Tevhid, İslam düşüncesinin merkezinde yer alan, inancı olduğu kadar hayatı da şekillendiren temel bir ilkedir. Allah’ın birliğini kabul etmek, yalnızca teorik bir iman beyanı olmayıp insanın varoluşunu, ahlakını, ilişkilerini ve dünyayla kurduğu bağı yeniden inşa eden köklü bir idraktir. Bu yönüyle tevhid, parçalanmış bir hayatı bütünlüğe kavuşturan, dağılmış anlamları tek bir merkeze bağlayan kurucu bir ilkedir. Modern zamanlar insanı çoklu otoriteler, dağınık aidiyetler ve çatışan değerler arasında âdeta çaresiz bırakmıştır. Güç, para, ideoloji, statü ve benzeri unsurlar; farkında olunmadan hayatın merkezine yerleşebilmekte, insanı görünmez putlara bağımlı hâle getirebilmektedir. Tevhid ise bu dağınıklığa karşı insanı özgürleştiren bir çağrıdır. Çünkü tevhid, yalnızca Allah’a kul olmayı kabul ederek insanı diğer tüm bağımlılıklarından kurtarır. Bu anlamda tevhid, imanla birlikte ahlaki bir duruş, zihinsel bir berraklık ve vicdani bir sorumluluk bilinci üretir.
Tevhid bilinci insanın kendisiyle, toplumla ve tabiatla kurduğu ilişkilere de yön verir. Adalet duygusu, merhamet anlayışı, kul hakkı hassasiyeti ve emanet bilinci bu bütünlüğün doğal sonuçlarından bazılarıdır. Allah’ın birliğine iman eden bir kalp, hayatı bölünmüşlük yerine tutarlılık ve denge üzerinden okumaya başlar. Tevhid aynı zamanda insanın kendisini konumlandırma biçimidir. Kul olduğunu idrak eden birey hem haddini hem de sorumluluğunu bilir. Bu idrak ise insanı kibirden, başkaları üzerinde tahakküm kurma isteğinden uzak tutar. Tevhid bilinci gelişmiş bir toplumda güç kutsanmaz, hakikat tek bir grubun ya da otoritenin tekelinde görülmez. Böylece tevhid, bireysel bir inancın ötesine geçerek toplumsal adaletin, birlikte yaşama ahlakının ve vicdani denge hâlinin teminatı olur. Bu itibarla, bunalımlar çağında fıtratına yabancılaşan insan, kaotik durumundan kurtulmak ve kendisini, kâinatı ve Rabb’ini gerçek manada tanımak için hayata sekinet ve nizam veren tevhid inancını kuşanmaya muhtaçtır. Tevhidin hakikatini öğrenme, bireysel ve sosyal tezahürlerini algılama, anlama ve yaşama noktasında ise tek seçenek yüce kitabımız Kur’an’ın ve Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.s.) rehberliğidir.
Diyanet Aile Dergisi olarak yılın ilk sayısında tevhid konusunu yalnızca inanç esasları bağlamında değil de düşünce, ahlak ve hayat pratiğiyle birlikte ele almayı amaçladık. Hayattan kopuk bir kavram olmayan tevhidin hayatın tam merkezinde, insanı inşa eden ve yönlendiren canlı bir hakikat olduğunu sayfalarımıza taşıdık. Sayımıza Dr. Hüseyin Arı “Vahiy, Akıl ve Fıtrat Ekseninde Tevhid”, Dr. Gülsüm Soydan “Tevhidi Yaşamak”, Dr. Ali Parlak ise “Tevhidin Temeli: Fıtrat” adlı yazılarıyla katkı sundular. Uzmanına Sorduk köşemizde Prof. Dr. Gürbüz Deniz, tevhid inancının bireysel ve toplumsal hayata nasıl yön verdiğini, düşünceden davranışa uzanan etkilerini ve günümüze ne söylediğini bizlere aktardı. Bu ayki Söyleşi konuğumuz ise yazar Ayşe Sevim.
Dopdolu içeriğimize yenilerini de eklediğimiz sayımızla sizleri baş başa bırakırken mübarek Miraç Kandili’nizi tebrik ediyor, içinde bulunduğumuz manevi iklimin dünyanın huzur ve saadetine vesile olmasını Mevla’dan niyaz ediyorum. Keyifli okumalar.
Gülhiman HEKİMOĞLU
Next