banner173

banner152

Namaz Kulluğun İzahıdır

اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor. (Ankebût, 29/45)

Aile Dergisi 17.10.2019, 10:00
Namaz Kulluğun İzahıdır
© Diyanet Haber
banner174

Dr. Davut Ağbal

Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Namaz; belirli vakitlerde, özel birtakım hareketlerle, hususi okuyuş ve zikirlerle yerine getirilen bir ibadettir. Bu ibadet ilk olarak Allah Elçisi’ne (s.a.s.) peygamberlik vazifesinin verilmesinden sonraki birkaç yıl içerisinde, iki vakit ve ikişer rekât olarak emredilmiş, miraç mucizesinin akabinde ise beş vakit olarak farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, geçmiş peygamberler ve ümmetleri için de söz konusu edilen namaz, maddi ve manevi kirlerden arınmak, vücudun belli yerlerini örtmek, kıbleye yönelmek, namaz kılınabilecek vakitler içerisinde bu ibadeti yerine getirmek ve niyet etmek gibi şartlarının yanı sıra tekbir getirmek, ayakta bir müddet durmak, Kur’an okumak, rükûya varmak, secde yapmak ve son oturuş gibi rükünleri bulunan bedenî bir ibadettir.

Emredilişinin ilk yıllarında ferdî olarak yerine getirilen, Medine’ye hicretin akabinde, mescidin inşası ile birlikte düzenli bir şekilde cemaatle kılınmaya başlanan namaz, bireyin olduğu kadar İslam toplumunun da alametifarikası sayılacak ehemmiyete ve sembolik güce sahip bir ibadettir. Namazın Müslüman bireylerin maneviyatının kilit noktasını teşkil etmesi bir yana Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine’de oluşturduğu toplumun, hayat tarzının, hatta şehrin namaz etrafında şekillendiğini söylemek de abartılı bir ifade olmasa gerektir. Nitekim Resul’ün izini takip eden sonraki nesiller de şehirlerini kurarken camiyi, dolayısıyla namazı hayatlarının merkezine koymuşlardır.

Ne var ki namazı sadece belirli şartlar içerisinde ve birtakım eylemlerle yerine getirilen bir ibadet olarak görmek, onun bir Müslüman’ın hayatındaki eşsiz rolünü anlamlandırmada yetersiz kalacaktır. Zira namaz ne şeklî ve maddi unsurları sebebiyle emredilmiştir ne de insan birtakım hareketlerin belirli kurallar içerisinde yerine getirilmesi sebebiyle Allah katında değer kazanır. Allah’ın elçisi bu hususa: “Nice oruç tutanlar var ki onlara sadece susuzluk kalır; nice geceleri kalkan (namaz kılan) vardır ki kendilerine sadece uykusuzluk kalır.” hadisiyle (İbn Mâce, Sıyâm 21) ışık tutmaktadır. Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de, namazı en büyük zikir olarak müminin hayatının merkezine koymakla birlikte üşene üşene kılınan namazı (Nisâ, 4/142), gösteriş için eğilip kalkmayı, İlahi huzurda duruyor olmaktan gafil kalmayı da (Maûn, 107/4-6) yermektedir. İşte bunlar bize göstermektedir ki namaz, sadece birey hayatını zahiren disipline etmekten ve bedensel bir egzersiz yapmaktan öte, Rabbin huzurunda, O’na kulluğun, yakarışın, boyun büküşün, sığınışın, teslimiyetin ve yalnızca O’ndan istemenin sembolize edildiği büsbütün bir kulluk izharıdır.

Kur’an-ı Kerim’de namaz, yüzü aşkın yerde zikredilir. Bahsinin geçtiği ayetlerde çoğunlukla namazın dosdoğru kılınması (ikame) emredilir (Tâhâ, 20/14). Ayrıca namazın sürekli bir şekilde eda edilmesine de sıklıkla yer verilir (Bakara, 2/238, Mü’minûn 23/9). Tehlike ve hatta savaş durumunda dahi namazın nasıl kılınacağı ile ilgili detaylı bilgiler Kur’an’da yer almaktadır ki (Nisâ 4/102) bu, her hâlükârda namazda devamlılığın önemine yönelik en veciz işaretlerdendir. Yüce Kur’an’da namazın insanda bıraktığı etki ve namaz sonrası kazanılan hasletler de konu edilir. Bu minvalde bir içeriğe sahip olan Ankebût suresi 45. ayet-i kerimede, namazın kişiyi ahlaksız eylemlerden (fahşâ) ve kötülüklerden (münker) alıkoyduğu vurgulanır. Namazla ilgili bu tanımlama sanki bir taraftan da onun hakikatini ortaya koyar niteliktedir. Ayet-i kerimede namazla bir arada bulunması mümkün görülmeyen fahşâ, açıktan işlenen günahlarla hemen her toplumda suç ve günah olarak kabul edilen yüz kızartıcı ve iffetsizce davranışları ifade etmektedir. Münker ise hem dinin hem de aklı başında her bireyin kötülüğünü ikrar ettiği günahların ortak adıdır. Dolayısıyla namazı hakiki surette eda etmekle yahut gerçekten namaz kılıyor olmakla bu türden davranışlar arasında bir ters orantı bulunduğu söylenebilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Namaza itaat etmeyen kişinin (kıldığı bir) namazı da bulunmamaktadır. Ahlaksızlığı ve kötülüğü terk eden kişi, namaza itaat etmiş kişidir.” (Vahidî, el-Basît, 17:531)

Meryem suresi 59. ayet de bu anlamda önümüzü aydınlatan bir yol işareti mesabesindedir: “Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” Dikkat edilirse burada; Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yakub ve onun neslinden gelen sonra namazı terk eden bir topluluğun düçar olduğu manevi hastalıklar ile insanın namaza kendini verdiğinde kurtulacağı davranışların birbiriyle örtüştüğü fark edilecektir. Bu da göstermektedir ki namaz kıldığını söyleyip de günahı bırakmayanlar sanki hiç namaz kılmamış hükmündedir. Buradan yola çıkarak inananların namazla irtibatının bir nesneyle irtibatına benzemediği bilakis bu ilişkinin varoluşsal bir ilişki olduğu görülür. Bireyi gerçek bir mümin yapan, ruhuna dinginlik kazandıran, karakterini sağlamlaştıran, Allah’a yaklaştıran, hâsılı müminin miracı olan başlı başına manevi bir eğitim ve bir huzur kaynağıdır namaz. İşte böylesi bir namaz Allah ile yapılan hususi bir sohbetin adıdır (Buhârî, Salât 36). Canla başla Allah’ın zikrine koşup O’nun huzurunda korku ve ümitle (Secde, 32/18), gönül huzuru ve sadece O’na itaat etmenin şuuruyla elde edilen bir yakınlıktır. İşte böylesi bir namaz, topraktan yaratılmış bir âdemi, kibrit-i ahmer gibi altına çeviren, alnını yere koyduğunda onu Rabbiyle buluşturan (Müslim, Salât 215) kulluk mertebelerinin en yücesidir. Böylesi büyük bir iş ancak büyük bir yâd edilişe layıktır: Kulun Rabbini zikredişinden daha yücedir Rabbinin onu anması (Ankebût,29/45)…

Ne mutlu namazın hakikatine erenlere…

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)
11°
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?