GÖRÜNMEK Mİ, OLMAK MI?
Dijital çağ, insanın görünürlük imkânını tarihte hiç olmadığı kadar artırdı. Artık ün, uzun yılların emeğiyle inşa edilen bir itibar olmaktan ziyade, bir “an”ın ürünü hâline gelebiliyor. Sosyal medya platformları bireye hem sahne hem de seyirci sunuyor; beğeni, paylaşım ve takipçi sayıları ise yeni bir değer ölçüsüne dönüşüyor. Böylece şöhret, nitelikten çok nicelikle; derinlikten çok hızla anılır oluyor. Ün algısı da bu zeminde; kalıcılıktan ziyade dolaşıma, hakikatten ziyade temsile yaslanıyor. Görünür olmak, çoğu zaman değerli olmakla eş anlamlı kabul ediliyor.
Oysa insanın değeri yalnızca görünürlüğüyle ölçülemez. Dinî gelenek, özellikle de İslam düşüncesi, amelin niyetle anlam kazandığını hatırlatır. “Gösteriş” anlamına gelen riya, en çok da görünür olma arzusunun kontrolsüzleştiği yerde belirir. Bu bağlamda sosyal medya, niyet muhasebesini her zamankinden daha gerekli kılar. Kişi iyiliği paylaşırken alkış beklentisine kapılabilir, hakikati savunurken bile kendini merkeze yerleştirme yanılgısına düşer. Ün, bu ince çizgide hem imkân hem de imtihan hâline gelir. Zira her imkân, beraberinde bir sorumluluk taşır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, insanın yaptıklarından sorumlu olduğu ve hiçbir çabasının karşılıksız kalmayacağı vurgulanır (Bakara, 2/286; Necm, 53/39; Zilzal, 99/7-8). Bu perspektif, görünmeyen emeğin de değerli olduğunu öğretir. Sosyal medya çağında ise görünmeyen neredeyse yok hükmündedir. Dijital hafıza, alkışı büyütürken sessiz fedakârlıkları çoğu zaman kayda geçirmez. İşte modern ün algısının temel gerilimi tam da burada belirir: Görünmek mi, olmak mı?
Sosyal medyanın ürettiği yeni ün biçimleri, bireyin kimlik inşasını, toplumsal beklentileri ve manevi sorumluluklarını doğrudan etkiliyor. Şöhretin cazibesi ile içsel sahicilik arasındaki mesafe giderek açılırken insan kendini sürekli bir temsil hâli içinde buluyor. Oysa hakiki değer çoğu zaman sessizlikte ve görünmezlikte filizlenir. Alkışın yankısının mı yoksa kimsenin görmediği bir iyiliğin Allah katındaki karşılığının mı kalıcı olduğu sorusu ise üzerinde derinlemesine düşünülmeyi gerektiriyor. Dijital çağın gürültüsü içinde insanın yeniden niyetine dönmesi, görünür olmaktan önce doğru ve sahici olmaya yönelmesi her zamankinden daha hayati görünüyor.
Diyanet Aile Dergisi olarak sosyal medyayı ve onun ürettiği ün/şöhret algısını ele aldığımız sayımıza Prof. Dr. Muhammed Kızılgeçit, “Sosyal Medya ve Ün Algısı” başlıklı yazısıyla katkı sunarken Doç. Dr. Betül Onay, “Dijital Platformlarda Görünür Olma Arzusu” yazısında görünürlüğün kalıcı bir kazanım olmadığını ve yeniden, sürekli üretilmesi gereken kırılgan bir konum olduğunu bizlere hatırlattı. Sena Uçar Taş ise “Sessiz Şöhret: Tevazu” yazısında insanın asıl değerinin görünürlük yerine ahlak ve tevazu sahibi olmasıyla mümkün olacağını belirtti. Uzmanına Sorduk köşemizde konuyla ilgili sorularımızı Mürşid Ekmel Aybek yanıtladı. Söyleşi köşemizde ise konuğumuz Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış ile kadın ve edebiyat üzerine konuştuk.
Dopdolu içeriğimizle sizleri baş başa bırakırken mübarek Kadir Gecesi’nin ve Ramazan Bayramı’nın tüm insanlık için hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Keyifli okumalar.
Gülhiman HEKİMOĞLU
Next