Âlemlerin Rabbi olan Allah, insanı yeryüzünün halifesi kılmıştır. Semada ve arzda her ne varsa hepsini, katından bir lütuf olarak insanoğluna musahhar kılan Rabbimiz (Casiye, 45/13), ona, verdiği nimetlerin karşılığı ve kulluk bilincinin gereği olarak yeryüzünü ıslah, inşa ve imar etme sorumluluğunu da yüklemiştir. Bu sorumluluk yeryüzündeki yaşamın devamının teminatıdır. Müslüman bireyin çevresi ile olan ilişkilerinde uyması gereken kurallar ve aşmaması gereken hudutlar vardır. İnsanoğlu doğumundan itibaren tabiatla bir etkileşim içerisindedir. Tabiat, ilahi kelamda güzelliği ile zikredilen, nimet olarak öne çıkarılan, tefekkür vesilesi olan kevni ayetlerdendir. Hayatı bir bütün olarak ele alan İslam dini, insanlığı tabiata karşı sorumlu tutmuştur. İslam medeniyetinde varlığın teessürü sömürüye değil sorumluluk bilincine dayanır. Kâinat, Rabbü’l-âlemin’in eseri olarak ihtirama, korunup kollanmaya layıktır. Yeryüzünün halifesi olmak güç merkezli hiyerarşik bir anlam ifade etmez, aksine halifelik makamı canlı cansız tüm varlıkların insana verilmiş birer emanet olduğunu gösterir. En güzel şekilde yaratılan insan varlık âleminin öznesi olduğu bilinciyle, yüklendiği misyonu idrak etmelidir. Ancak insanoğlu, kendisine emanet edilen tabiat üzerinde tasarrufta bulunurken israf ve savurganlığa varmış, tabiat maalesef ki tahrip edilerek küresel ölçekte çevresel bir krizin eşiğine gelinmiştir.
Diyanet Aylık Dergi olarak çevre felaketlerinin yaşandığı modern dünyada “Tabiatla Yeniden Ahitleşmek” dosyamızla insan-âlem ilişkisine dair İslam’ın öngördüğü esasları yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istedik. Prof. Dr. Ali Akpınar “Kâinat İnsana Emanettir ve İnsanın Asıl Görevi Yeryüzünün İmarıdır” yazısıyla dosyamıza katkı sundu. Kâinattaki dengeyi koruma ve imar olanı daha mamur hâle getirme görevinin insana verildiğini hatırlatan Akpınar, bunu mümkün kılacak şeyin de çevre bilincinin diri tutulması olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Mim Kemâl Öke ise “Organik Dünya Görüşünden Mekaniğe Giden Yol Ayrımı”nı okurlarımız için yazdı. Uygarlıkların sadece kültürel bağlamda bir kimlik etrafında bütünleşen kolektif birimler değil aynı zamanda kendilerine ve çevrelerine ilişkin ontolojik sistematiği içeren bir idrakin temsilcileri olduğunu vurgulayan Öke, Organik Dünya Görüşü’nün “tevhid” nazariyesinin, İslam tasavvufunda “vahdet” anlayışında ekolleştiğini dile getirdi. Prof. Dr. M. Asım Yediyıldız “İslam Medeniyetinde İnsan ve Çevre İlişkisi”ni kaleme aldı. Yediyıldız medeniyet ve çevre ilişkisini “İnsan, uluhiyetten bir nefha taşıdığı için ruhuyla ona yönelirken mekânla da üç yolla münasebet kurar: İhtiyaçları karşılamak üzere tüketmek, imar etmek için işlemek, anlamak için hissetmek ve düşünmek, yani zihnen ve ruhen bir bağ kurmak. Bunlar da inanç, değer ve düşüncelerle gerçekleşir. İşte İslam medeniyetini oluşturan mekanizma budur.” sözleriyle dile getirdi.
Bu ayki söyleşimizi Prof. Dr. Muammer Erbaş ile gerçekleştirdik. Erbaş ile çevre ahlakının Kur’ani temellerini, varlığın teessüründe dikkat edilecek hususları, modern dönemde yaşanan sorunları ve insana düşen görevleri konuştuk.
Siz değerli okurlarımızı birbirinden kıymetli yazılarla baş başa bırakırken, emanet bilinciyle tabiata yaklaşan insanlığın gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabileceği gerçeğini, yeryüzünün imar ve inşası sorumluluğumuzu yerine getirmek için de kurdun kuşun hakkını gözeten İslam medeniyetinde ihtiyaç duyduğumuz örnekliğin var olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Hamza BAYRAM
Next