İnsanın İnsanla İmtihanı

Peygamber Efendimizin (s.a.s.) peygamberliğini reddedenler onun melek değil de bir insan oluşuna akıl erdiremiyor, “Bu ne biçim peygamber?” diye itiraz ediyorlardı.

İnsanın İnsanla İmtihanı

Dr. Abdülkadir ERKUT

banner74
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Çünkü onlara göre yemek yemek, çarşı pazar dolaşmak bir peygamber için uygun bir şey değildir.

O şayet peygamber ise bu konularda diğer insanlardan farklı olması gerekir. Eğer insan olacaksa bile böyle bir görevi yerine getirmeye gücü yetmeyeceğinden kendisine bir melek gönderilmiş olmalıdır. Ayrıca kendisine, istifade edeceği bir hazine, hazine olmasa bile en azından bir bahçe verilmelidir ki onun sıradan bir insan olmadığını bilsinler. (Furkan, 25/7-8.) Müşriklerin peygamberlik müessesine yönelik bu türden şüphe ve itirazlarını Rabbimiz şu kelamı ile reddetmektedir:

“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.” (Furkan, 25/ 20.) Ayeti kerimede sadece Hz. Muhammed (s.a.s.) değil diğer peygamberlerin de beşeri özeliklere sahip olduğu vurgulanmaktadır. Onların bu özellikleri peygamberliklerini nakzetmiyor, saygınlıklarına zarar vermiyordu. Beşer olma noktasında onların diğer insanlardan farkı yoktu. Peygamberleri farklı kılan; üstün ahlakları, faziletli davranışları, kendilerinden sadır olan peygamberliklerinin delili mucizeleri idi. Kaldı ki Mekke müşrikleri Hz. Muhammed’den önce peygamberler gönderildiğini inkâr da etmiyorlardı. (Enbiya, 21/5.) Dolayısıyla Hz. Muhammed (s.a.s.) peygamberlerin ilki olmadığına göre onun da beşeri özellikler sergilemesi kınanmasını gerektirmemekte, risalet görevi için bir noksanlık teşkil etmemektedir. Üstelik peygamberin insan olması görevini yerine getirebilmesi için bir gerekliliktir de. Zira peygamberlik görevini tam olarak ifa etmesi insanların onu örnek almaları ile mümkün olabilir. O bir melek olsa idi insanlar onu örnek alamazlardı. Diğer taraftan peygamberler, insanları Hakka davet görevini ancak onların içine girerek, kendileri ile görüşerek yerine getirebilirler. Hz. Peygamber de bu yüzden insanların toplu olarak bulundukları meclislere, panayırlara gidip onlara Hakkı tebliğ ediyordu. Ayrıca Hz. Peygamber’in insani özelliklerini sergilemekten çekinmemesi, insanlar arasında dolaşması, kibirden uzak ve mütevazı oluşuna da delalet eder. 

Müşriklerin bu bariz hakikatleri görmemekte direnip, Hz. Peygamber’i niçin ısrarla inkâr ettikleri sorusunun cevabı şu cümlede gizlidir: “Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık.” Yani peygamber, insanlarla imtihan edilmektedir.

O, başta bu tür insafsız eleştiriler olmak üzere, yalanlama, kötüleme, düşmanlık etme gibi pek çok olumsuz tavırla karşı karşıya kalmaktadır. Üstelik bu imtihan tek taraflı değildir. Çünkü insanlar da peygamber ile imtihan edilmektedir. Allah dileseydi peygambere birçok dünyalık bahşeder ve insanlar ona karşı çıkmaya fazla mecal bulamazlardı. Elinde, etrafındakilerin iştahını cezbedecek bir şey olmayınca, bakalım onun davetine koşarak icabet edebilecekler mi? Öte yandan, ilk dönemde Peygamberimize tabi olanların önemli bir kısmını fakir ve güçsüz Müslümanlar teşkil ediyordu. Bu, Mekke’nin önde gelen varlıklı kodamanlarının iman etmelerinin önünde önemli bir engel olarak duruyordu. Zira onlar, ayak takımı olarak gördükleri bu insanlar kendilerinden önce iman ettiklerinden iman ettikleri takdirde şu anki konumlarını kaybedip onlardan daha aşağı bir konuma düşmekten korkuyorlardı.

“Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık.” cümlesi sadece Hz. Peygamber ve o dönemki muhatapları için değil bütün insanlar için geçerli bir muhtevaya sahiptir. (Tahir b. Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XVIII, 344.) Müfessirler imtihanın bu genelliğine, fakir ve zengin ile sağlıklı ve hastanın birbirleri ile ilgili düşünce, tutum ve davranışlarını örnek vermişlerdir. Fakir, isyan, haset, düşmanlık; zengin kibir, tahakküm ve alay duygularına kapılacak mıdır? Hasta, kendini sağlıklı ile kıyaslayıp ilahi takdire itiraz edecek; sağlıklı ise hastadan rahatsız olacak, onu hor görecek midir? Nitekim Karun, maddi varlığına güvenip insanlara üstünlük taslayarak, tahakküm ederek ve kibirlenerek bu imtihanı kaybetmiştir. O, ihtiyaç sahiplerinin hakkını gözetmemiş, peygamberliğinden dolayı Hz. Musa’ya haset etmiş, eline yetki geçtiğinde de halka zulmetmiştir. (Kasas, 28/76.)  

Kur’an-ı Kerim’de aile efradı ile ilişkiler de insanoğlunun muhatap olduğu imtihanlardan biri olarak zikredilmektedir. (Teğabun, 64/15.) Ciğerparesi evladını kaybeden Hz. Yakup, Allah’a itiraz ve isyan yolunu tutmayarak; kardeşlerinin ihanetine maruz kalan Hz. Yusuf da onları affederek bu imtihanı kazanmıştır. (Yusuf, 12/86-92.) Hz. Nuh ve Hz. Lut’un eşleri, eşlerinin davalarına hıyanet ederek bu imtihanı kaybetmişlerdir. Hz. Asiye, inancı uğrunda gördüğü işkencelere; babasız bir çocuk dünyaya getirmek gibi izahı yapılamayacak bir durumla karşı karşıya kalan Hz. Meryem de çevresindekilerden gördüğü ağır hakaret ve baskılara sabrederek bu imtihanı kazanmışlardır. (Tahrim, 66/10, 12.) İnsanın bu şiddetli sınamalara gösterdiği direnç heba olmamakta, aksine o ancak bu direnci sayesinde selamete erişebilmektedir. Çünkü “Allah her şeyi hakkıyla görmektedir.” (Furkan, 25/20.) Allah’ın görmesi, bilgi elde etmek için değil sadece sabır veya sabırsızlığa uygun karşılığı vermek içindir.

Sabır; olumsuz olaylara karşı direnç göstermek, onları olumlu hale getirmekte metanetli olmaktır.

Peygamberin izinden giden, Hakka davet sorumluluğuna talip olanlar bu görevi yerine getirmek için halkın içine karışmalı, alçakgönüllülüğü kendilerine şiar edinmelidirler. Maruz kalabilecekleri ithamları imtihanın bir cilvesi telakki ederek sabretmeli; kuvve-i maneviyelerinin kırılmasına müsaade etmemelidirler. Şu bir hakikat ki; insan bu dünyada en yakınından başlayarak hemcinsinden olanlarla imtihan edilmektedir. Hemcinsinden kaynaklanan zorlukları imtihan telakki ettiği takdirde, bu konuda takınacağı tutumun uzun dönemli sonuçlarını görebilir, böylece kendinde Allah’ın koyduğu sınırları aşmama direncini bulabilir. Zorlukların bir kısmı -yaşanmış bir olay gibi-değiştirilmesi imkânsız durumlardır. Bu tür konularda ona düşen, ilahi takdire boyun eğerek “güzel bir sabırla” sabretmektir.  Zorlukların diğer bir kısmı da değiştirilmesi imkân dâhilinde olanlardır. Bu konuda ise akıl ve iradesini kullanarak, çaba ve gayret göstererek Allah’ın kendisi için takdirini arama konusunda sabır gösterir. Sabrı bir hayat düsturu edinmesinden dolayı hesap gününde “Sabretmiş olmaları sebebiyle bugün ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.” (Müminun, 23/111.) hitabına mazhar olur.

Diyanet Haber

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER