Başkalarının ihtiyaçlarını kendi nefsine öncelemek, imkânı nispetinde öncelikle başkasının ihtiyacını karşılama gayretinde olmak anlamına gelen îsâr, ahlakın kemalindendir. Müminin bu erdemi kazanma gayreti fedakârlık ile başlar. Fedakârlık insanın sahip olduğu şeylerden bir başkası için vazgeçmesidir. Bu bazen malından, rahatlığından vazgeçmekle bazen bir hatayı affetmek, kendi hakkından feragat etmekle olur. Peygamberimizin hayatı da fedakârlığın ve îsârın en güzel örneğidir. Zira o, kendisinden bir şey istendiğinde “Hayır!” demeyen cömert ve fedakâr bir insandı. Bir gün kendisine özel dokunmuş bir kumaş hediye edilmişti. Kumaşı aldı, belden aşağısına sardı. Oradakilerden biri kumaşa dokundu ve “Yâ Resûlallah, bunu bana giydir!” dedi. Peygamberimiz bu sahabiyi kırmadı ve evine döner dönmez kumaşı katlayarak ona gönderdi. (Buhârî, Libâs, 18) Resûlullah’ın ihtiyacı olduğu hâlde kendisine getirilen kumaşı, çok da ihtiyacı olmayan birine vermesi, îsârın yansımasıdır.


Bilmiyorlar mı ki Allah rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğine de ölçülü verir. Kuşkusuz inanan bir topluluk için bunda dersler vardır. (Zümer, 39/52)