ALİ AYGÜN

Onunla ilk karşılaştığım günü bugün gibi hatırlıyorum. Daha ilk anda sıcak, samimi ve babacan tavrı dikkatimi çekmiş; kendimi, saatlerin nasıl geçtiğini fark etmediğimiz uzun hasbihâllerin içinde bulmuştum. Sohbetlerimizin konusu oldukça genişti. En başta da elbette Diyanet İşleri Başkanlığı gelirdi. Her görüşmemizde, “Başkanlık’ta ne var, ne yok?” diye sorar; yeni yayın faaliyetleri ve yürütülen çalışmalar hakkında bilgi almak isterdi.

Onu yakından tanımayan biri, bu soruları sıradan bir merakın ifadesi olarak değerlendirebilirdi. Oysa ben, aziz hocamın Diyanet İşleri Başkanlığına duyduğu aidiyetin, vefanın ve sevginin ne kadar güçlü olduğunu biliyordum. Nitekim sohbetlerimiz sırasında bu bağlılığını defalarca, “Dünyaya yeniden gelsem yine Diyanet İşleri Başkanlığında görev almak isterim.” sözleriyle dile getirmişti.

Bir sohbetimizde bana, “Sen Türk Dili ve Edebiyatı mezunusun Ali Hoca; fakat Diyanet’te görev yapan biri olarak ilahiyat fakültesini de bitirmen daha isabetli olur.” diyerek ilahiyat tahsiline yönelmem konusunda teşvikte bulunmuştu. Onun bu tavsiyesine uyarak ilahiyat fakültesini tamamladım. Daha sonra yüksek lisans için başka bir şehre gitmem gerektiğinde çevremdeki birçok kişi, “Bu yaştan sonra onca yolu gidip gelmeye, yeniden okuyup yazmaya ne gerek var?” diyerek bu kararıma karşı çıktı. Fakat hocam, her zamanki engin bakış açısıyla bana destek oldu ve şu hadis-i şerifi hatırlattı: “İlim öğrenmek için yola koyulan kimseye Allah Teâlâ cennete giden yolu kolaylaştırır.” (Tirmizî, İlim, 19) Bu sözleriyle hem gönlüme cesaret verdi hem de ilim yolunda yürümenin değerini bir kez daha hatırlattı.

Aradan yıllar geçti. O uzun ve bereketli sohbetlerimiz bugün de aynı sıcaklıkla devam ediyor. Zamanla ilişkimiz, kayınpeder-damat olmanın ötesine geçti; aynı kuruma hizmet etmiş iki mesai arkadaşı, iki gönül dostu hâline geldik.

Hacı Osman Demirhan Hoca; mesleğinin sorumluluğunu derinden hisseden, bunu hayatının her safhasına yansıtan, mütevazı kişiliği, yumuşak huylu mizacı ve insanı kuşatan yaklaşımıyla çevresinde sevgi ve saygı uyandıran örnek bir ilim adamıdır. Görev anlayışındaki titizlik ve Kur’an hizmetine adanmış ömrü, onu tanıyan herkes için daima örnek olmuştur.

H A C I O S M A N D E M İ R H A N 2

Hayat Yolculuğu ve Kur’an Hizmeti

1955 yılında Bayburt'un merkeze bağlı Taht köyünde dünyaya gelen Hacı Osman Demirhan Hoca, ilk Kur’an eğitimini köy imamı olan amcasının yanında aldı. Küçük yaşlarda başlayan ilim yolculuğu, daha sonra Gümüşhane ve İzmir'de devam etti.

1976 yılında Gümüşhane İmam Hatip Lisesinden mezun olan Demirhan Hoca, aynı yıl İzmir Yüksek İslam Enstitüsüne kaydoldu. Öğrencilik yıllarında bir yandan tahsiline devam ederken diğer yandan imam hatip olarak görev yaptı. Askerlik hizmetini 1982 yılında Ankara 2 No.lu Dikimevi’nde yedek subay olarak tamamladı. Ertesi yıl Bolu Müftü Yardımcılığı görevine atandı. Ancak Kur’an-ı Kerim’e hizmet etme arzusunun yönlendirmesiyle kısa süre sonra Diyanet İşleri Başkanlığının en köklü birimlerinden biri olan Mushafları İnceleme ve Kıraat Kuruluna geçti.

Hayatındaki bu dönüm noktasını kendisi şöyle anlatmaktadır:

“1955 yılında Bayburt'un merkeze bağlı Taht köyünde dünyaya geldim. Köy imamı olan amcamın yanında hıfzımı tamamladım. 1976 yılında Gümüşhane İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra aynı yıl İzmir Yüksek İslam Enstitüsüne kaydoldum. Enstitüde öğrenimime devam ederken aynı zamanda imam hatip olarak görev yaptım. Bu görevim beş-altı yıl sürdü. 1982 yılında askerlik hizmetimi Ankara 2 No.lu Dikimevi'nde yedek subay olarak yerine getirdim. Askerlikten sonra Bolu Müftü Yardımcılığına atandım.

Askerlik döneminde Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulundaki arkadaşlarımı ziyaret ettiğimde Kurulda üyeye ihtiyaç olduğunu öğrendim. Bolu'da görev yaparken Kurula atanmak için dilekçe verdim. Dilekçem kabul edilince 1985 yılının Nisan ayında Kurul üyesi olarak göreve başladım. On yedi yıl üyelik yaptıktan sonra Kurul Başkanı İsmail İşi’nin ardından başkanlık görevine getirildim. Yaklaşık on yıl da Kurul Başkanlığı görevini yürüttüm.”

Demirhan Hoca, Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulunda toplam yirmi yedi yıl boyunca önemli hizmetlerde bulundu. Önce on yedi yıl Kurul Üyesi, ardından yaklaşık on yıl Kurul Başkanı olarak görev yaptı. Özellikle bilgisayar ortamında hazırlanan Kur’an-ı Kerim nüshalarının yaygınlaşmaya başladığı bir dönemde, basılacak Mushafların ilmî ölçülere uygunluğunu titizlikle denetleyen çalışmaların yürütülmesine öncülük etti. Böylece Kur’an-ı Kerim’in sahih metninin korunmasına ve okuyucuların güvenilir nüshalara ulaşmasına önemli katkılar sağladı.

Görev anlayışı son derece disiplinliydi. En küçük bir hataya dahi fırsat vermemek için büyük bir dikkatle çalışır, aynı hassasiyeti birlikte görev yaptığı ekip arkadaşlarından da beklerdi. Ona göre Kur’an’a hizmet, sıradan bir meslek değil; büyük bir emanet ve ağır bir sorumluluktu.

Kur’an Hizmetine Adanmış Bir Ömür

Hacı Osman Demirhan Hoca’nın meslek hayatının en önemli dönemi, hiç şüphesiz Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulunda geçen yıllardır. On yedi yıl Kurul Üyesi, yaklaşık on yıl da Kurul Başkanı olarak yürüttüğü görev boyunca, Kur’an-ı Kerim’in doğru ve güvenilir şekilde basılması için büyük bir titizlikle çalıştı.

Özellikle bilgisayar teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte Kur’an-ı Kerim’in dijital ortamda hazırlanıp basılması yeni bazı sorunları da beraberinde getirmişti. Demirhan Hoca ve çalışma arkadaşları, bu süreçte yürüttükleri titiz incelemelerle hem muhtemel hataların önüne geçtiler hem de okuyucuların güvenilir Mushaflara ulaşmasına önemli katkılar sağladılar.

Bu görevin önemini kendisi şu sözlerle ifade etmektedir:

“Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığımızın en köklü birimlerinden biridir. Temel görevi, yurt içinde basılacak Mushafların, mealli Mushafların ve Kur'an ayetlerini ihtiva eden eserlerin ilmî esaslara uygunluğunu denetlemek; Kur’an-ı Kerim’in asli hüviyetini ve imlasını muhafaza ederek doğru şekilde basılıp yayımlanmasını sağlamaktır.”

Hocamız, Kurulun görevini yalnızca resmî bir denetim faaliyeti olarak görmezdi. Ona göre bu hizmet, Allah’ın kelamına karşı duyulan hürmetin ve ümmete karşı taşınan emanet bilincinin bir gereğiydi. Bu sebeple görev yaptığı süre boyunca en küçük bir hataya dahi müsamaha göstermemiş, aynı hassasiyeti çalışma arkadaşlarından da beklemiştir.

Bugün ülkemizde basılan Kur’an-ı Kerim nüshalarına duyulan güvenin oluşmasında, ismi çok ön planda görünmese de Hacı Osman Demirhan Hoca gibi ömrünü bu hizmete vakfetmiş ilim adamlarının büyük emeği bulunmaktadır.

Zor Şartlarda Başlayan Bir İlim Yolculuğu

Hacı Osman Demirhan Hoca’nın ilim yolculuğu, Bayburt’un merkeze bağlı Taht köyünde, mütevazı imkânlar içinde başladı. Henüz küçük yaşlarda babasının teşvikiyle hafızlığa yönlendirildi; ilk derslerini köy imamı olan amcasından aldı. O yıllarda ne bugünkü eğitim imkânları ne de sistemli hafızlık metotları vardı. Buna rağmen sabır, azim ve gayretle hıfzını tamamladı.

Yıllar sonra hafızlık eğitimindeki gelişmeleri yakından takip eden Demirhan Hoca, kendi çocukluk yıllarını tebessümle ama ibretle yâd ederdi. O günlerde uygulanan yöntemlerin oldukça zorlayıcı olduğunu, buna karşılık günümüzde öğrencilerin daha bilinçli metotlarla yetiştirilmesinin önemli bir kazanım olduğunu ifade ederdi.

Bu husustaki değerlendirmesini şu sözlerle dile getirmektedir:

“Rahmetli babam beni küçük yaşta hafızlığa başlattı. O günkü şartlarda en doğru yöntemin bu olduğuna inanıyorlardı. Bugün görüyorum ki hafızlık eğitiminde çok önemli gelişmeler yaşandı. Artık çocuklar Kur’an-ı Kerim’i usulüne uygun okumayı öğrendikten sonra hafızlığa başlıyorlar. Bu da hem öğrenmeyi kolaylaştırıyor hem de daha sağlıklı bir eğitim süreci sağlıyor.”

Çocukluk yıllarında yaşıtları oyun oynarken kendisinin ders halkasında bulunduğunu anlatırken bunu hiçbir zaman bir sitem vesilesi yapmazdı. Bilakis bütün zorlukların kendisine sabrı, sebatı ve çalışma disiplinini öğrettiğini ifade eder; geçmişe daima şükür nazarıyla bakardı. Onun hayatına yön veren en belirgin özelliklerden biri de çekilen sıkıntıları bir mahrumiyet değil, ilim yolunun tabii bir bedeli olarak görmesiydi.

Belki de bu sebeple ilerleyen yıllarda hafızlık eğitimi alan öğrencilerin daha sağlıklı şartlarda yetişmesini samimiyetle desteklemiş; kendi yaşadığı zorlukların yeni nesiller tarafından yaşanmamasını arzu etmiştir. Bu yönüyle Demirhan Hoca, sadece geçmişi temsil eden bir eğitimci değil, tecrübesini geleceğe aktaran bir rehber olmuştur.

İlmiyle Olduğu Kadar Ahlakıyla da Örnek Bir Şahsiyet

Hacı Osman Demirhan Hoca, meslek hayatı boyunca ilmiyle olduğu kadar şahsiyetiyle de çevresinde derin izler bırakmıştır. Onu yakından tanıyanların ortak kanaati; mütevazı, vakur, disiplinli ve insan ilişkilerinde son derece zarif bir gönül insanı olduğudur.

Din görevliliğini hiçbir zaman yalnızca resmî bir vazife olarak görmemiştir. Ona göre bu meslek, Hz. Peygamber’in (sas) irşat görevini temsil eden kutlu bir emanettir. Bu sebeple din görevlisinin yalnızca bilgisiyle değil; ahlakı, ibadet hayatı, aile yaşantısı ve insanlarla kurduğu ilişkilerle de örnek olması gerektiğini her fırsatta dile getirmiştir.

Bu anlayışını şu sözlerle ifade etmektedir:

“Din görevlisinin emeklisi olmaz. Din görevlisi, Peygamber Efendimizin mesleğini sürdüren kimsedir. Bu sebeple hayatının her safhasında insanlara örnek olmalı; ahlakıyla, ibadetiyle ve yaşayışıyla temsil ettiği değerlere uygun bir hayat sürmelidir.”

Mesai arkadaşlarının hatıraları da bu anlayışın onun hayatında karşılığını bulduğunu göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Emekli Başmüfettişi Hasan Uyar, Demirhan Hoca'nın görev bilincini ve meslek ahlakını daima canlı tutan örnek bir şahsiyet olduğunu ifade ederken uzun yıllar birlikte görev yapan Bayram Yılmaz da onun mütevazılığını, insanlara karşı içten yaklaşımını ve çalışma disiplinini kendisi için daima örnek aldığını belirtmektedir.

Gerçekten de Hacı Osman Demirhan Hoca’yı farklı kılan hususlardan biri, sahip olduğu ilmî birikimi hiçbir zaman bir üstünlük vesilesi olarak görmemesiydi. Sessizliği, tevazuu ve vakarıyla çevresindekilere güven veren; konuştuğunda ise bilgi ve tecrübesini samimiyetle paylaşan bir gönül insanı olarak tanındı. Birlikte çalışanların hafızasında bıraktığı en güçlü iz de işte bu mütevazı duruşudur.

Kur’an’a hizmet etmeyi hayatının merkezine alan Demirhan Hoca, emekliye ayrıldıktan sonra da ilimden ve irşattan uzak kalmadı. Ailesiyle birlikte “Oda” adını verdikleri mekânda Kur'an okumaya, meal ve tefsir dersleri yapmaya, vaaz ve sohbetleriyle gönüllere dokunmaya devam etti. Onun nazarında ilim, meslek hayatıyla sınırlı bir uğraş değil; ömür boyu taşınması gereken kutlu bir emanetti.

Sonuç

Hacı Osman Demirhan Hoca’nın hayat hikâyesi, ilmin ihlasla birleştiğinde nasıl bereketli bir ömre dönüştüğünün güzel örneklerinden biridir. O, üstlendiği görevleri büyük bir sorumluluk anlayışıyla yerine getirirken mütevazılığı, nezaketi, çalışma disiplini ve Kur’an’a duyduğu derin hürmetle de çevresindekilere örnek olmuştur. Geride bıraktığı en kıymetli miras ise yetişmesine katkı sunduğu insanlar ve Kur’an hizmetine adadığı bereketli ömrüdür.

Bugün kendisini tanıyanların gönlünde saygıyla yâd edilmesinin sebebi de yalnızca üstlendiği görevler değil; o görevleri temsil edişindeki samimiyet ve ihlastır.

Cenâb-ı Hak, Kur'an’a ve ilme hizmet etmiş bütün büyüklerimize rahmet eylesin. Hacı Osman Demirhan Hocamıza sağlık ve afiyet içerisinde hayırlı, bereketli ömürler ihsan buyursun. Bizleri de onların açtığı ilim ve hizmet yolunda samimiyetle yürüyen kullarından eylesin. Âmin.