#KEŞFET

Peygamberimizin Eşleri: Müminlerin Anneleri

Hz. Peygamber'in eşlerinin isimleri nelerdir? Hz. Peygamber'in çok evlilik yapmasının sebepleri nelerdir?

Abone Ol

Allah Resûlü (sas), “Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.” 1 âyetinde sözü edilen hidayet elçilerinin sonuncusuydu. Bir peygamber olarak içinde bulunduğu topluma dinî alanda rehberlik ederken, savaşta ordusunun kumandanı, mescitte cemaatinin imamı ve evinde ailesinin reisi idi. Daima ashâbının yanı başında yaşamış, onlara her hâliyle örnek olmuş, toplum hayatının bütün alanlarında yer almıştı. Yirmi beş yaşından itibaren bir eş ve ardından bir baba olarak aile hayatına katıldı.

Resûl-i Ekrem’in aile hayatının pek çok yönden kendine özgü şartları vardı. Her şeyden önce bu aile Yüce Allah’ın gözetimi altındaydı ve ilâhî müdahalelerin ve yönlendirmelerin doğrudan muhatabıydı.2 Diğer yandan o döneme özgü yerleşik kabuller, toplumsal şartlar ve Hz. Peygamber’in konumu, onun evliliklerine önemli ölçüde etkide bulunmuştu. Bu nedenle Resûl-i Ekrem’in bütün evliliklerinin kendine özgü şartları, sebepleri, maksatları ve hikmetleri vardı. Onun evlilikleri ve neden birden çok hanımla evlendiği ancak onun sahip olduğu vasıflar ve içinde bulunduğu şartlar gözetilerek anlaşılabilirdi.

Evlilik hiç kuşkusuz insanî bir gereksinimdir. Hepsi birer insan olan peygamberlerin evlenmesi de son derece tabiîdir. Nezahet ve iffet içerisinde bir gençlik geçirmiş olan Allah Resûlü de kendisi yirmi beş yaşında iken kırk yaşında olan Hz. Hatice ile evlenmiştir. Resûlullah ile evliliğinden önce yaşadığı iki evlilik tecrübesinden üç çocuk sahibi olan Hz. Hatice3, vefat edinceye kadar yirmi beş yıl boyunca Resûl-i Ekrem’in biricik eşi ve hayat arkadaşı olmuştur.4 Ayrıca bu evlilikten Kâsım ve Abdullah adlarında iki oğulları; Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma ve Ümmü Gülsûm adlarında dört kızları dünyaya gelmiştir.5

Allah Resûlü, “(Kendi döneminin) en hayırlı kadını Meryem’dir. Hatice de (kendi döneminin) en hayırlı kadınıdır.”6 sözleriyle taltif ettiği Hz. Hatice’den ömrü boyunca büyük destek görmüş ve bunu şöyle ifade etmiştir: “Yüce Allah bana Hatice’den daha hayırlı bir eş vermemiştir. Bütün insanlar bana inanmazken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o doğruladı. İnsanlar (yardımlarını) benden esirgediklerinde o bana malıyla destek oldu. Yüce Allah, bana başka kadınlardan değil ondan çocuklar ihsan etti.”7 Peygamberimiz bu yüzden Hz. Hatice’yi daima hayırla yâd etmiştir. Onun Hz. Hatice’ye olan sevgi ve vefası zaman zaman Hz. Âişe’nin kıskançlığına sebep olmuş ancak Resûl-i Ekrem, Hz. Hatice’ye karşı vefa içinde hareket etmekten geri durmamıştır. Bir koyun kestiğinde onun bir kısmını Hz. Hatice’nin arkadaşlarına hediye etmesi onun vefasının örneklerindendir.8

Allah Resûlü (sas), elli yaşına kadar kendisinden yaşça büyük olan bu hanımefendi ile evli kalmıştır. Ayrıca Hz. Âişe ile izdivacı hariç, onun Hz. Hatice’nin vefatından sonraki evliliklerinin tamamı dul hanımlarla olmuştur. Bu yüzden birden çok hanımla evlenmiş olması asla onun bedenî ihtiyaçlarının işaretleri olarak değerlendirilemez. Resûl-i Ekrem’in her evliliğinin insanî, dinî, siyasî ve içtimaî gerekçeleri ve hikmetleri vardır. Şu hâlde onun evliliklerinin her biri kendi şartları içerisinde değerlendirilmeli ve bu evliliklerin insanî, dinî, ailevî, sosyal ve siyasal sebepleri ile sonuçları göz ardı edilmemelidir.

Mesela Resûl-i Ekrem’in Hz. Hatice’nin vefatından sonra Sevde bnt. Zem’a isimli hanımefendi ile evliliğinin temelinde bütünüyle insanî ve dinî duyarlılık yatmaktaydı. Kendisinin en büyük destekçisi olan Hz. Hatice’nin vefatıyla büyük bir hüzne kapılan Allah Resûlü, Fâtıma ve Ümmü Külsûm adlı küçük yaştaki kızlarıyla baş başa kalmıştı. Omuzlarındaki peygamberlik yüküne, evinin işleri ve çocuklarının bakımı da eklenmişti. Bu yalnızlık döneminden sonra, sahâbeden Osman b. Maz’ûn’un hanımı Havle bnt. Hakîm, yeni bir evlilik için Resûl-i Ekrem’in düşüncesini sormuş, ona dul bir hanımla evlenmeyi düşünüyorsa beş çocuklu ve yaşı ellinin üzerinde olan Sevde bnt. Zem’a’yı önermişti.9

Sekrân b. Amr isimli kocasıyla birlikte İslâmiyet’i ilk kabul edenlerdendi Sevde. Ancak Mekke’deki baskılar üzerine kocasıyla beraber Habeşistan’a hicret etmişler, müşriklerin ileri gelenlerinden bir kısmının Müslüman olduğuna dair bir söylenti kendilerine ulaşınca da Mekke’ye geri dönmüşlerdi. Ancak söylenti doğru çıkmamış ve bu arada Sevde’nin kocası vefat etmişti. İslâm uğruna türlü sıkıntılara katlanan bu çileli hanımın, Mekkeli müşriklerin bunaltıcı baskısı al tında kendisine ve beş çocuğuna kol kanat gerecek bir eşi yoktu. Bu sırada Havle bnt. Hakîm’in aracılığıyla Sevde validemiz, babasının da onayını almak suretiy le Allah Resûlü’nün evlilik teklifini kabul etti.10 Vücut itibariyle iri yapılı, uzun boylu, sakin ve yavaş tabiatlı bir hanım olan Sevde, Allah Resûlü’nün Hz. Âişe ile evliliğine kadar üç yıl boyunca tek eşi olmuştu. Allah Resûlü onun beş çocuğuna babalık, o da Resûlullah’ın kızlarına annelik yapmıştı.11

Dini uğruna göze aldığı sıkıntıların karşılığını peygamber eşi olmak suretiyle almış hanımlardan biri de Ümmü Seleme idi. Peygamber Efendimizle evlenmeden önce Ebû Seleme Abdullah b. Abdülesed ile evliydi. Her ikisi de Mekke’deki ilk Müslümanlardandı. Onlar da tıpkı Sevde bnt. Zem’a ve kocası gibi Habeşistan’a hicret etmişler, Mekkeli müşriklerin Müslüman olduklarını haber alınca da geri dönmüşlerdi. Ancak Mekke’ye vardıklarında durumun eskisinden pek farklı olmadığını gördüler. Neyse ki bir müddet sonra Medine’ye hicret izni çıktı ve Ümmü Seleme, kocası ve çocuğu birlikte yola koyuldu. Ne var ki akrabalarından olan müşrikler Ümmü Seleme’nin ve ailesinin yolunu kestiler. Ümmü Seleme’yi çocuğundan ve kocasından ayırdılar ve onu kendi evlerinde hapsettiler. Ümmü Seleme bu ayrılık nedeniyle sürekli gözyaşı döktü. Neyse ki bir yıl kadar süren bu ıstırap dolu bekleyiş insaflı birkaç kişinin girişimiyle sona erdi. Ümmü Seleme de çocuğunu alarak vakit kaybet meden Medine’ye kocasının yanına gitti.12

Ancak bu birliktelik de kısa sürecekti. Çünkü bir müddet sonra Ebû Seleme Uhud Savaşı’na katıldı ve aldığı yara sonucu hayatını kaybetti. Üst üste gelen bu üzücü olaylar Ümmü Seleme’yi oldukça sarsmıştı. Artık Resûl-i Ekrem’den öğrendiği, “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz. Allah’ım! Musibetimin ecrini bana ver, bana kaybettiğimden daha hayırlısını ver!” duasını okumaktan başka bir şey gelmiyordu Ümmü Seleme’nin elinden. Çünkü başına bir musibet gelen kimse bu şekilde dua ederse Allah’ın mutlaka onun duasını kabul edeceğini işitmişti Allah Resûlü’nden. Bu yüzden hem böyle dua ediyor hem de “Ebû Seleme’den daha hayırlısı kim olabilir ki?” diye umutsuzluğunu dile getiriyordu.13 İşte tam bu sırada Allah Resûlü bu yaşı ilerlemiş, dört çocuklu ve kıskanç tabiatlı hanıma Hz. Ömer aracılığıyla evlilik teklif etti14 ve hicretin dördüncü yılının Şevval ayın da onunla evlendi.15 Muhtemelen Peygamberimizin Ümmü Seleme’ye evlenme teklif etmesinde, cefakâr bir dul hanım olarak hem kendisinin hem de çocuklarının korunmaya muhtaç olmasının yanı sıra mensu bu olduğu Mahzum kabilesi ile yakınlaşma ve onların İslâm’a ısınmasını sağlama isteği etkili olmuştu.

Ümmü Seleme gibi kocası Uhud Savaşı’nda şehit olan hanımlardan biri de Zeyneb bnt. Huzeyme idi. Yoksullara yardım ettiği ve onlara daima yemek yedirdiği için “Ümmü’l-mesâkîn” (Yoksulların Anası) diye tanınan bu dul ve çaresiz hanımefendiye Allah Resûlü yardım elini uzatmış ve onunla evlenmiştir. Ancak bu evlilik uzun sürmemiş, birkaç ay sonra Zeyneb validemiz vefat etmiştir.16

Resûl-i Ekrem’in Ümmü Habîbe annemizle evliliğinin de benzer bir gerekçesi vardı. Kureyş Kabilesi’nin ileri gelenlerinden Ebû Süfyân’ın kızı olan ve seçkin bir aileden gelen Ümmü Habîbe, ilk evliliğini Ubeydullah b. Cahş ile yapmıştı. Kureyş tarafından baskılar artınca, bu müslüman çift Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Ne var ki Ubeydullah b. Cahş orada Hristiyan olmuş ve karısının da Hristiyan olmasını istemişti. Ümmü Habîbe ise bu isteği reddederek dininde sebat göstermişti. Çok geçmeden kocası ölen ve yabancı bir ülkede kimsesiz ve korunmaya muhtaç bir duruma düşen Ümmü Habîbe, babası Ebû Süfyân henüz Müslüman olmadığı için Mekke’ye ailesinin yanına da dönememişti.

İşte tam bu sırada Ümmü Habîbe’nin İslâm uğruna gösterdiği sabır ve tahammül ile ilgili bilgiler Peygamberimize ulaşmıştı. Peygamberimiz de kendisini İslâm’a davet etmek için gönderdiği elçi aracılığıyla Necâşî’den, Ümmü Habîbe’yi gıyabında kendisine nikâhlamasını istedi.17 Bunun üzerine Necâşî hem Allah Resûlü’nün isteğini yerine getirdi18 hem de Ümmü Habîbe’yi ve Habeşistan’da bulunan diğer Müslümanları gemilerle Medine’ye geri gönderdi. Hicretin altıncı veya yedinci yılında meydana gelen bu olay, Ümmü Habîbe’nin teslimiyet ve sadakatinin bir mükâfatı idi.19

Allah Resûlü’nün Hz. Ömer’in kızı Hafsa ile evliliğinde de kocası savaşta şehit olmuş dul bir hanımefendiyi koruma altına almak ve Hz. Ömer gibi bir İslâm kahramanını onurlandırmak gibi bir gaye vardı. Hafsa, ilk Müslümanlardan Huneys b. Huzâfe ile evlenmiş fakat kocası Bedir Gazvesi’nden dönerken yolda hastalanarak Medine’de vefat etmişti.20 Bu üzücü kayıptan sonra Hz. Ömer bir baba olarak kızını hayırlı bir kimseyle evlendirmek istemiş ve bunun için harekete geçmişti. İşte bu esnada Allah Resûlü, Hz. Ömer ile konuşarak Hafsa’ya talip olmuş ve hicretin üçüncü senesinde evlenmişlerdi.21 Böylece Peygamber Efendimiz hem yalnız bir hanıma hayat arkadaşı olmuş hem de İslâm’a büyük hizmetleri geçmiş bir aileyle akrabalık bağı kurarak onları onurlandırmıştı.

Allah Resûlü’nün evliliklerinin çoğu, o dönemde ki egemen toplumsal yapı içinde, yeni kurulan İslâm toplumunun varlığını sağlamlaştırmaya yönelik siyasî ve sosyal hedefleri olan evliliklerdi. O dönemde evlilik bağıyla oluşturulan akrabalık ilişkileri, farklı din mensupları ve kabileler arasında dostluk bağlarının tesis edilmesinin en önemli vasıtalarından idi. Nitekim Resûl-i Ekrem hicretin altıncı yılında Abdurrahman b. Avf kumandasında bir askerî birliği Kuzey Arabistan’daki eski bir ticaret merkezi olan Dûmetü’l-Cendel şehrine gönderirken, Abdurrahman b. Avf’a, eğer oradaki Kelb Kabilesi İslâm’ı kabul ederse kabilenin reisinin kızıyla evlenmesi talimatını vermiş ve o da bu emrin gereğini yerine getirmiştir.22

İşte Cüveyriye bnt. el-Hâris de Resûl-i Ekrem’in İslâm’ın yayılması ve kökleşmesi maksadıyla evlendiği hanımlardan biriydi. Huzâa Kabilesi’nin Mustalikoğulları kolunun reisi Hâris b. Ebû Dırâr’ın kızı olan Cüveyriye, Müslümanlara karşı savaş hazırlıkları içinde olan kabilesinin ani bir baskınla mağlup edilmesi23 üzerine yüzlerce esirden biri olarak Medine’ye götürüldü. Cüveyriye daha sonra savaşa katılan asker lerden Sâbit b. Kays’ın veya onun amcasının oğlunun hissesine düştü ve hürriyetine kavuşmak için Sâbit b. Kays ile bir fidye miktarı belirledi. Bu arada fidyesinin ödenmesi hususunda yardımcı olması için Hz. Peygamber’e geldi ve kendini tanıttı. Bunun üzerine Allah Resûlü onun fidyesini ödedi ve kendisine evlilik teklifinde bulundu. Cüveyriye’nin teklife olumlu yanıt vermesi ve Allah Resûlü ile evlenmesi üzerine Müslümanlar, Peygamberimizin hısımları olarak kabul ettikleri Mustalikoğulları’na mensup bütün esirleri karşılıksız olarak serbest bıraktılar.24 Bunun sonucu olarak başta kabile reisi Hâris b. Ebû Dırâr olmak üzere kabilenin pek çok mensubu İslâm’a girdi.25 Böyle ce Hz. Peygamber’in Cüveyriye ile evlenmesinin asıl maksadının bu kabileyi İslâm’a yaklaştırmak olduğu anlaşılmış oldu.

Allah Resûlü’nün Safiyye bnt. Huyey ile olan evliliği de benzer bir maksatla gerçekleşmiştir. Safiyye, bir Yahudi kabilesi olan Nadiroğulları’nın reisi Hu yey b. Ahtab’ın kızı idi. Önce kendi kabilesinin ileri gelenlerinden Sellâm b. Mişkem ile evlenmiş, ondan boşandıktan sonra da Kinâne b. Rebî’ isimli bir şairle evlenmişti.26 Nadiroğulları, Kureyş ile iş birliği yapmayacaklarına, Hz. Peygamber’in aleyhinde faaliyette bulunmayacaklarına ve her ne suretle olursa olsun müşterek vatanları olan Medine’yi koruyacaklarına dair Resûl-i Ekrem’e söz vermelerine rağmen kısa zamanda ahitlerini bozmuşlar ve bu yüzden de Hayber’e sürülmüşlerdi. Safiyye ikinci evliliğini Müslümanların Hayber’i fethinden birkaç gün önce yapmıştı.27 Hayber Fethi’nde kocası öldürülen ve esirler arasında yer alan Safiyye, sahâbeden Dihye b. Halife’nin payına düşmüştü. Fakat ashâbdan bazıları Safiyye’yi Peygam berimizin almasının daha uygun olacağını, Safiyye Kurayzaoğulları ve Nadiroğulları kabilelerinin önde gelenlerinden olduğu için Hz. Peygamber’in mevkiinin bunu gerektirdiğini söylemişlerdi. Bunun üzerine Dihye’ye başka bir cariye verildi ve Safiyye Allah Resûlü’nün hissesine bırakıldı. O da Safiyye’yi azat ederek kendisiyle evlendi.28 Güzel bir hanım olan Safiyye’nin29 Yahudi asıllı olması, Allah Resûlü’nün diğer eşleri arasında zaman zaman bir küçümseme sebebi olarak gündeme gelmekteydi. Bir gün Hz. Âişe ile Hz. Hafsa bu şekilde bazı sözler söylemişler ve Hz. Safiyye’yi üzmüşlerdi. Bu durumu kendisine an lattığında Hz. Safiyye’yi Resûlullah şu sözlerle teselli etmişti: “Sen de onlara ‘Siz ikiniz nasıl benden üstün olabilirsiniz? Benim kocam Muhammed, babam Harun, amcam ise Musa’dır.’ deseydin ya!”30

Hz. Peygamber’in (sas) Arabistan’ın güçlü kabilelerinden Âmir b. Sa’saa kabilesine mensup Meymûne bnt. el-Hâris ile evliliğinin de birtakım siyasal sonuçları olmuştu. Meymûne İslâm’dan önce Mes’ûd b. Amr es-Sakafî ile evli idi. Daha sonra ondan ayrılarak Ebû Ruhm b. Abdüluzzâ ile evlendi. Ancak bir süre sonra kocası vefat etti.31 Meymûne, bunun üzerine kız kar deşi Ümmü’l-Fadl Lübâbe’ye durumunu açtı ve ona Hz. Peygamber’le evlenmek istediğini bildirdi.32 Kız kardeşinin kocası Hz. Abbâs veya bazı rivayetlere göre Ca’fer b. Ebû Tâlib, Meymûne’nin teklifini Peygamberimize iletti. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Kaza Umresi’ne hazırlanırken hicretin yedinci sene sinde Mekke’deki amcası Hz. Abbâs’a haber göndererek Meymûne ile evlenmesi için aracılık yapmasını istedi. Hz. Peygamber’in evlilik teklifi kendisine ulaşan Meymûne, kendini ona hibe ettiğini söyleyerek mehir istemediğini bildirdi. Bunun üzerine, “…Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık)…”33 âyeti indi ve evlilik onaylanmış oldu.34

Bu evlilikten sonra Âmir b. Sa’saa kabilesine mensup heyetler Medine’ye gelip Allah Resûlü ile görüşmüş ve kabile halkı İslâmiyet’i kabul etmiştir. Meymûne, Allah Resûlü’nün evlendiği en son kadın olmuştur.35

Çok evliliği dört hanımla sınırlayan Yüce Allah36, Hz. Peygamber’e mahsus bir hüküm olarak ona ev lendiği bütün kadınları nikâhı altında tutma müsaa desi vermiştir.37 Böylece Hz. Peygamber’in hanımlarının mağdur olmamaları temin edilmiştir.38 Kur’an ayrıca Allah Resûlü’nün bundan sonra başka hanım larla evlenmesinin kendisine helâl olmadığını bildirmiş39, Resûl-i Ekrem’in hanımlarının “müminlerin anneleri” olduklarını hatırlatarak40 müminlerin Hz. Peygamber’in vefatından sonra onun eşleriyle asla evlenemeyeceklerini ilân etmiştir.41

Hz. Peygamber’in evlilikleri içerisinde gerekçesi bakımından en farklısı Zeyneb bnt. Cahş ile olan evliliği idi. Bu evlilik, bir kimsenin kendi evlatlığının boşadığı hanımla evlenmesini doğru bulmayan Câhiliye âdetini ortadan kaldırmaya yönelikti ve bizzat Yüce Allah’ın emri ile gerçekleşmişti. Hadise şöyleydi: Zeyneb bnt. Cahş, Allah Resûlü’nün halası Ümeyme’nin kızıydı.42 Evlilik çağına gelince Allah Resûlü onun ailesiyle konuştu ve Zeyneb’i, Zeyd b. Hârise’ye istedi. Zeyd, Allah Resûlü’nün evlatlığıydı. Hz. Hatice, Zeyd’i İslâm’dan önce Mekke’de Ukâz panayırından köle olarak satın almış ve Allah Resûlü’ne hediye etmişti. O da Zeyd’i hem özgürlüğüne kavuşturmuş hem de evlat edinmişti.43 Resûlullah (sas), yakından tanıdığı bu iki genci birbiriyle evlendirmek istemişti. Ne var ki Zeyneb, Zeyd ile evliliğe rıza göstermedi. Bununla birlikte Allah ve Resûlü’nün hükmüne karşı gelmekten sakın dıran âyetin44 inmesi üzerine evlilikleri gerçekleşti.45 Ancak taraflar birbirlerine karşı isteksizdi. Bu yüzden eşler arasında ülfet ve sevgi meydana gelmedi ve bir sene sonra Zeyd, karısını boşamak üzere, Resûlullah’a (sas) başvurdu. Resûlullah, ona eşini boşamamasını46 ve sorumluluğunun bilincinde olmasını tavsiye etti.47

Resûlullah’ın tavsiyelerine rağmen Zeyd ile Zeyneb geçinemediler. Hz. Peygamber’in elinde ve evinde yetişen Zeyd’in komutanlık yapacak seviyedeki üstün va sıflarına rağmen azatlı bir köle olması, Kureyş’in ileri gelen ailelerinden birinin kızı olan Zeyneb’in yanında denklik meselesini gündeme getiriyordu. Bu nedenle Zeyd, eşini boşamaya kesin karar verdi. Zeyd, eşini boşadıktan sonra ise hadiselere doğrudan müdahale eden Kur’an âyetleri indi. Gelen vahiy Resûlullah’ın Zeynep ile evlendirildiğini ve öteden beri devam eden bir Câhiliye geleneğinin ortadan kaldırıldığını haber veriyordu: “...Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlatlıkları, kadınlarıyla ilişkilerini kes tiğinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Ve Allah’ın emri yerine getirilmiş oldu.”48

Yüce Allah bu suretle bir Câhiliye geleneğini ortadan kaldırmayı irade buyurmuş, bu yıpratıcı ve hassas meseleyi her hususta insanlar için örnek olan ve zor olaylar karşısında en fazla direnme gücüne sahip bulunan Resûlullah’ın şahsında uygulamaya koymuştur ki ümmeti tarafından rahatlıkla kabul edilsin. Diğer yandan Zeyneb, Peygamberimizle evliliğinin vahiy aracılığıyla gerçekleşmesini kendisi açısından ayrıcalıklı ve övgüye değer bir durum olarak değerlendirmiş ve Hz. Peygamber’in diğer hanımlarına zaman zaman şöyle demiştir: “Sizleri (Hz. Peygamber ile) kendi aileleriniz evlendirdi. Beni ise yedi kat göklerin ötesinden Yüce Allah evlendirdi.”49

Hz. Peygamber’in gerek Zeyneb ile gerekse Meymûne ile evliliğine doğrudan müdahil olan ilâhî vahiy, aslında onun bütün eşleriyle ilişkisine yön vermiştir. “Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz...”50 âyetinde görüldüğü üze re Kur’an Allah Resûlü’nün hanımlarına taşıdıkları sorumlulukları hatırlatmıştır. Onların başkalarıyla konuşurken takınacakları tavra ve seslerinin tonuna, zorunlu bir durum olmadıkça evlerinden dışarı çık mamalarına, kılık kıyafetleri ve ibadetleri konusunda dikkatli davranmalarına ve dünya ile âhiret hayatı ara sındaki dengeyi korumalarına kadar pek çok hususta uyarılarda bulunmuştur.51

Allah Resûlü’nün eşleri içerisinde en müstesna yere sahip olanı kuşkusuz Hz. Âişe idi. Allah Resûlü’ne ilk inananlardan Hz. Ebû Bekir ve Ümmü Rûmân çiftinin kızı olan Âişe ile Hz. Peygamber Mekke’de nikâhlandılar ve hicretin ilk yılında Medine’de birlikte yaşamaya başladılar.52 Böylece o, Hz. Ebû Bekir gibi bir babanın evinden Allah Resûlü’nün evine intikal etti. Gelişmesini, yetişmesini ve şahsiyetinin olgunlaşmasını birlikte dokuz yıl geçirdiği53 Peygamber Efendimizin evinde tamamlama imkânı buldu. Sahip olduğu kabiliyetlere Hz. Peygamber’in desteği de eklenince onun baba evinde aldığı eğitim, vahyin aydınlattığı nübüvvet evinde daha da olgunlaştı ve derinleşti.

Hz. Âişe anlayış kabiliyeti, kuvvetli hafızası, güzel konuşması, Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Peygamber’i en doğru biçimde anlamaya yatkın zekâsı gibi vasıfları sayesinde Peygamber Efendimizin yanında özel bir mevki kazandı. Allah Resûlü onun bu meziyetlerini “Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.”54 ifadeleriyle dile getirmişti. Hadiste geçen tirit yemeği, birkaç çeşidi olan ve genel de et, keş, yağ ve undan oluşan geleneksel bir Arap yemeğidir. Tiridin Hz. Peygamber’in en çok sevdiği yemek olduğu da nakledilmiştir.55 Hz. Peygamber’in Hz. Âişe ile tirit yemeği arasında bir benzerlik kurması, hem benzeyenin hem de benzetilenin kendilerine özgü birtakım üstün niteliklere sahip olmalarından olsa gerektir.

Netice itibariyle, Sevgili Peygamberimizin evliliklerinin tamamı kendine özgü hikmet ve maksatlar taşımaktadır. Kocası savaşta şehit olan hanımlara ve yetim çocuklarına yardım eli uzatmak, İslâm uğruna sıkıntı çeken hanımları ödüllendirmek, İslâm’a hizmeti geçen saygın ailelerle evlilik bağı kurarak onları onurlandırmak, evlatlığın boşadığı hanımla evlenme ve mehir gibi evliliğe ilişkin birtakım düzenlemeler hakkında insanlara yol göstermek, Yüce Allah’ın emrini uygulamak, düşman kabilelerle akrabalık bağı kurarak İslâm’a karşı tavırlarını yumuşatmak ve hanımlar vasıtasıyla Müslüman toplumdaki diğer hanımları eğitmek bu hikmetlerden bazılarıdır. Resûl-i Ekrem özellikle kadınlarla ilgili hususların öğretiminde kendi eşlerinden yararlanmıştır.56 Böylece Allah Resûlü’nün bütün hanımları İslâmî bilginin öğretiminde ve yaygınlaşmasında büyük görev üstlenmişlerdir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra da başta Hz. Âişe olmak üzere tüm peygamber hanımları “müminlerin anneleri”57 sıfatıyla hemen herkesin dinî ve ailevî konularda kendilerine danıştığı, irşad ve tavsiyelerine kulak verdiği saygın otoriteler olarak Müslümanlara rehberlik etmişlerdir. Onlar bugün de Allah’a ve Resûlü’ne iman etmiş hanımlar için en güzel örnektirler.

1 Ra’d, 13/38.
2 Ahzâb, 33/28.
3 İbn Kesîr, Bidâye, VI, 315-316.
4 Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 77.
5 İbn Sa’d, Tabakât, I, 132-133.
6 Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 20; Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 69.
7 İbn Hanbel, VI, 118.
8 Buhârî, Edeb, 23.
9 İbn Hanbel, VI, 211.
10 İbn Hanbel, VI, 211.
11 “Sevde”, DİA, XXXVI, 584.
12 İbn Hişâm, Sîret, II, 315-316.
13 Muvatta’, Cenâiz, 14; Müslim, Cenâiz, 3.
14 Nesâî, Nikâh, 28; İbn Hanbel, VI, 318.
15 İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 86-87.
16 İbn Hacer, İsâbe, VII, 627.
17 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, IV, 181.
18 Ebû Dâvûd, Nikâh, 18-19; Nesâî, Nikâh, 66.
19 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, VII, 116; İbn Haldûn, Târîh, II, 37.
20 Buhârî, Megâzî, 12; Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf, I, 214.
21 Buhârî, Nikâh, 34; Îbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, I, 143.
22 Taberî, Târîh, II, 126; Vâkıdî, Megâzî, II, 560-561.
23 İbn Hişâm, Sîret, IV, 252.
24 Ebû Dâvûd, Itk, 2; İbn Hanbel, VI, 277.
25 İbn Hişâm, Sîret, IV, 259.
26 İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 120; Zehebî, Siyer, II, 231.
27 Vâkıdî, Megâzî, II, 674.
28 Buhârî, Salât, 12; Müslim, Nikâh, 84; İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 120.
29 Buhârî, Büyû’, 111.
30 Tirmizî, Menâkıb, 63.
31 İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 132.
32 İbn Hişâm, Sîret, V, 20.
33 Ahzâb, 33/50.
34 İbn Hişâm, Sîret, VI, 61.
35 “Meymûne”, DİA, XXIX, 506.
36 Nisâ, 4/3.
37 Ahzâb, 33/50.
38 Ahzâb, 33/51.
39 Ahzâb, 33/52.
40 Ahzâb, 33/6.
41 Ahzâb, 33/53.
42 İbn Sa’d, Tabakât, VIII, 101.
43 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, I, 350-51.
44 Ahzâb, 33/36.
45 Taberî, Tefsîr, XX, 271.
46 Ahzâb, 33/37.
47 Buhârî, Tevhîd, 22; İbn Kesîr, Bidâye, IV, 166.
48 Ahzâb, 33/37.
49 Buhârî, Tevhîd, 22.
50 Ahzâb, 33/32.
51 Ahzâb, 33/28-34.
52 Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 44; Müslim, Nikâh, 69.
53 Buhârî, Nikâh, 39.
54 Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 89.
55 Ebû Dâvûd, Et’ıme, 22.
56 Buhârî, Hayız, 20; Ebû Dâvûd, Tahâret, 107.
57 Ahzâb, 33/6