Doç. Dr. Seyithan CAN

Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 Transhümanizm kavramı ve tarihsel süreci

“Trans” ve “hümanizm” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen transhümanizmin ön eki olan “trans” kavramı, “geçiş, ötesine geçme veya karakter değiştirme, bir şeyden bir şeye geçme” anlamlarına gelir. (Russell Blackford, The Great Transition Ideas and Anxieties, 2021, 144-145.) Transhümanizm, hümanizmden sonra, onun etkisiyle ortaya çıkmıştır. Hümanizmin devamı olarak görülen transhümanizm, kendisini hümanizmin bir sonraki aşaması olarak konumlandırır. (Dağ, İnsansız Dünya Transhümanizm, s. 287.) Bu kavramı ilk defa 1312 yılında Dante Alighieri, İlahi Komedyasında insanın ötesine geçmek anlamına gelen insan vücudunun eskatolojide ölümsüz ete dönüşmesini tarif etmek için kullanır. Bu tarihten sonra 1935 tarihinde Thomas Stearns Eliot’ın “transhumanized” kavramını kullandığı belirtilse de buradaki kullanımda teknolojik dönüşümden ziyade “aydınlanma” anlamında kullandığı belirtilir. Günümüzde yüklendiği anlama en yakın kullanımın Julian Huxley’in 1957 tarihli “New Bottles for New Wine” (Yeni Şarap İçin Yeni Şişeler) adlı kitabında rastlanır. Her ne kadar kavramın günümüzde kullanıldığı şekliyle yakın bir anlam çağrıştırsa da terimin çağdaş transhümanist hareketin kullandığı manada daha sonra ortaya çıktığı görülür. (Natasha Vita-More, History of Transhumanism, 2019, s. 50.)

Günümüzde kullanıldığı anlamda bir terim olarak transhümanizm, 1990 yılında fütürist düşünür Max More’un “Fütürist Bir Felsefeye Doğru” adlı makalesinde tanımlanmıştır. (More, Transhumanism: Towards a Futurist Philosophy.) Bu bilgiler ışığında genel bir tanım yapılacak olduğunda transhümanizm; modern bilim ve teknolojik araçlar vasıtasıyla insanların evrimin getirdiği mevcut biyolojik durumlarından daha üstün olmalarına yardımcı olan, onların biyolojik, psikolojik ve bilişsel yeteneklerinin geliştirilmesi ve yetkinleştirilmesi amacını güden fikir ve uygulamalara inanan ve bunları hayata geçirmeye çalışan bir insan hareketi olarak tanımlanabilir. (Nick Bostrom, The Transhumanist FAQ , İnsansız Dünya Transhümanizm, s. 144.)

Transhümanizmin anlaşılabilmesi adına, insanın dönüşüm ve gelişimini ifade etmek için kullanılan “trans-human”, “post-human” kavramlarının da ele alınması gerekir. “Transhuman”, transhümanizmin hem araçlar hem de amaçlar açısından hümanizmin ötesine geçme biçimini vurgular. (Sandberg, “Morphological Freedom –Why We Not Just Want It, but NeedIt”, s.4.) Yani transhuman, genetik mühendisliği, bilgisayarları ve bilişsel teknikleri kullanımından dolayı sıradan insandan daha çok gelişmiş bir varlıktır. Dolayısıyla transhuman, posthumana geçişte ara varlık olarak kabul edilir. (Dağ, Transhümanizm İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, s. 9.)

Transhümanizm açısından önemli bir diğer kavram olan posthuman kavramını Bostrom; mevcut insan doğasının yükseltilmesi ve kapasitelerinin radikal bir şekilde genişletilmiş hâli olarak kendilerini tasarlayabilecekleri çok daha gelişmiş varlıklar için kullanılan bir terim olduğunu vurgular. (More, Transhumanism: Towards a Futurist Philosophy.) Transhümanist tabloya göre, henüz post-insan değiliz, ancak bizler tarihsel insanlar ile posthuman kapasiteleri olan varlıklar arasında bir köprü veya bir ara geçiş formuyuz. Niyet ettiğimiz dönüşümler, doğanın düzeni ile ilgili olmayıp kendimizin dönüşümleridir.

Transhümanizmin amaç ve hedefleri

Transhümanist akımın öne çıkan temsilcilerinden olan Bostrom ve David Pearce, dünya transhümanist derneğini kurarken derneğin amacının insanoğlunun durumunu iyileştirmek, bilim ve teknoloji ile insanın tüm fiziksel ve zihinsel hastalıklarını ortadan kaldırmak, istem dışı acı çekmeyi sona erdirmek, yaşlanmayı gidermek, yaşam kalitesini arttırarak beden sağlığının en iyi duruma getirilmesini ve insanın ölümsüz bir varlığa dönüştürülmesi veya ölümün zorunlu olmaktan çok isteğe bağlı bir hâle getirilmesini sağlamak olduğunu açıklarlar. (Anders Sandberg, “Transhumanism and the Meaning of Life” 2015.)

Transhümanizmin temel dayanakları

Transhümanistler, insanlığın durumunu kökten değiştirmek için bilimsel ilerlemelerle beraber, teknolojileri temel referans kabul ederler. Onlara göre insanoğlunun kuşaklar boyu mücadele ettiği zorlukların üstesinden gelecek imkânı yalnızca teknoloji sağlayabilir. (Nick Bostrom, “Human Genetic Enhancements: A Transhumanist Perspective”, 2003.) More’a göre bu teknolojiler; biyoteknoloji, bilişim teknolojisi, bilişsel bilim ile nöroloji, nörobilgisayar arayüz araştırmaları, yapay zekâ, rejeneratif tıp, genetik mühendisliği ve nanoteknolojide yer alan teknolojilerdir. Önerilen bu teknoloji kümelerini, genel olarak nanoteknoloji, biyoteknoloji, bilgi teknolojisi ve bilişsel bilim anlamına gelen NBIC gibi harf kombinasyonlarıyla kabul ederler.

Nanoteknoloji

Nanoteknolojinin, transhümanizmin üzerinde önemle durduğu ve ümitlerini bağladığı geleceğin teknolojilerinden biri olduğu söylenebilir. Transhümanistlere göre tam olarak geliştiğinde onu, kendimizi tüm biyolojik yıkımlardan korumak için kullanabileceğiz.   Nanoteknoloji aracılığıyla yaşlanmayı engelleyebilecek ve diğer kimyasal reaksiyonları tersine çevirebilecek kapasitede kimyasal reaksiyonları yönetebilecek “nano” ölçekte yapılar oluşturulabilecektir.  Bu bağlamda onların temel referans olarak kabul ettikleri diğer bir alanın da biyoteknoloji olduğunu söyleyebiliriz. (Kurzweil, İnsanlık 2.0, s. 295.)

Biyoteknoloji

Transhümanistlere göre biyoteknoloji, bilişsel yeteneklerimizi geliştirmek ve ruh hâlimizi değiştirmek için nörofarmasötiklerin geliştirilmesinde yardımcı olacaktır.  Biyoteknolojideki en önemli çalışmalardan bir tanesinin “İnsan Genom Projesi” olduğunu söyleyebiliriz. İnsan Genom Projesi ile insan gen dizilişi belirlenerek insan için birçok sorunun çözülebileceği anlaşıldı. Özellikle hastalıkların tanısı, tedavisi ve önlenmesi konularında beklentiler oluştu. Hastalıklara daha kolay çare bulunabilmesi, yaşamın uzatılması vb. insan sağlığı ile ilgili birçok konuda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Transhümanistler, biyolojik yaşlanmayı durdurmada ve doğal ölümü önlemede en büyük ilerlemelerin biyoteknoloji ve nanoteknoloji alanlarının birleşiminden oluşan ve nanoteknolojinin tıp alanına uygulanması olarak kabul edilen nanotıptan geleceğini söyler. Nanotıp en basit ve genel ifadeyle insan vücudunun moleküler araçları ve moleküler bilgilerini kullanarak insan sağlığının korunması ve iyileştirilmesi olarak tanımlanır. Nanotıbbın en etkileyici yanı, kişinin o anki yaşının arzu ettiği yeni biyolojik yaşa düşürülüp tüm biyolojik yaşlanma süreçlerinin aralıksız olarak durdurulması, böylece zaman ile yaşlılık arasındaki ilişkinin sonsuza kadar koparılması olacaktır. Biyolojik yaşınız yılda bir kez, seçtiğiniz değişmez fizyolojik yaşa yaklaşık olarak getirilebilecektir. (Kurzweil, İnsanlık 2.0, s. 375.)

Enformasyon teknolojisi

Enformasyon; zihni biçimlendirmek, disipline etmek, talimat vermek, öğretmek anlamlarını taşır. Enformasyon teknolojisi ise kullanılan tüm yazılım ve donanımlardır.  Enformasyon teknolojisinin transhümanizmin amaçlarını gerçekleştirmek için önemli bir araç olduğu görülür. Transhümanizm açısından en temel odak noktasının, bilinç aktarımı yöntemi ile insanoğlunun ölümsüzlük fikrini kamçılaması olduğunu söyleyebiliriz.

Enformasyon teknolojisi alanında ortaya konulacak her türlü araç ve teknoloji, transhümanistler açısından kayda değer olsa da özellikle sanal gerçeklik, tasavvur ettikleri yeni dünya açısından büyük bir önem arz eder.

Sanal gerçeklik

Sanal, gerçekliğin kopyası olarak kabul edilir. Gerçeklik, duyusal alıcılarımız kapalı olduğunda bile bağımsız dışsal bir şekilde var olmaya devam eden, sanal gerçeklik ise algılanmadığı müddetçe var olamayandır. Yani sanal gerçeklik; duyularımızın gerçek olarak algıladığı simüle edilmiş ortamdır.

Günümüzde sanal gerçeklik teknolojileri, mevcut reel dünyayı tamamen sanal ortama aktarabilmekte ve gitgide gerçeğine benzetmektedir. Sanal ortamlar, yaşadığımız dünyanın birebir kopyası ya da çok farklı şekillerde tasarlanabilecek, tamamen kendisine ait fizik kanunları olan hayal ürünü fantastik mekânlar da olabilecektir. Çevrimiçi olarak birçok insanın dâhil olduğu ortak yaşam alanları şeklinde kullanılabileceği gibi aynı zamanda bireysel olarak sadece kişinin kendisinin olduğu bir dünya da olabilecektir. Transhümanistlere göre “sanal” sözcüğü her ne kadar “gerçek olmayanı” ifade etse de sanal beden, önemli tüm unsurlar açısından fiziksel bir beden kadar gerçektir. İnsan anatomisinden hareket eden transhümanistler, fiziksel bedenin algıları alan bir araç olduğunu, asıl duygunun beyinde gerçekleştiğini belirtir. (Kurzweil, İnsanlık 2.0, s. 470.)

Mevcut bilimsel kabullere göre deneyimlediğimiz her şey beynimizdeki elektrik hareketliliğinin bir sonucuysa teorik olarak gerçek dünyadan hiçbir şekilde ayıramayacağımız tamamen sanal bir dünya yaratmak mümkün olabilir. Teknolojik gelişmelerin ilerlemesi ile yaklaşık bir yüzyıl veya daha kısa bir süre içinde, birçok insan kişiliğinin siber uzayda tam zamanlı olarak sayısız simülasyonda yaşıyor olabileceği düşünülmektedir. Transhümanistlere göre gerçek dünyanın tüm deneyimlerine sahip olmakla beraber asla sahip olamayacağımız daha birçok deneyime kavuşacağımız ve yine de sevdiğimiz insanları görebileceğimiz, onlara dokunabileceğimiz, onlarla etkileşime geçebileceğimiz varsayımıyla sanal gerçekliğin çok cazip olduğu kanaatindedirler. (Treder, “Emancipation from Death”, s. 192.)

Bilişsel bilim

Bilişsel; “kesin terimlerle çalışılabilen her türlü zihinsel işlem veya yapı” için kullanılır.   Bilişsel bilim ise genellikle akıl ya da zihin üzerine yapılan bilimsel çalışmalar bütünü olarak tanımlanır. Dikkat, bilgi, dil işleme, öğrenme, gelişim, hafıza, algı, yapay zekâ ve eylem gibi alanları inceler. Bilişsel bilim araştırmalarında beyin tarama teknikleri, bilgisayarlı modelleme ve nörobiyolojik metotlardan faydalanılır. Bilişsel bilimin amacı felsefe, psikoloji, yapay zekâ, dilbilim, nörobilim ve antropoloji disiplinlerinin bakış açılarını bir araya getirecek bir çerçeve sunmaktır.  Bu bağlamda zihnin ve öğrenmenin daha iyi anlaşılmasına yol açacağı umuduyla zekânın ilkelerini anlamak ve akıllı cihazlar geliştirmek de bilişsel bilimin amaçları arasındadır.  Bilişsel bilim alanında özellikle yapay zekâ ve siborg teknolojileri transhümanistler açısından önemle üzerine durulan teknolojilerdir.

Yapay zekâ

“Zekâ”, bilgiyi bağımsız olarak anlama, kullanma ve üretme konusunda ölçülen yetenek ve insanın dünyaya uyum sağlama becerisi olarak tanımlanır. Transhümanistler, yapay zekâ çalışmalarını, belli başlı amaçları olan yaşamın uzatılması, ölümsüzlük fikri, zihinsel eylemlerin yapay şekilde oluşturulması, zekânın geliştirilmesi, yenilenmesi vb. durumların gerçekleştirilmesi için kullanmak istemektedirler. İnsan yaşamında önemli etkileri olan yapay zekâ teknolojileri, transhümanistlerin öngörülerine göre çok daha ileri boyutlara ulaşacaktır. Genel yapay zekâ bir kez başarıldığında insan zekâsını aşan yapay sistemlerin gelişimi çok hızlı bir şekilde gerçekleşecektir. Kendisini geliştirebilen, tasarımını yenileyebilen, yazılımını güncelleyebilen bir yapı sistemin kendisinin daha üst bir sürümünü, bu sürümün de aynı teknikle kendisinin daha özgür sürümünü üretmesi mümkün olacak ve her revizyonda sistem daha zeki hâle gelecektir. Yapay zekâ, bir insanın 180 yılda öğreneceği bilgi ve beceriyi bir günde edinecektir. Transhümanistler açısından yapay zekâ, insanın dönüşümü için zorunlu bir araç gibi görünmektedir. (Rouhuaınen, Yapay Zekâ, s. 20.)

Yapay zekânın bir faydası da insanların zor, sıkıcı veya tehlikeli buldukları işleri yapabilecek olmalarıdır. Bu da insanlığın bir zamanlar imkânsız olduğu düşünülen şeyleri yapabilmesine olanak tanıyacaktır. Bununla beraber, ciddi hastalıkların çarelerinin daha hızlı araştırılması, trafik kazalarındaki ölüm oranlarının azaltılması, ekonomik büyümenin adil sağlanması, adaletsizlik ve çevre kirliliğinin engellemesi, kısmi temsil, eşitsizliği ortadan kaldırma ve insanların çözemedikleri yoksulluk, savaş gibi sorunları kökten çözebileceklerdir. (Rouhuaınen, Yapay Zekâ, s. 4.)

Siborg (Cyborg) teknolojileri

Transhümanistler, insan bedeninin birtakım kodlamalarla kontrol altına alınmasını, robotik teknolojilerle fiziksel olarak insanı iyileştirmeyi arzu etmektedir. Bu arzuyu gerçekleştirmek ve daha reel kılmak için beden ile teknolojiyi ayıran sınırların aşamalı olarak kaldırılması gerektiğini vurgularlar. Onlara göre yakın zamanda insan bedeni, biyolojik olmayan veya mekanik uzuvlardan yapılacaktır. (Dağ, İnsansız Dünya Transhümanizm, s. 28, 29.) Transhümanistlere göre nanomühendislik ürünü yapay bedenler, biyolojik insan bedenlerinden çok daha yetkin ve dayanıklıdır. Bunun yanında herhangi organik bir bedenin hayal bile edemeyeceği kabiliyetlere sahip olacaktır. (Kurzweil, İnsanlık 2.0, s. 52.)

İnsan zihnini bilgisayar sistemlerine aktaracak teknolojiyi geliştirdiğimizde, yüklenen zihinler dünyanın geri kalanıyla etkileşime geçmek için birçok farklı düzenleme seçeneği sunacaktır. Bazı yüklemeler, robotik bedenlerde veya mevcut bedenlerimize benzer sentetik bedenlerde yaşamayı seçecektir. Bu bedenler biyolojik bedenlerden farklı olarak gelişmiş yeteneklerle donatılacaktır. (Prisco, “Transcendent Engineering”, 235.) Etli, kanlı ve canlı vücuttan, daha çok çipli ve biyonik beden özlemi içinde olan transhümanizm, organik insanı terk edip farklı bir varlık geliştirmek ister. Bu, insanın post insana dönüşümünün ulaşmak istediği noktadır.

Editör: Ömer Ceylan