Başmakale

Başmakale: Namaz - Prof. Dr. Ali Erbaş

Namaz, sınırlı bir varlık olan insanın; Allah’ı her şeyin yegâne yaratıcısı kabul ettiğinin, O’nun tüm buyruklarını titizlikle dikkate aldığının ve O’nu her şeyden çok sevip tazim ettiğinin en bariz göstergesidir.

Abone Ol

Prof. Dr. Ali Erbaş
Diyanet İşleri Başkanı
Diyanet Aylık Dergi Aralık 2020

Mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılan insanın varoluş gayesi, yüce Allah’ın gönderdiği vahyin rehberliğinde bir hayat yaşaması ve yeryüzünün imar ve ıslahı için gayret göstermesidir. Kulun bu inanç ve bilinçle Rabbine itaat ve teslimiyet içinde olduğunu gösteren önemli sembollerden birisi de namaz ibadetidir. Namaz, kudreti her şeyi kuşatan Cenab-ı Hakk’a yönelik mümindeki derin duyguyu ifade eden ve canlı tutan eşsiz bir ibadettir. İnsanın fıtratında var olan yüce bir varlığa inanma, güvenme ve sığınma ihtiyacını karşılayan büyük bir nimettir. Dolayısıyla namaz, sınırlı bir varlık olan insanın; Allah’ı her şeyin yegâne yaratıcısı kabul ettiğinin, O’nun tüm buyruklarını titizlikle dikkate aldığının ve O’nu her şeyden çok sevip tazim ettiğinin en bariz göstergesidir. Diğer taraftan namaz, kâinatta her şeyin kendi lisanında Hakk’ı tespih ettiği ilahi hakikatinin bilincinde olarak, insanın zikredilen şehrâyin havasına katılmasının, idrakinin ve gönül menfezlerinin açılmasının en güzel vesilesidir. 

İnsana huzur ve sekinet veren en önemli duygulardan biri, kendisini seven, düşünüp gözeten ve ona değer veren birinin varlığını yakinen hissetmektir. Mümin açısından bu durum düşünüldüğünde, sözü edilen varlık, yeryüzünün göklerin ve bu ikisi arasındaki her şeyin maliki olan yüce Allah’tır. Bu da açıkça ortaya koymaktadır ki, insana şah damarından daha yakın olan ve nerede olursa olsun, kendisiyle birlikte bulunan Cenab-ı Hak ile sevgi, rahmet ve huzur merkezli bir bağ kurabilmenin yolu da müminin miracı namazdan geçmektedir. Peygamber Efendimizin (s.a.s); “Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secdedir…” (Müslim, Salat, 42/215) sözü de bu gerçeği ifade etmektedir. Bu meyanda, Allah’a yürekten bağlı müminler için tevazu, dua ve iltica ile namaz ibadeti, Alemlerin Rabbiyle her dem yeni bir manevi buluşmanın ifadesidir. Hayatın dışa dönük yüzünde Müslümanların alamet-i farikası olan namaz, insanın iç dünyasında Cenab-ı Hakk’la vuslatın adıdır.

Böylece duygu, tavır ve davranışlarıyla, akıl ve tefekkür boyutuyla dünyadaki yegane gayesinin Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak; diğer bir ifadeyle, kendi iradesiyle O’nun muradını birleştirmek olduğunu aklından çıkarmayan ve buna göre bir yaşayan Müslüman, nihayetinde Rabbinin hak olan vaadi ile karşılaşacaktır. Nitekim “Cennetin anahtarı, namazdır…” (Tirmizi, Taharet, 1) buyuran Allah Resulü de müminin namazla ulaşacağı hakikat menzilini işaret etmektedir. Bu çerçevede namaz, bizi iyi ve kötü arasındaki gerçek adaletin ilahi mahkeme huzurunda din gününün sahibi tarafından mutlak bir şekilde tahakkuk edeceği alem olan ahirete hazırlamaktadır. Nitekim Hz. Peygamber’in; “(Kıyamet gününde) kulun ilk önce hesaba çekileceği şey, namazdır...” (Nesai, Muharebe, 2) hadisi de bu hususu teyit etmektedir.

Sadece Allah’ın huzurunda kıyama durma, rükuya varma, secdeye kapanma mesajıyla, yalnız Allah’a kulluğu ifade eden tevhidin yansıması olarak namaz, sosyal boyutuyla toplumdaki kötülüklere engel olma ve iyilikleri yaygın ve güçlü kılma adına insanı etkin mücadeleye sevk eden büyük bir azim ve motivasyondur. Nitekim “(Ey Muhammed!) Kitap’tan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor…” (Ankebut, 29/45) ayeti, zikredilen hususu açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Müslümana asil bir duruş, muhkem bir fikir ve etkin bir aksiyon kazandıran namaz, İslam dininin sadece teori ve söylemden ibaret bir din değil, yaşanan bir hayat olduğunun ifadesidir. Bu bağlamda namaz, kişiyi sadece kötülüklerden uzaklaştırmakla kalmayıp aynı zamanda hayatı iyilikler üzerine bina eden boyutuyla, insandaki ulvi hislerin harekete geçmesinin, nefsin tezkiyesinin, zihin ve gönlün hakikate açılmasının ve böylelikle insan-ı kâmil olmanın en değerli vesilelerindendir. Haddizatında ibadetlerin asıl amacı da insanı, Allah’a karşı tam bir teslimiyet içinde iyi bir insan ve Müslüman kılmaktır. Bu da namaz ibadetinin, İslam’ın öngördüğü güzel ahlak ve hukuk toplumunu oluşturabilme, onu insanlığa doğru ve güzel bir şekilde ulaştırabilme adına, kişiye İslami bir kimlik kazandırdığını ortaya koymaktadır.

Mümine yüce Allah ile birliktelik bilinci kazandıran ve onun manen diri kalmasını sağlayan namaz, kalplerin ancak Allah’ı anmakla mutmain olacağı gerçeğinin vücut bulmuş yansıması olarak, örselenen gönülleri tazeleyen, aşınan değerleri onaran ve rutinleşen hayatları iyilik ve doğruluk merkezli ahlakla huzura ve coşkuya dönüştüren şifa kaynağıdır. Dolayısıyla, insanı bunalıma sürükleyip istikametten alıkoyabilecek her türlü menfi durumu ancak namaz, manevi tatmin duygusuna ve vicdan huzuruna dönüştürebilir. Aksi takdirde, içinde namazın olmadığı, dünya hayatının aldatıcı lezzet ve meşgaleleri içinde nefsin dürtülerine boyun eğerek günahlara dalan kalplerin derin bunalımlara düçar olması söz konusudur. Bu yüzden, insan benliğinin günah, çirkinlik, kötülük ve isyan dehlizlerinde yok olmasına mani olan, kişiyi fenadan bekaya, masivadan maveraya taşıyan namazı her daim baş tacı kılmak gerekir. Nitekim sevgili Peygamberimize hitaben yüce Allah’ın; “Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz. O hâlde Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et” (Hicr, 15/97-99) buyruğu, ruh ve beden bütünlüğü içinde kılınan namazın, müminin bilinç ve iradesini canlı tutup ona inşirah sunacağını müjdelemektedir. 

Elbette namazın belirli hareket, söz, ayet ve dualarla örülü şekilsel boyutunun varlığı da müsellemdir. Fakat namaz, özden uzak, tamamen şekle indirgenip alışılagelen bir eylem manzumesi hâlini aldığında, ibadetin özünün, kulluğun gayesinin ve dahi birçok hikmetin yitirilmesi söz konusudur. Bu noktadan hareketle ifade edelim ki günümüz dünyasında, günden güne yalnızlaşan insanın iman ve güzel ahlak ekseninde hayat bulmasına vesile olacak yegâne memba namazdır. Bu güzide ibadet hakkıyla yerine getirildiğinde, masiyetlerin ve bilinçsizliğin karanlık dünyasında huzur ve dinginlik arayan modern insan, özlediği ve beklediği limana ulaşacak; iman, tevhit, hak, hakikat, adalet, ahlak ve fazilet ile buluşup kötülük ve cehaletten uzaklaşacaktır. Fakat zihnini, kalbini ve ruhunu namaza kapatarak kendine yabancılaşıp çevresinden ve son tahlilde Rabbinden uzaklaşan insana, modern dünyanın aldatıcı ve geçici hazlarının huzur ve istikrar sunmayacağı açıktır. Bu sebeple, hayatımızın çıkmaz sokaklarını her daim namaza açmak, onu mihver edinerek yoluna râm olmak, bizlere iki cihan saadetinin imkanını sunacak en doğru yaklaşımdır.

Bu itibarla, Peygamber Efendimizin gözünün nuru ve bizlere vasiyeti namazın; zihnimizden yanlış düşünceleri çıkarmaya, kalbimizi kötü duygulardan arındırmaya ve hassas bir vicdan eğitimine vesile olması temennisiyle; ibadetlerle süslediğimiz, rızası doğrultusunda sürdürdüğümüz hayırlı bir ömrü bize bahşetmesini Rabbimizden niyaz ediyorum.