banner199

banner103

Battal Gazi Destanı

Bir destan toplumda karşılık bulduğu zaman gelişir, genişler, yol ve tarih boyunca kendini güncelleyerek nesilden nesle derinleşir, coğrafyalara sığmaz, kalplere kök salar. Bu süreç, destanlarda geçen olayları gerçeklikten uzaklaştırıp sembolleştirir, metaforlaştırır da bir yandan.

Aile Dergisi 04.08.2019, 13:00
Battal Gazi Destanı
© Diyanet Haber
banner200

Kaan H. Süleymanoğlu

Destanlar; milletlerin duygu, düşünce ve ideallerini gelecek nesillere aktaran edebî ürünlerdir. İlk olarak kim tarafından, nerede söylendikleri nasıl yazıldıkları pek bilinmez. Toplumsal muhayyilenin ellerinde, en güzel kıvama erişinceye kadar yoğrulmaya devam ederler. Destanlardaki kahramanlar, ideal kahramanın bütün özelliklerini taşır. Zekâ, erdem, cesaret ve ahlak onların ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu hiç bilinmeyen şahsiyetlerinde birleştirilir. Özlenen, amaçlanan, hayal edilen her şey destanlarda gerçekleşir. Bu açıdan destanların damıttığı kişilikler, o destanın doğduğu toplumun bilincine dair ciddi kodlar içerir.

Bir destan toplumda karşılık bulduğu zaman gelişir, genişler, yol ve tarih boyunca kendini güncelleyerek nesilden nesle derinleşir, coğrafyalara sığmaz, kalplere kök salar. Bu süreç, destanlarda geçen olayları gerçeklikten uzaklaştırıp sembolleştirir, metaforlaştırır da bir yandan.

Endülüs’ten Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyanın ortak kahramanı olan Battal Gazi’nin tarihî şahsiyetiyle menkıbevi şahsiyetinin kaynaklarda ve hafızalarda birbirine karıştığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, farklı yüzyıllarda yaşamış pek çok ismin, eserlerinde ondan bahsettiğinin altını çizer. Battal Gazi’nin yaşadığı dönemle ilgili rivayetlerin muhtelif olduğuna dikkat çeken Ocak, onun,  VIII. yüzyılda Emevîler devrinde yaşadığını gerçeğe daha yakın bulur. (İslam Ansiklopedisi’nde Battal Gazi maddesi, Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, c. 5, s. 204)

Battal Gazi’nin hayatının Türk destan geleneğinde güçlü bir şekilde karşılık bulmasının nedeni, W onun savaşçı kişiliğidir. Türk gaza ruhundan beslenen Battalname, Osmanlıların Rumeli akınları ve fetihleri süresince askerler tarafından sevilerek okunan eserlerin başında gelir. Battalname sadece Anadolu ve Rumeli’de değil, XIX. yüzyılda Rus işgaline uğrayan Orta Asya Türkleri arasında da bir direniş ve motivasyon kaynağı olarak okunmuştur.

Bir edebî eser, kendinden önceki birikimin ürünü olarak ortaya çıkar. Battalname’nin konusu ve olay akışı, onun başka kültürlerle, coğrafyalarla kurduğu ilişkiyi gösterir. Arap tarihinde doğan ve Anadolu’da Türkleşen anlatının ilk olarak ne zaman kâğıda geçtiği bilinmemektedir. Fakat yazılış tarihi bilinen bir başka destan olan Danişmendname’de (m. 1244) Battal Gazi ve arkadaşlarından söz edilmesi, onun hem tarihini hem diğer destanları nasıl etkilediğini göstermesi bakımından önemlidir.

Battalname, İslam’ın temel kaynaklarında yer alan pek çok olaya ve olguya göndermelerle doludur. Örneğin keramet ehli Battal Gazi’nin kılıcıyla bir gölü ikiye ayırması Hz. Musa’nın Kızıldeniz mucizesini hatırlatır: “Kılıcın yalmanıyla ol göli Seyyid yardı.”

Battalname’nin orijinal adı kaynaklarda, “Hazreti Ali Kerremallu’llahu Vechehu Hazretlerinin Sülale-i Tahirelerinden Seyyid Battal Gazi Hazretlerinin Gazavatıdır” şeklinde geçer. Dibacesi ile birlikte on dokuz bölümden oluşan destan, Battal Gazi’nin türbesinin anlatıldığı son bölüm de dâhil edilecek olursa yirmi bölümden (meclisten) oluşur. Geniş bir coğrafi arka planda, yüzyıllar içinde kendini inşa eden destan, başlangıçta şifahi gelenekle var olmuş, ana akış ve olaylar açısından olmasa da ayrıntılar üzerinden farklılıklar yüklenmiştir.

Destanda Battal Gazi’nin asıl adı Cafer’dir. Babası Hüseyin Gazi, avlanırken bir geyik tarafından mağaraya götürülür.Destan, mağarada kimi özel eşyaların bulunmasıyla başlar. Mağarada Aşkar adında bir at, Âdem aleyhisselamın saçı, Davut peygamberin zırhı, İshak peygamberin çakalı, Hz. Hamza’nın kılıcını bulan Hüseyin Gazi, bunların gerçek sahibinin kim olduğunu merak eder. Rüyasında, ileride doğacak oğluna ait olduklarını öğrenir. Hüseyin Gazi, oğlu doğduktan ve onu kucağına aldıktan sonra çıktığı bir avda Rum beylerinden Mihriyayil tarafından hileyle öldürülür. Cafer’in ilk savaşı, babasının katilleriyle yaptığı savaştır.

Bıyığı çıkmamış bir delikanlıyken bazı maceraların ardından babasının katilini bulur ve cezalandırır Cafer. Böylece babasının mansıbını elde eder.

Bizans imparatoru Kayser’in oğlu, intikam için kırk bin kişilik orduyla hücum eder. Teke tek vuruşmalarda Cafer, düşman ordusunun cengâverlerini bir bir yener. Onunla savaşacak yiğit kalmaz: “Cafer nara urup meydana er diledi. Bir kimsenin zehresi olmadı kim meydane gire.”

O arada Müslümanlar da beş bin kişilik bir ordu toplamıştır. Harp başlar ve düşmanın aleyhinde sonuçlanır. Bu oran, destan boyunca aşağı yukarı değişmez. Küffarın orduları Müslümanlarınkinden her zaman fazladır. Ama her seferinde yenilirler. İlk yenilginin intikamını almak üzere Kayser’in amcaoğlu Ahmer, yüz bin kişilik orduyla tekrar hücuma geçer. Malatya emiri Ömer, haberi alır almaz Malatya önlerine on beş bin kişilik ordu hazırlar. Teke tek meydan okumalarda Ahmer, kırk Müslüman yiğidi şehit eder, bir o kadarını yaralar. Büyük bir nara ile meydana çıkan Battal Gazi, gün boyu Ahmer’le vuruşur fakat yenişemezler. Ertesi gün güreş tutarlar, Ahmer yenilir. Anlaşma gereği Müslümanlığı seçer. Cafer’le aralarında iyi bir dostluk kurulur. O kadar ki birbirlerine isim bile verirler: “Senin adın Battal olsun didi. Cafer Gazi eyitti. Ben dahı sana bir ad koyam didi. Ahmet eyitti: Hoş ola. Eyitti: Senin adın Ahmed-i Tarran olsun didi.” Böylece Battal Gazi’nin adı konulmuş olur. Savaş bir yandan devam etmektedir. Bir ara üstünlük gayrimüslimlerin eline geçince Battal Gazi dua eder, Allah’tan yardım ister. Bir rüzgâr çıkar, gözleri kör olan düşman askerleri yenilir ve kaçarlar.

Battalname’de güçlü yan karakterler de vardır. Hikâye onlar üzerinden genişler. Dostluk, fedakârlık, cömertlik gibi erdemlerin yanı sıra kıskançlık, arkadan kuyu kazma gibi temalar da destanda yerini alır. Örneğin Battal Gazi’nin kahramanlıklarını sürekli kıskanan ve ona muhalefet eden Abdüsselam, kendisi de şan kazanmak için Rum ellerine gidecek ama esir düşecektir. Onu Kayser’in elinden kurtaracak olan da Battal Gazi’dir. Mesaj oldukça nettir: İnsanlara her zaman ikinci şans verilmelidir. Kötülüğe karşı kötülük güdülmez.

Destanın sonunda Anadolu’da Bizans zulmü ve tehdidi sona ermiş Battal Gazi de Medine’ye yerleşmiştir. Bunu fırsat bilen Kayser Kanatus, Battal’a verdiği sözü tutmayarak altı yüz bin kişilik ordusuyla Malatya üzerine yürür. Şehri yakıp yıkar ve binlerce Müslüman’ı şehit eder. Battal Gazi artık doksan dokuz yaşına erişmiş bir pirifânidir. Bunu duyar duymaz tekrar Anadolu’ya geçer, Kayser’le savaşmaya başlar. Hilafeti devralmış Bahtiyar Halife, üç yüz bin kişilik ordusuyla Battal’a yardıma koşar. Kayser ve ordusu bozguna uğratılır: “İslam dilaverleri dahi gayret idüp kâfirlere öyle kılıç urdılar ki, ravilerden öyle rivayet olunur kim: Ol altı yüz bin küffardan heman bin kişi ile Kanatus Kayser güçlükle kurtuldu.”

Belinde taşıdığı zincirle kalelere taşlar fırlatan, burçlar deviren Battal Gazi, yine cenkte kale muhasarası esnasında şehit düşer. Yağmur yağar, yıldırımlar çakar, tufanlar üzerini toprakla örter. Naaşı düşman eline geçmez. Küffar onun şehit olduğunu bilmediği için uzun yıllar ondan korkmaya, adını duyunca titremeye devam eder. Sayısız savaşlar yapmış, kerametler göstermiş, kahramanlıklar sergilemiştir Battal Gazi. Sadece orduları değil cadıları, canavarları, devleri yenmiştir. Sıkıştığında Hızır’dan yardım almıştır. Evlenmiş, barklanmış, çoluk çocuğa karışmış, kuyulara atılmış, ateşlerde yakılmıştır. Zehirlenmiş, türlü pusuya uğramış ama her seferinde Allah’ın yardımıyla kurtulmuştur.

Destanda Battal Gazi, ölümünden önce kendisinden sonrakilere şöyle nasihatte bulunacaktır: “İmdi siz dahi din yolunda pek durun ve daim gaza idin ve daim Allah’ın rızasını isteyin ve nefsinize uyman, yiğitliğinize ve pehlivanlığınıza mağrur olman ve her ne kim işlerseniz Allah rızasıyçün işleyin ve dünyayı dost edinmen ve kimseye zulüm eylemen ve yaratılmışlara hakaretle nazar kılman ve her yıl Mekke ve Medine fukarasına armağanlar gönderin, zayıflara ve yetimlere yardım eyleyin ve öksüzleri esirgeyin, pirlere hürmet edin. Meşveretsiz iş işlemeyin ki sonra peşiman olmayasız. Ömrinize mağrur olmayın, eğer benim bu vasiyetimi tutarsanız yarınki gün yüziniz ak ola didi.” (Battalnâme, Haz. Prof. Dr. Hasan Kavruk – Salim Durukoğlu, Malatya Kitaplığı, s. 58)

Yazımızı, kendinden sonraki pek çok esere ilham veren ve modern dönemde film uyarlamaları da yapılan Battalname’nin son cümlesiyle nihayetlendirelim: “Gaziler rûhı içün Fatiha.”

Kaynak: Diyanet Haber
Yorumlar (0)