İnsan, fıtratı gereği zıt kutupların muazzam terkibinden müteşekkil: Madde ile mana, beden ile ruh, arz ile sema, müspet ile menfi, zahir ve bâtın… Üstelik kâinatın yaratılışında ve nizamında da bu muhteşem uyum ve bütünlük hâkimdir. Bu farklılıkların bir arada yaratılışı, herhangi bir uyumsuzluğa, dengesizliğe, ifrat veya tefrite neden olmadığı gibi aksine bu birliktelik, tam bir itidal üzerinedir. Nitekim “…Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin…” (Mülk, 67/3) ayet-i kerimesi de hakikatin altını çizen ilkelerden biridir. İnsanın ve kâinatın yaratılışındaki olağanüstü ahengin muhafazasını ve devamını murat eden Allah Teâlâ, bireysel ve toplumsal denge ve huzurun teminatı, kullarının dünya ve ahiret saadetini kazanmaları için de bizleri hak din İslam’la şereflendirmiştir. Böylece insanın inanç, duygu, düşünce dünyasında ve ibadet hayatında bu hassas dengeyi korumasını istemektedir. Aslında bu, fıtratın muhafazasından başkası değildir: Zahir ile bâtın dengesini gözetmek. Başka bir deyişle mutedil olmak... Bu dengenin bizler için en güzel örneği de şüphesiz Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.s.). “Böylece sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara, 2/143) ayeti de nebevi örnekle bu itidalin ufkunu, önemini ve çerçevesini belirlemektedir.
Bir diğer husus; hakiki manada bir kulluk için ibadetlerin fıkhi şartları, rükünleri, zahirî kuralları ve vakitlerini gözetmek ne kadar önemli ise bu eylemlerin bâtınını, yani ibadetlerin içindeki ihlas, takva ve huşuyu da aramak elzemdir. Zira dinin zahiri kulluğumuzu disipline ederken ibadetlerin iç yüzüne odaklanmak; bu disiplini, tam manasıyla rıza-ı Bari’ye, mutmain bir kalbe, nebevi ahlaka sahip bir şahsiyete ulaştırmayı kolaylaştıracak; aynı zamanda sürekli bir murakabe anının ve huzurun da kazanılmasına zemin hazırlayacaktır. Özetle Kur’an ve sünnetin idealize ettiği Müslüman kimliği ve barış toplumunun özünde, zahir ile bâtının dengede tutulduğu bir anlayış yatmaktadır.
Diyanet Aylık Dergi olarak “Zahir Bâtın Dengesi” dosya konusunu mart sayımıza taşıdık. “Allah’a tam bir yöneliş, insanın zahirî ve bâtıni cephelerini beraberce harekete geçirmesiyle ya da başka bir deyişle kalp ve kalıp bütünlüğü içinde maddi ve manevi bir yöneliş sergilemesiyle mümkündür.” diyen Prof. Dr. Soner Gündüzöz; “Zahir ve Bâtın Bütünlüğü Üzerine Bir Derkenar” başlıklı yazısıyla dosya konumuza katkıda bulundu. Dr. Hamdi Tekeli, “Zahir Bâtın Dengesine Mutasavvıfların Yaklaşımı” yazısında; zahir ile bâtın arasında bir çelişkinin bulunup bulunmadığı konusuna tasavvufi açıdan değinirken Abdurrahman Akbaş ise “Modern Zamanlarda Mutedil Kalabilmek” başlıklı yazısıyla bu meseleye daha güncel bir pencereden yaklaşarak dergimize zenginlik kattılar.
Söyleşi konuğumuz olan Prof. Dr. Mustafa Kara ise bilhassa, “Sakın dengeyi bozmayın!” emr-i ilahisinin altını çizerek sorularımızı yanıtladı.
Sırat-ı müstakim ve zahir bâtın dengesi üzerine bir yaşam için güzel bir fırsat olan ramazanın sonuna yaklaşırken Kadir Gecenizi ve mübarek Ramazan Bayramınızı içtenlikle tebrik ederim. Ayrıca ramazan ve orucun manevi iklimini de bu topraklar üzerinde hürce yaşayabilmemiz için gözünü kırpmadan ölüme yürüyen, başta Çanakkale Zaferi’nin kahraman şehitleri olmak üzere bütün ecdadımıza rahmet niyaz ve temennileriyle herkese iyi okumalar dilerim.
Hamza BAYRAM
Next