“Bir şeyi isteme, sevme, arzulama, şiddetli arzu, tutku” anlamında “şeha” kökeninden türemiştir. İştah kelimesiyle aynı kökten gelir. Çoğulu şehevâttır.

Genel olarak cinsel ihtiyacın uyardığı istek şeklinde bilinse de, her şeye karşı duyulan şiddetli arzu ve güçlü tutkuları ifade eder. (Örneğin; yeme şehveti)

Şehvet; nefsin kendisi için uygun olanı talep etmek üzere harekete geçmesi, kişinin hissî zevklere duyduğu güçlü arzu ve insanı tahrik eden güç olarak da tanımlanmıştır.

Kişinin insanî yetkinliğe ulaşmak için buna engel olacak iki temel duygusunu (şehvet ve gazap) akıl ile yönetmesi gerekir. Böylece şehvet orta yolu (itidal) bulur ve iffete dönüşür.

Şehvet duygusunu öldürmek yaratılıştaki hikmete aykırıdır, ona her istediğini vermek de insanı aptallaştırır.

Zaman zaman nefsi bazı nimetlerden mahrum bırakmalı (oruç vb.), mubah olan nefsânî arzular konusunda da orta bir yol izlenmelidir.

İtidalin ölçüsü akıl ve dindir. Bütün kötü huylar insandaki fikir, şehvet ve hamiyet denilen üç yeteneğin bozulmasından doğar.

Resûlullah (sas), ümmeti hakkında en çok kaygı duyduğu iki şeyin şirk ve gizli şehvet olduğunu belirtmiştir. (Müsned, IV, 124)

“Cennet hoşlanılmayan şeylerle, cehennem şehvetlerle çevrilmiştir.” (Müsned, II, 260)

Kur’ân-ı Kerîm’de şehvet kelimesi iki yerde “cinsel istek” mânasında kullanılmıştır. (A‘râf 7/81; Neml 27/55)

Üç âyette geçen şehevât ile genel olarak nefsânî isteklerin kastedildiği anlaşılmaktadır. (Âl-i İmrân 3/14; Nisâ 4/27; Meryem 19/59)

Sekiz âyette “istemek ve arzulamak” anlamında kullanılmıştır.