğidir. 

Ticaret ehlinde bulunması gereken dinî/ahlaki prensipler

İşe erkenden besmeleyle başlamak

Hz. Peygamber işe besmeleyle başlamış (Ebu Davud, Salat, 121, 122.), “Bismillah ile başlanmayan iş bereketsiz ve sonuçsuzdur.” (Süyûtî, el-Fethü’lkebîr, II, 303.) buyurmuş, ümmetine de helal ve meşru işlere besmeleyle başlamalarını tavsiye etmiştir. Ayrıca işe erken başlayanlar için “Allah’ım, ümmetimden erken kalkanların işlerine bereket ver!” (Tirmizi, Büyu’, 6; İbn Mace, Ticârât, 41; Ahmed b. Hanbel, I, 154.) şeklinde dua etmiştir.

Haram yollardan kazanç sağlamamak  

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka.” (Nisa, 4/29.) Hz. Peygamber de ümmetini şöyle uyarmıştır: “Allah (c.c.) birtakım farzlar kılmıştır, onları ihmal etmeyin. Birtakım hadler (sınırlar) koymuştur, onları çiğnemeyin. Birtakım şeyleri haram kılmıştır, onlara el uzatmayın.” (Dârakutnî, Sünen, IV, 298; İbn Receb el-Hanbelî, Câmiu’l-ulûm ve’l-hıkem, II, 150.) Diğer bir hadislerinde ise helal duyarlılığının azalma tehlikesine dikkat çekmiştir: “İnsanlara öyle bir zaman gelir ki kişi kazandığı malını helalden mi haramdan mı aldığına hiç aldırmaz.” (Buhari, Büyu’, 7, 23.)

Ölçü ve tartıda haksızlık yapmamak

Kur’an-ı Kerim’de “Medyen-Eyke” halklarını helake götüren sebeplerden biri olarak ölçü ve tartıda hile yapmaları gösterilir ve Müslümanlara alışverişte adil olmaları emredilir: (Araf, 7/85; Hud, 11/84-95; Mutaffifin, 83/1-7.) “Göğü Allah yükseltti ve ölçüyü O koydu. Sakın tartıda haksızlık etmeyin. Tartıyı adaletle doğru tutun, terazide eksiklik yapmayın.” (Rahman, 55/7-9.); “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin.” (Şuara, 26/181-183; Enam, 6/152; İsra, 17/35.)

Resulüllah (s.a.s.) Medine’ye geldiğinde ticaretle uğraşan bazı insanların ölçü ve tartıda haksızlık yaptıklarını görünce onlara Mutaffifin suresinin şu ayetlerini hatırlattı: “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar, insanlardan ölçerek bir şey aldıkları zaman tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp eksik tartarlar. Onlar, o büyük gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Öyle bir gün ki (o gün) insanlar âlemlerin Rabbinin huzuruna çıkacaklardır.” (Mutaffifin, 83/1-6.)

Dürüst ve güvenilir olmak, sözleşmelere riayet etmek

İş ve ticaret ahlakının en önemli ilkesi dürüstlüktür. Özde, sözde, işte dürüstlük dindarlığın gereğidir. Ekonomik ve toplumsal hayatın devamı ve verimliliği insanların birbirine dürüst davranmasına bağlıdır. 
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e ve müminlere dürüst olmaları emredilmiştir: “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın.” (Hud, 11/112.) Diğer bir ayette ise “Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin.” (Maide, 5/1.) buyrulmuş, ahde vefa müminlerin temel özellikleri arasında zikredilmiştir. (Bakara, 2/177; Müminun, 23/8.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizi, Büyu’, 4; İbn Mace, Ticârât, 1; Darimi, Büyu’, 8.) buyurarak ticarette dürüstlüğün manevi mükâfatına dikkat çekmiştir. 

Müşteriyi aldatmamak

Tüccar, tüketicinin bilgisizliğini istismar ederek ayıplı, kusurlu malı sağlam bir mal gibi satmamalıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün pazarı dolaşırken tahıl satan birisinin yanına uğramış, elini buğday yığınına daldırmış, altının ıslak olduğunu görünce “Nedir bu?” diye sormuş, satıcı “Yağmur yağmıştı ıslandı.” demiş; Resulüllah “Niçin ıslak tarafı üste getirmedin?” diye mukabelede bulunduktan sonra, “Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, İman, 164; Ebu Davud, Büyu’, 50.)  demiş ve “Kusurlu bir malı, ayıbını söylemeden satmak bir Müslümana helal olmaz.” (Müslim, İman, 43, 164; İbn Mace, Ticârât, 45.) buyurmuştur. 

Yalan yere yemin etmemek

Basit dünyevi menfaatler için “vallahi, billahi” diyerek insanları “Allah(ın adı) ile aldatmak” (Fatır, 35/5.) büyük günahlardandır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara rahmet nazarıyla bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 3/77.) Hz. Peygamber ise şu uyarıları yapmıştır: “Müslüman bir kimsenin malını elinden almak için yalan yere yemin eden kimse, Yüce Allah’ın gazabına uğramış olarak O’nun huzuruna çıkar.” (Buhari, Eymân, 11, 17; Müslim, İman, 220, 222.) “Alışverişte çok yemin etmekten sakınınız. Yemin mala sürüm kazandırır; fakat sonra onu mahveder.” (Müslim, Müsakat, 132; Buhari, Büyu’, 26; Müslim, Müsâkât, 131-132.)

Karaborsacılık/ihtikâr yapmamak 

Karaborsacılık, toplumun ihtiyacına rağmen ticari bir malı pahalanması maksadıyla stoklayıp talebi artırmak ve piyasaya arzını geciktirmektir. Daha az emekle daha çok kazanç sağlama mantığına dayanan bu muamele; özellikle temel ihtiyaç maddeleri söz konusu olduğunda topluma zarar vermekte, iktisadi problemlere yol açabilmektedir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Dışarıdan pazara mal getiren girişimci rızıklanmış, karaborsacı ise lanetlenmiştir.” (İbn Mace, Ticârât, 6; Darimi, Büyu’, 12.), “Karaborsacı ne fena bir kuldur; fiyatların düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyunca sevinir.” (Beyhaki, Şuabul İman, 11215.) Bu nedenle ticaret ehli, karaborsacılıktan elde edilenin haksız kazanç olduğunu bilmeli ve bundan sakınmalıdır.

Müşteri kızıştırmamak (neceş yapmamak)

Neceş, bir malın fiyatını yükseltmek amacıyla onu almaya niyetli olmadığı hâlde alacakmış gibi davranmaktır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Müşteri kızıştırmayınız.” (Buhari, Büyu’, 64, 70; Müslim, Nikâh, 51, Büyu’, 11, 12.), “Mümin müminin kardeşidir. Hiçbir mümine kardeşinin satışı üzerine satış yapması helal olmaz.” (Müslim, Nikâh, 56.), “Kişi, kardeşinin satımı üzerine satım yapamaz, yapmamalıdır. Sırf pazarlık kızıştırmak için satıma girmeyin.” (Buhari, Büyu’, 58, 64, 70; Müslim, Büyu’, 7-8, 11; Ebu Davud, Büyu’, 43, 46; Tirmizi, Büyu’, 57.)

Müşteriye kolaylık göstermek, iyi davranmak 

Esnaf, müşterilerine ihsanla muamele etmeli; satarken, alırken, hakkını isterken kolaylık göstermelidir. İlahi rahmetin birbirine iyi davranan alıcı ve satıcıların üzerine olacağını bilmelidir. (Buhari, Büyu’, 16.) Yüce Allah, “Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara, 2/280.) buyurarak satıcının –gerektiğinde– müşterisinin lehine bazı durumlarda fedakârlıkta bulunmasının hayrına olacağını bildirmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Kim güç ve sıkışık vaziyette olan kimsenin borcunu erteler veya hafifletirse Allah da mahşer günü arşın gölgesinde onu gölgelendirir.” (Müslim, Zühd, 74; Tirmizi, Büyu’, 65; İbn Mace, Sadakât, 14.) buyurmuştur.

Borcu geciktirmemek

Müşteri esnafa olan borcunu vaktinde ödemeli; vaktinde ödememenin kul hakkı ihlali olduğunu unutmamalıdır. Zira vakti geldiği hâlde kasten ödenmeyen borçlar enflasyon ortamında erimekte ve paranın alım gücü düşmektedir. Hz. Peygamber  (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür.” (Buhari, İstikrâz, 12.) Burada zenginden maksat ödeme imkânı olduğu hâlde borcunu ödemeyen borçludur. 

Sonuç olarak el emeği ve alın teriyle geçinen her Müslüman ister işadamı, ister üretici, ister işveren, ister işçi, ister serbest meslek sahibi veya tüccar olsun iş ve ticaret hayatında dürüst olmalı, haklara riayet etmeli, kazancını helal yoldan sağlamalıdır.

Kaynak: Diyanet Haber
banner237
Yorumlar (0)