<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/kesfet-haberleri" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 09:58:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/kesfet-haberleri"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Salih Amel: İyi İş, Doğru Davranış]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/salih-amel-iyi-is-dogru-davranis-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/salih-amel-iyi-is-dogru-davranis-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salih amel ne demektir? En hayırlı insan kimdir? İman ile salih amel arasında nasıl bir ilişki vardır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar."</i></p>

<p style="text-align:justify">(M6543 Müslim, Birr, 34)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِى بَكْرٍ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ): "يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَتْبَعُهُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ "وَيَبْقَى عَمَلُهُ</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Ebû Bekir (ra) anlatıyor: Enes b. Mâlik’ten (ra) işittiğime göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Üç şey öleni (mezara kadar) takip eder; ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır."</i></p>

<p style="text-align:justify">(M7424 Müslim, Zühd, 5)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ: أَنَّ أَعْرَابِيًّا قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! مَنْ خَيْرُ النَّاسِ؟ قَالَ: "مَنْ طَالَ عُمُرُهُ وَحَسُنَ عَمَلُهُ</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Büsr’den (ra) nakledildiğine göre, bir bedevî, "Ey Allah’ın Resûlü! En hayırlı insan kimdir?" dedi. Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: "<i>Ömrü uzun ve ameli güzel olan kimsedir."</i></p>

<p style="text-align:justify">(T2329 Tirmizî, Zühd, 21)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: "بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِى كَافِرًا، أَوْ يُمْسِى مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا، يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا.’</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Gecenin zifiri karanlıklarına benzeyen fitneler ortaya çıkmadan (salih) ameller yapmakta acele edin! Zira o zaman kişi mümin olarak sabaha çıkacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabaha çıkacak; dünyevî çıkarlar karşılığında dinini satacaktır."</i></p>

<p style="text-align:justify">(M313 Müslim, Îmân, 186)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: "قَالَ اللَّهُ ﴿عَزَّ وَجَلَّ﴾: أَعْدَدْتُ لِعِبَادِيَ الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلاَ أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>(Yüce) Allah (cc) şöyle buyurdu: "Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım.""</i></p>

<p style="text-align:justify">(M7132 Müslim, Cennet, 2)</p>

<p>***</p>

<p style="text-align:justify">On yedi yaşında İslâm’ı seçen ve ilk Müslümanlardan olan Sa’d b. Ebû Vakkâs (ra), Allah Resûlü’yle (sas) ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify">"Veda Haccı senesi hastalığımın artması üzerine Resûlullah (sas) beni ziyarete gelince ona, "Yâ Resûlallah! Gördüğün gibi hastalığım çok arttı. Ben mal sahibiyim. Bir kızımdan başka da vârisim yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak verebilir miyim?" dedim. Resûlullah (sas), "<i>Hayır." </i> buyurdu. "Yarısını sadaka olarak verebilir miyim?" dedim. "<i>Hayır."</i> buyurdu. Sonra Allah Resûlü (sas), "<i>Üçte biri olur. Hatta üçte bir bile çoktur. Vârislerini zengin bırakman, insanlara el açan fakirler olarak bırakmandan daha iyidir. Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için vereceğin her nafaka, hatta hanımının ağzına koyduğun her lokma, sana sevap kazandırır."  </i>buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">"Yâ Resûlallah! Arkadaşlarım seninle Medine’ye gidecekler. Ben geride mi bırakılacağım?" dedim. Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: "<i>Sen geride bırakılmayacaksın, daha <strong>salih amel</strong>ler işleyeceksin ve derecen yükselecek. Umulur ki sen hayatta bırakılacaksın ve bazı topluluklar senden yararlanacak, öteki (düşman) topluluklar da senden zarar görecektir!"</i></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü’nün (sas) bu umut ve temennisi gerçekleşecek, Mekke’de öleceğinden endişelenen Sa’d b. Ebû Vakkâs (ra), Hicrî 55. seneye kadar yaşayacak ve nice <strong>salih amel</strong>ler işleyecekti. Bedir ve Uhud Savaşlarında nasıl aktif rol oynadıysa, büyük bir komutan ve askeri bir deha olarak Kâdisiye’de Sâsânîleri hezimete uğratacak ve Medâin’i fethedecekti. Ele geçirilen Irak topraklarında Müslümanları teşkilatlandıracak ve Kûfe gibi bir ilim ve kültür şehrini kuracaktı. Bunlar onun geride bıraktığı <strong>salih amel</strong>lerinden sadece birkaçıydı.</p>

<p style="text-align:justify">‘<strong>Salih amel</strong>’, din dilindeki yaygın kullanımı ile öncelikle Allah Teâlâ’ya (cc) ibadet ve taatte bulunmak, Allah’ın (cc) kullarının yararına faydalı işler demektir. Helâl ve meşru olan her türlü iş, şayet düzgün, sağlam, dürüst yapılıyorsa bu, <strong>salih amel</strong> olarak nitelenir. Birçok âyet ve hadiste ‘amel’ ile daha çok ecir/sevap kazanmak için yapılan çeşitli ibadet ve taat dile getirilir; bununla birlikte ‘<strong>salih amel</strong>’ kavramının kapsamının çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah (cc) yüze yakın âyette, "<i>iman eden ve <strong>salih amel</strong> işleyen" </i> buyurarak iman etmekle <strong>salih amel</strong> işlemeyi yan yana zikretmiştir. Âyetlerde geçen "<i><strong>salih amel</strong> işleyenler" </i> nitelemesi, başta ibadetler olmak üzere her türlü olumlu ve yararlı davranış ve işleri ifade etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İman ile birlikte <strong>salih amel</strong>, Müslüman’ın hayat anlayışını, iş ahlâkını ve üretim felsefesini göstermektedir. Buna göre her meslek erbabı işini temiz yapmalı, hizmetin hakkını vermelidir ki, böylece helâlinden kazanmış olsun. Şu hâlde iman ve <strong>salih amel</strong>, kişiyi ahlâklı ve sorumlu davranışlara yöneltmeli, karşılıklı hak ve hukukun korunmasına sevk etmelidir. Bu durum ortaklar için de, alıcı ve satıcı için de genel geçer bir kuraldır. Salih bir müminin işi, çalışması, üretimi de aynı şekilde salih, yani dürüst olmalıdır. Bundan dolayıdır ki Resûlullah (sas), "<i>Salih bir kişi için, salih mal ne kadar güzeldir!" </i> buyurmakla hem salih kimseyi, hem de onun helâl kazancını övmektedir. Zira salih olmayan iş, neticesi itibariyle karşı tarafı zarara sokacağından beraberinde kul hakkını getirecek; haksız ve haram kazanç ise o şahsın ibadetlerini dahi olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla işi salih olmayanın, kendisi de asla salih olamayacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Salih amel</strong> kavramının geniş bir anlam bütünlüğüne sahip olduğunu teyit eden başka âyetler de vardır. Örneğin Yüce Allah (cc), demir zırhlar imal etmelerini emretmesinin hemen ardından Hz. Dâvûd’a (as) ve ailesine "<i>Ve <strong>salih amel</strong> yapın!"</i>  derken, zırhların sağlam yapılması gereğini hatırlatmaktaydı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Salih amel</strong>, Müslümanlara sadece âhiret mutluluğu değil, güzelliklerle dolu bir dünya hayatı da sunmanın yoludur: "<i>Erkek veya kadın, kim mümin olarak <strong>salih amel</strong>/iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını, yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz."</i>  Görüldüğü gibi bu âyet-i kerimede imanın ve <strong>salih amel</strong>lerin, öncelikle "dünyada hoş bir hayat sağlayacağı’ üzerinde durulmaktadır. Bu anlamda Yüce Rabbimiz (cc), "<i>Andolsun, Zikir’den sonra Zebûr’da da, "Yeryüzüne muhakkak benim salih kullarım vâris olacaktır."  diye yazmıştık." </i> derken, yeryüzü egemenliğinin <strong>salih amel</strong> işleyen birey ve toplulukların hakkı olduğunu ilân etmektedir: "<i>Allah, içinizden iman edip de <strong>salih amel</strong>ler işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi, onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar, bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar..."</i></p>

<p style="text-align:justify">Sadece işler değil, insanlar da ‘salih’ olur. Salih evlât sahibi olmak şükredilecek bir durumdur. "<i>Eğer bize salih bir evlât verirsen andolsun ki biz şükredenlerden oluruz."</i>  Salih babaların evlâtları bazen salih olmayan işler yapabilir. Nitekim babası Nuh’un (as) yalvarmasını kâle almayan, tufanı görmesine rağmen kurtuluş gemisine binmeyen evlâdının bu tavrı, Kur’an’ın diliyle "<i>salih olmayan bir amel"</i>  diye nitelendirilmiştir. Diğer taraftan iman eden ve <strong>salih amel</strong>ler işleyenler, "<i>yaratılmışların en hayırlıları" </i> olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’de, "<i>Allah’a (cc) çağıran, <strong>salih amel</strong> işleyen ve "Kuşkusuz ben Müslümanlardanım." diyenden daha güzel sözlü kimdir?"  </i>buyrulmaktadır. "Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz! Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde." deyişi de aynı espiriye işaret etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah (cc), dünya ve âhirette izzet ve şeref isteyenlere bu makama yükselebilmeleri için iki yol öğretir: "<i>Güzel söz ve <strong>salih amel</strong>!"</i>  İman ve <strong>salih amel</strong>, aynı zamanda Allah (cc) nezdinde insanların değerini gösteren en önemli iki ölçüdür: "<i>Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip <strong>salih amel</strong> yapanlar müstesna, onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler."</i> Âyetteki mesajı Allah Resûlü (sas) de şu şekilde özetler: "<i>Allah (cc) sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar."</i></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’da, "<i>Mallar ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Ama kalıcı salih işler (el-bâkıyâtü’s-sâlihât) ise, Rabbinin katında, hem mükâfat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdırlar."</i>  buyrulmasına bakılırsa, <i>’bâkî/kalıcı’</i> olmasının, <strong>salih amel</strong>in temel vasfı olduğu söylenebilir. Ancak bu kalıcı iyilikler, kulun ölümünden sonra geride bıraktıkları ile beraberinde götürdüklerini ifade eder. Nitekim bir hadisinde Sevgili Peygamberimiz (sas), kulun, geride bıraktığı faydalı bilginin, kendisine dua eden salih evlâdın ve faydası süregelen sadakalarının, ölümünden sonra dahi sevabından yararlanmaya devam edeceği ameller olduğunu haber verir. Bir başka rivayette zikredilen mescit yaptırmak, yolcular için misafirhane inşa etmek ve bir yere su getirmek gibi kalıcı yatırımlar da bu cümledendir. Yine Peygamber Efendimizin (sas) haber verdiğine göre, "<i>Üç şey ölüyü (mezara kadar) takip eder; ikisi geri döner, biri kalır. Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır."</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Salih amel</strong>, Müslümanların hem dünyaları hem de âhiretleri için büyük öneme sahiptir. Allah Resûlü (sas), bir bedevînin kendisine insanların en hayırlısının kim olduğunu sorması üzerine, "<i>Ömrü uzun ve ameli güzel olandır." </i> cevabını vermiştir. Hiç bitmeyecekmiş gibi süren dünya hayatının ve dünya nimetlerinin ansızın tükenebileceğine dikkat çeken Efendimiz, ashâbını şu sözlerle uyarmıştır:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Yedi şey gelmeden önce (salih) ameller işlemede acele edin! Ne bekliyorsunuz? Her şeyi unutturan yoksulluğu mu, azdırıp saptıran zenginliği mi, sıhhati bozan hastalığı mı, bunaklaştıran ihtiyarlığı mı, ansızın geliveren ölümü mü, beklenenlerin en şerlisi olan Deccâl’i mi? Yoksa kıyameti mi? Ki kıyamet (hepsinden) daha dehşetli ve daha acıdır."</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>"Gecenin zifiri karanlıklarına benzeyen fitneler ortaya çıkmadan (salih) ameller yapmakta acele edin! Zira o zaman kişi mümin olarak sabaha çıkacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabaha çıkacak; dünyevî çıkarlar karşılığında dinini satacaktır."</i></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’da Allah’ın (cc) rızası gözetilerek yapılmış olan her türlü iyi, güzel ve yararlı iş, ‘sâlihât’ olarak geçmekte, bu işleri yapan kimseler de, ‘salihler’ olarak anılmaktadır. Salih kimseler dünyada nasıl örnek gösterilmişse, âhirette de en kazançlı çıkanların başında olacaklardır. Kur’an’da bu kimseler, peygamberler, dosdoğru olanlar ve şehitlerle beraber Allah’ın (cc) nimete eriştirdiği kişiler arasında sayılmışlardır. Allah Resûlü (sas) de, onların nail olacağı mükâfatları Yüce Yaratıcı’nın (cc) dilinden şöyle ifade etmiştir: "<i>Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım."  </i>Nitekim daima salihlerle beraber olmayı arzulayan Hz. Peygamber (sas), gerçek dostunun ancak Allah Teâlâ (sas) ve salih müminler olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Salih kullar, kendileri için Allah’ın (cc) gönüllerde sevgi tohumlarını yeşerttiği güzel insanlardır. "<i>İman edip de salih davranışlarda bulunanlara gelince; onlar için Rahmân, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır."</i>  Peygamber Efendimiz (sas), "<i>Allah (cc) bir kul hakkında hayır isterse, o hayrı işlemeye onu yetkili kılar."  </i>buyurmuşlar, ashâb-ı kirâmın, "Allah (cc) bunu nasıl yapar yâ Resûlallah?" sorusuna da, "<i>Ölümden önce o kulu <strong>salih amel</strong> işlemeye muvaffak kılar."  </i>cevabını vermişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Tam anlamıyla fesadın/ifsadın yani bozgunculuğun karşıtı olan salâh/ıslah kelimesinin özünde yapıcı olmak, iyileştirmek, düzeltmek, barış tesis etmek anlamları vardır. Yüce Allah (cc), "<i>Yoksa biz iman edip <strong>salih amel</strong>ler işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız?"</i>  derken, <strong>salih amel</strong>in barış ve huzuru temin etme fonksiyonuna işaret etmiş olmaktadır. Allah Resûlü (sas) iki kişinin arasını düzeltmenin (ıslâhu zâti’l-beyn), nafile oruç, namaz ve sadakadan daha üstün bir davranış olduğunu söylerken, iki insan arasına fesat sokmanın da barışın kökünü kazıyan bir davranış olduğunu belirtmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İman, güzel bir davranışın Allah (cc) indinde kabule mazhar olması için gereken ilk ve en önemli koşuldur. İnandıktan sonra <strong>salih amel</strong> işleyenlerin çabalarının zayi olmayacağına ve karşılığının kesintisiz olarak verileceğine dair birçok ilâhî vaat bulunmaktadır. İman olmaksızın sergilenen iyi davranışlar, âhiret hayatı için bir fayda sağlamayacaktır: "<i>Allah, sırf kendi rızası için yapılmayan hiçbir ameli kabul etmeyecektir."</i>  Dolayısıyla Allah’ın rızası bulunmayan amel de salih görülmeyecektir. Peygamber-i Zîşân Efendimiz (sas), Allah için değil de, başka varlıklar için çalışanlara âhiret günü bir münadinin şöyle sesleneceğini haber verir: "<i>Kim işlediği bir amelde Allah’a (cc) başkasını ortak koşmuşsa sevabını Allah’tan (cc) başkasından istesin. Zira Allah (cc) kendisine ortak koşulmasından en uzak olandır."</i></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’da <strong>salih amel</strong>in, kötülüklerin ve günahların karşısında bir alternatif olarak sunulduğu görülür. Bu alternatif, kulun hem kendine yaptığı kötülükler, hem de başkalarının kendisine yaptığı kötülükler için geçerlidir. Allah Teâlâ (cc) <strong>salih amel</strong>i tevbenin bir parçası olarak bizlere takdim eder: "<i>...Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tevbe eder, durumunu düzeltirse, Allah (cc), çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."</i></p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de inananlar, başkalarından gördükleri kötülükleri onlara iyilik yaparak gidermeye çalıştıkları gibi, başkalarına yaptıkları kötülükleri ve kendi günahlarını da ancak <strong>salih amel</strong>le düzeltebilirler. Başkasına yapılan bir haksızlık veya bir kötülüğün bağışlanması için sadece pişman olup tevbe etmek yetmez. O haksızlığı düzeltmek de gerekir. Örneğin gereksiz yere başkasının onuruyla oynayarak ve ona ait bir malı zimmetine geçirerek haksızlık yapan kimse, kıyamet günü gelmeden önce yaptığı bu haksızlığı telâfi etmelidir. Ya hak sahibiyle helâlleşmeli veya hakkını geri ödemelidir. Bunu yapmadığı takdirde işlediği <strong>salih amel</strong>lerinden de olur. Şu hâlde kul hakkını yiyen kimse, sabah akşam namaz kılıp niyaz eylese de yaptığı kötülüğü temizleyemez, kendisini aklayamaz. Fakat işlenen günah, kul ile Allah (cc) arasındaki bağı zedeleyen türden ise, elbette bu durumda tevbeden sonra yapılacak her türlü iyilik, günahı temizleyecektir. Zira kötülükleri ancak iyilikler silebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Takva, Müslüman’ın <strong>salih amel</strong> işleyerek Allah’ın (cc) azabından kendini koruması anlamına geldiğine göre, <strong>salih amel</strong> sadece günahları silmekle kalmaz, aynı zamanda mümin için ‘takva’ zırhına dönüşür ve günah işlemesine mani olur. Zaten Müslüman, "<i>Nerede olursan ol Allah’a (cc) karşı gelmekten sakın; (işlediğin) bir kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin..." </i> nebevî buyruğu doğrultusunda hareket eder ve böylece kendisini korumuş olur. ‘Salâh, iyilik, güzellik’, müminin sadece ibadet hayatına değil, onun ahlâkına ve tüm davranışlarına yansımalıdır. O hâlde her mümin Sevgili Nebî’nin (sas) öğrettiği şu duayı sık sık tekrarlamalıdır:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"...Allah’ım, beni amellerin en güzeline ve ahlâkın en güzeline kavuştur. Onların en güzeline ancak sen ulaştırırsın. Beni kötü işlerden ve kötü ahlâktan muhafaza et. Bunlardan ancak sen koruyabilirsin."</i></p>

<p style="text-align:justify">Ölümü hâlinde kulun kendisiyle birlikte gidecek olan ve mizanın sevap kefesini kendi lehine ağırlaştıracak olan hiç kuşkusuz kulun <strong>salih amel</strong>leridir. "<i>Her nefis yarın için ne hazırladığına bir baksın."</i>  ilâhî emrinde kastedilen hazırlık da <strong>salih amel</strong>lerden başka bir şey değildir. Elbette Allah’ın (cc) rahmeti ve lütfu olmaksızın sadece işlediği iyi ameller sayesinde kul cennete giremez. Ancak müminin, âhirete dair kaygılarını azaltacak ve ebedî kurtuluş için bir umut kaynağı olacak iman ve <strong>salih amel</strong>den başka sermayesi de yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"><i>"De ki: "Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah (cc) da, Resûlü </i>(sas)<i> de, müminler de göreceklerdir. Sonra (duyular dışında kalan) gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın (cc) huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.""</i></p>

<p style="text-align:justify">Şu hâlde, "<i>Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, <strong>salih amel</strong> işlesin ve Rabbine (cc) ibadette hiçbir şeyi O’na (cc) ortak koşmasın!"</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Diyanet Hadislerle İslam</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/salih-amel-iyi-is-dogru-davranis-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2022/12/salih-amel-iyi-is-dogru-davranis.jpg" type="image/jpeg" length="72983"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnananlar Güçlüdür]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/inananlar-gucludur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/inananlar-gucludur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslümana ümitsizlik yakışmaz. “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, ‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar?” (M. Akif Ersoy)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz." (Âl-i İmrân, 3/139)</strong></p>

<p style="text-align:justify">Varlığını koruyabilmek için bazen savaş kaçınılmaz olur. Savaşta ise yenmek de yenilmek de vardır. Nitekim Bedir savaşını kazanan <strong>Müslüman</strong>lar, Uhud savaşını kazanamamışlardı. Bu ayet bir teselli mahiyetinde olup kazanmak için inancın rolüne dikkat çekmektedir ve aynı zamanda <strong>mümin</strong>lere bir vaattir. Yenilen taraf, olanlardan ders alıp sağlam <strong>inanc</strong>ını ve kararlı iradesini koruyabilirse, kaybettiklerini gelecekte geri alabilir ve nice <strong>zafer</strong>ler kazanabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Müslümana ümitsizlik yakışmaz.<br />
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,<br />
‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar?”</p>

<p style="text-align:justify">(M. Akif Ersoy)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Entüm:</strong> Siz.<br />
<strong>Lâ tahzenû:</strong> Üzülmeyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/inananlar-gucludur</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/inananlar-gucludur_bc08d.jpg" type="image/jpeg" length="97194"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[En’âm Suresinden Alınacak Öğütler]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/enam-suresinden-alinacak-ogutler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/enam-suresinden-alinacak-ogutler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Büyük günah işlenmedikçe beş vakit namaz ve iki Cuma, aralarındaki günahlara keffarettir. (Müslim, Tahâret, 14)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mekkî olan En’âm suresi adını, “deve, sığır, koyun ve keçi” anlamına gelen en‘âm kelimesinden alır. Surede Allah’ın birliğine, inkarcıların kuru inadına karşın Hz. Muhammed’in (sas) hak peygamber olduğuna dair deliller; şirk ve dalalet ehlinin sapık görüşlerini, batıl inanışlarını red ve iptal eden ayetler; eti yenilen-yenilmeyen hayvanlara dair bilgiler, helal-harama ait hükümler vardır. Bunlara göre Allah’a ortak koşmak, anne-babaya saygısızlık etmek, geçim korkusuyla çocukların canına kıymak, fuhuş yapmak, adam öldürmek, yetim malı yemek, eksik tartıp noksan ölçmek en büyük günahlardandır. Surede adaletten ayrılmamak ve Allah’a karşı ahdini yerine getirmek tavsiye edilirken, Tevrat’taki “on emir” özetlenmiştir. Hz. İbrâhim’in (as) yıldıza, aya ve güneşe tapmakta olan kavmini uyarma ve puta tapıcılıktan vazgeçirme çabaları anlatılır. Ayrıca kötülüğe kötülük kadar ceza, iyiliğe ise on katıyla mükâfat verileceği; Allah’ın bağışlayıcı ve merhametli olduğu bildirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır. (Münâfikûn, 63/11)</strong></p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/enam-suresinden-alinacak-ogutler</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-9.jpg" type="image/jpeg" length="47611"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sözün Büyüsü: Söz Etiği ve Estetiği]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/sozun-buyusu-soz-etigi-ve-estetigi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/sozun-buyusu-soz-etigi-ve-estetigi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sözcüklerle konuşma, meramını dille ifade etme insana verilen ilâhî bir lütuftur. İnsanı yaratan ve ona beyanı öğreten Allah’tır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ قَالَ: سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ يَقُولُ: جَاءَ رَجُلاَنِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَخَطَبَا، فَقَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "إِنَّ مِنَ الْبَيَانِ سِحْرًا</p>

<p style="text-align:justify">Zeyd b. Eslem (ra), İbn Ömer’i (ra) şöyle derken işittiğini nakleder: Doğu’dan iki kişi geldi ve birer konuşma yaptı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas):</p>

<p style="text-align:justify">"<i>Bazı sözler büyüleyicidir." </i> buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">(B5146 Buhârî,Nikâh, 48)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: "... أُعْطِيتُ جَوَامِعَ الْكَلِمِ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>...Bana sözün özü verildi..."</i></p>

<p style="text-align:justify">(M1167 Müslim, Mesâcid, 5; B2977 Buhârî, Cihâd, 122)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "... وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’nin (ra) naklettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>...Hoş/güzel söz sadakadır..."</i></p>

<p style="text-align:justify">(B2989 Buhârî, Cihâd, 128; M2335 Müslim, Zekât, 56)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُت</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’nin (ra) naklettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Her kim Allah’a (cc) ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun"</i></p>

<p style="text-align:justify">(B6475 Buhârî, Rikâk, 23; M173 Müslim, Îmân, 74)</p>

<p>***</p>

<p style="text-align:justify">Bir öğle vaktiydi. Kutlu Nebî (sas) namaz için hazırlık yapıyordu. Bilâl ezan okumak üzereydi. Medine’nin son aylardaki yoğunluğunu daha da artıracak bir olay meydana geldi. Sayıları yetmiş ile seksen arasında değişen kalabalık bir grup atları, develeri ve yayalarıyla birlikte Medine Mescidi’ne yaklaştı. Kimisi mescide girerken kimisi uzakta bekledi, bir kısmı ise seslerinin çıkabildiği kadar bağırarak hâne-i saadetin arka kısmından Kutlu Nebî’ye (sas) seslendiler. Gürültüye dikkat kesilen Nebî (sas), büyük bir sükûnetle abdestini tamamladı ve vakur adımlarla mescide yöneldi. Bilâl şaşkınlık içerisinde bir taraftan öğle ezanını okudu, bir taraftan da gelen grubu süzdü. Cemaat toplanmıştı. Nebî (sas) her zamanki gibi öne geçti ve namazı kıldırdı. Selâm verdikten sonra hiçbir şeyle ilgilenmeden evine yöneldi. İçeri girdi. İki rekât namaz kıldı. Sonra tekrar mescide geldi ve mescidin orta yerine, sonradan ‘elçiler sütunu’ denilen direğin yanına geldi ve durdu. Kalabalık gruba yöneldi,</p>

<p style="text-align:justify">—<i>Buyrun, şimdi söyleyin, ne istiyorsunuz?</i>  dedi. İçlerinden birisi,</p>

<p style="text-align:justify">—Şairlerimiz ve hatiplerimizle geldik. Biz över, biz yereriz. Sizinle hesaplaşmaya geldik dedi. Kutlu Nebî (sas),</p>

<p style="text-align:justify">—<i>Ancak Allah (cc) över, Allah (cc) yerer, diyeceklerinizi deyin bakalım</i> , karşılığını verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Gelenler, Arap kabilelerinin en büyüklerinden ve Hicaz yarımadasının Necid bölgesinden Irak’a, Arap Körfezi’nden Yemen hududuna kadar olan bölgeyi elinde tutan Temîmoğulları’nın ileri gelenleriydi. Kalabalık grup, önce Medine’de tutsak olan yakınlarını ziyaret etmişler, ardından da mescide yönelerek kendi evinde Peygamber’e (sas) devrin en etkili silahıyla meydan okumak üzere büyük bir hışımla yığılmışlardı. İçlerinde kabilelerinin en seçkin hatipleri ve şairleri vardı. O gün Medine belki de tarihinin en görkemli söz düellosuna şahit olmuştu. Araplar arasında büyük itibar sahibi olan liderleri Akra’ b. Hâbis’in işaretiyle ayağa kalkan Temîmliler, kabilelerini övüyor, câhiliye değerlerini yükselten şiirler söylüyorlardı. Hz. Peygamber (sas), bir zamanlar ‘hatîbü’l-ensâr’ adıyla anılırken bazı heyetlere karşı Allah Resûlü’nün (sas) adına konuşunca ‘hatîbü’n-nebî’ unvanını kazanan şair sahâbî Sâbit b. Kays’la (ra) onlara karşılık verdi. Akra’ daha güçlü olan birini, adıyla sanıyla Temîm’in gözdesi olan Zibrikân b. Bedr’i ayağa kaldırdı. O da diyeceğini dedi. Peygamber (sas) bu defa gözde şairi Hassân b. Sâbit’i (ra) çağırttı. Hassân sözlerin en güzelini dillendirdi. Bu şekilde bir onlardan bir bu taraftan, söz uzadıkça uzadı. Nihayet kalabalık grup, kendi aralarında görüşmek üzere izin istediler. Ve sonunda Nebî’nin (sas) hatiplerinin daha güçlü, onun şairlerinin daha dirayetli olduğunu, dile getirdiklerinin de hak olduğunu teslim ettiler. Gelip Kutlu Nebî’ye (sas) iman ettiklerini itiraf ettiler. Bu itirafla Arap yarımadasının Medine’den öte Irak’a kadar olan doğu bölgesi İslâmlaşmış oldu. Sözle gelen fetih yarımadayı kuşatmıştı. Gelen heyet hemen oradan ayrılmadı, görüşme ve söyleşiler devam etti. Bir aralık heyet içerisinde yer alan Zibrikân ve bir diğer söz ustası Amr b. Ehtem, Nebî’nin (sas) yanına geldiler. Gelenlerin kişilikleriyle ilgili özel bir diyalog yaşandı. Nebî (sas) sordu, onlar söyledi. Orada bulunanlar o gün sözün en güzel ve en güçlüsü nasıl olur ve nasıl söylenirmiş onu gördüler, âdeta büyülendiler. Hele bu son diyalog o kadar hoşlarına gitti ki, Amr b. Ehtem’in sözleri üzerine Arap’ın en fasihi olan ve kendisine ‘sözün özü’ lütfedilmiş olan Peygamber (sas), "<i>Gerçekten bazı sözler büyüleyicidir." </i> dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu olay bu kadarla kalmamış heyetin Müslüman olmasıyla Medine’de tutsak edilen esirler özgürlüğüne kavuşmuş, Hz. Peygamber (sas) heyette bulunanlara bol bol hediyeler dağıtmıştır. Yaşı biraz küçük olmasına rağmen Amr b. Ehtem’e özel ihsanlarda bulunmuş, ay yüzlü, söz ustası Zibrikân’ı da kavmine zekât sorumlusu olarak atamıştır. Zibrikân, Hz. Ebû Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) dönemlerinde de bu görevini sürdürmüştür.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan kalabalık heyet Medine’den ayrılmadan, Cebrail (as), Hucurât sûresinin 4. ve 5. âyetlerini getirmiştir. Toplumsal insanî değerleri, sesi ve sözü kullanmanın ahlâkî ilkelerini öğreten ilâhî kelâm, bu hadisenin yadigârı olarak yeryüzüne indirilmiştir. Sözlerin en güzeli olan ilâhî kelâm, en güzel Muhammedî terbiyeyi hatırlatmış ve inananlara,</p>

<p style="text-align:justify">—Allah (cc) ve Resûlü’nün (sas) koyduğu sınırlara riayet etmelerini,</p>

<p style="text-align:justify">—Seslerini Nebî’nin (sas) sesinden daha fazla yükseltmemelerini,</p>

<p style="text-align:justify">—O'na (sas) karşı yüksek sesle konuşmamalarını,</p>

<p style="text-align:justify">—Hz. Peygamber’in (sas) aile efradına ait odaların arkasından ona adıyla hitap ederek bağıranların, akıllarını kullanmayan kimseler olduklarını,</p>

<p style="text-align:justify">—Fâsığın sözünü iyi tetkik etmelerini,</p>

<p style="text-align:justify">—Hiçbir topluluğun, bir başka toplulukla alay etmemesini,</p>

<p style="text-align:justify">—Keza hanımların da birbirleriyle alay etmemelerini, </p>

<p style="text-align:justify">—İnsanların birbirlerine lakap takmamalarını,</p>

<p style="text-align:justify">—Kalplerini temiz tuttukları gibi, dillerini de kardeş eti yemişçesine iğrenç olan gıybetten korumaları gerektiğini hatırlatmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Arap toplumunun söz ustalarından oluşan bir topluluk vesilesiyle sözün ilâhî ahlâkî yasası böyle öğretilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Sözcüklerle konuşma, meramını dille ifade etme insana verilen ilâhî bir lütuftur. İnsanı yaratan ve ona beyanı öğreten Allah’tır. Hz. Âdem’i (as) var edip, ona varlıkların isimlerini belleten Allah’tır. Söz, insanın evrene açıldığı ve yüreğindekini dışarıya açtığı bir mucizevî âyettir. Sözler vardır, türlü türlü...</p>

<p style="text-align:justify">Ve meselâ,</p>

<p style="text-align:justify">O’nun sözüyle yok, var olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, Âdem’in (as) dilinde tevbe olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Ve kimi sözler, İbrâhim’e (as) sınama olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve Musa (as) sözle kelîm olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, Meryem’de (ra) sükût olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve İsa (as) ile söz, insan olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, gün gelir insanın azalarına tercüman olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, Allah’ın (cc) olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, Allah’tan (cc) olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve Allah’ın (cc) sözü, yükseklerde olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve kâfirlerin sözü, yerlerde sürünür.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, hoş bir ağaç gibi hoş olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, habis bir bitki gibi habis olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, azap olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, kesin/fasl olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, baki olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, takva olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, değişmez olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, Rabbin sözü olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve Rabbin sözüne ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa, arkasından denizler yedi katı daha çoğaltılsa yetmez olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, yerinden oynatılıp tahrif edilen söz olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, salih amelle O’na yükselen hoş söz olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ve söz, kerim elçinin sözü olur.</p>

<p style="text-align:justify">O söz, sözlerin özü olur. </p>

<p style="text-align:justify">Kelâm-ı kadimde sözlerin hak, sabit, kesin/kati, maruf, dosdoğru, etkili, kerim, kolay ve yumuşağından söz edilir. Keza (taşıması) ağır, (vebali) büyük, yalan, (aldatıcı) yaldızlı, kötü, çirkin sözler de vardır. Söze kulak verip, en güzeline uyanlar övülür. Eşinden şikâyetini göklere yönelten hanımın sözlerini Allah’ın (cc) işittiği bildirilir. Vahyin beşer sözü olduğu kesin bir dille reddedilir. Kur’an’ın şair sözü olduğu savı aynı şiddetle geri çevrilir. Şairlerin boş, kuru vehim vadilerinde dolaştıkları ifade edilir. Kutlu Nebî’ye (sas) Allah’ın (cc) şiir öğretmediği, ona şiirin yaraşmayacağı belirtilir. O'na (sas) vahyedilenin bir öğüt ve apaçık Kur’an olduğu söylenir.</p>

<p style="text-align:justify">Şiirin saltanatını yerinden eden, şiir olmayan sözdür Kur’an. Ama şiir Arap toplumunun bir gerçeğidir. Arap’ın dünyasından şiiri alırsanız geriye bir şey kalmaz. Şiir onların hafızası, tarihi, aşkı, heyecanı, övüncü, hicvi, yakarışı, adanışı, savaş çağrısı, düşmanı aşağılaması, gecelerinin neşesi, acılarının şikâyeti, seferlerinin eğlencesidir. Çölde yük taşıyan develer şiir eşliğinde, recezle, aruzla bir başka yürür. Coşarak seyreder. Şiirin temposu kervanların yolunu kısaltır. Hayâ timsali Son Elçi’nin (sas), "<i>Ne yapıyorsun Enceşe, yavaş ol! Cam gibi narin (hanım) yolcularına mukayyet ol!"</i>  anlamına gelebilecek sözleri böyle bir geleneğin yadigârıdır. Bir yolculuk sırasında aralarında Hz. Enes’in (ra) annesinin de bulunduğu Peygamber eşlerini taşıyan develer, Enceşe’nin coşkulu şiir nağmeleriyle o kadar süratlenmişlerdir ki, müşfik Peygamber (sas), hanımefendiler incinebilir kaygısıyla Enceşe’yi bu şekilde uyarmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Câbir b. Semüre (ra); hani şu, Sevgililer Sevgilisi’nin (sas) yanlarından geçerken yanağını okşadığı ve sırf okşadığı için o yanağının ötekinden daha güzel olduğunu söyleyen Câbir (ra) diyor ki: "Ben Hz. Peygamber’in (sas) meclisinde yüzlerce kere bulundum. Arkadaşlarıyla mescitte otururlardı. Ashâbı şiirler okur, câhiliye devrinden söz ederlerdi. O (sas), konuşulanları sessiz bir biçimde dinler, zaman zaman da onlarla birlikte gülümserdi."</p>

<p style="text-align:justify">Kutlu Nebî (sas) şair değildir. Hiçbir zaman da şairliğe heves etmemiştir. Ama şiiri en iyi bilenlerdendir. Arap’ın dahi şairlerinin dizelerini sorup soruşturandır. Yeri geldiğinde onlardan aktarımlarda bulunandır. Zor zamanlarda şairlerin dilinden dökülen kimi hikmetli sözleri tekrarlamak suretiyle arkadaşlarını rahatlatandır. Kendisi de binlerce beyti ezbere bilen sevgili eşi Âişe’nin (ra) söylediğine göre Kutlu Nebî (sas), gecikmiş bir haberi beklediği zaman Muallaka şairi Tarafe’nin şu dizelerini tekrarlarmış:</p>

<p style="text-align:justify">سَتُبْدِي لَكَ الْأَيَّامُ مَا كُنْتَ جَاهِلاً</p>

<p style="text-align:justify">وَيَأْتِيكَ بِالْأَخْبَارِ مَنْ لَمْ تُزَوِّدِ</p>

<p style="text-align:justify"><i>Bilmediklerini gösterir yakında sana günler,</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Azık vermediğin kimseden gelir sana haberler.</i></p>

<p style="text-align:justify">Medine müdafaası için hendek kazımı esnasında bir taraftan toprak taşırken bir taraftan da arkadaşlarına katılır, onların dizelerine Abdullah b. Revâha’nın (ra) beyitleriyle karşılık verirmiş; son sözcüğü de, olan gücüyle bağırarak tekrarlarmış:</p>

<p style="text-align:justify">اللَّهُمَّ لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا وَلاَ تَصَدَّقْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا</p>

<p style="text-align:justify">فَأَنْزِلَنْ سَكِينَةً عَلَيْنَا وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا</p>

<p style="text-align:justify">إِنَّ الْأُلَى قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا وَإِنْ أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا</p>

<p style="text-align:justify"><i>Sen olmasaydın Allah’ım, bulamazdık hidayeti / Zekâtı veremez, kılamazdık namazı.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Karşılaşınca düşmanla, sen ver sekinet bize / Ayaklarımızı sen sağlam tut yerinde.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Şüphesiz kâfirler saldırdılar bizlere / Bizse geri durduk, onlar istese de fitne!</i></p>

<p style="text-align:justify">Onun nezdinde sözün değeri, hakikati ne kadar yansıttığı ile ölçülür. Sözün şiir olması, nesir olması tali bir konudur. Onun için tüm zamanlar boyunca bütün Arap şairlerinin sözleri içerisinde en şairane söz Lebîd b. Rebîa’nın "Elâ küllü şey’in mâ halâ’llâhe bâtılün." (Dikkat edin! Allah’tan (cc) başka her şey beyhude!) sözüdür. Çünkü bu söz Allah’tan (cc) başka her şeyin geçici olduğu hakikatini ifade etmektedir. Kur’an bu gerçeği, "<i>O’nun (cc) zâtından başka her şey yitip gidicidir."</i>  diyerek vurgulamıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Kutlu Nebî (sas), gerçekliğe tercüman olduğu için Sakîf kabilesinin en büyük şairi Ümeyye b. Ebu’s-salt’ın yüzden fazla dizesini Arafat dönüşü Mina yolunda büyük bir hevesle dinlemiştir. Ümeyye’nin hemşehrisi olan Şerîd b. Süveyd isimli sahâbîye rastlayan Hz. Peygamber (sas), onu kendi devesine bindirmiş ve yol boyu ondan Ümeyye’nin şiirlerini dinlemiştir. Çünkü Ümeyye’nin bu dizelerinde yerin ve göğün yaratılışı, melekler ve benzeri diğer Arap şairlerinin ele almadığı konular işlenmektedir. Bu dizeler Hz. Peygamber’in (sas) o kadar hoşuna gitmiştir ki, Şerîd’in sözlerini bitirmesinin ardından, "<i>Ümeyye neredeyse şiirlerinin diliyle Müslüman olmuş." </i> demiştir. Halbuki Ümeyye, Ehl-i kitapla temas kurup, bir ara onların inançlarına kapılan, sonra bundan vazgeçip kendisine peygamberlik gelmesini uman bir adamdır. Kız kardeşinin hikâye ettiğine göre, evlerinin tavanı açılarak iki beyaz kuş tarafından uyurken göğsü açılan, ancak kuşların kalbine ilkâ ettiği gerçeği kabul etmeyerek reddeden ve "Allah (cc) benim iyiliğimi istedi, fakat ben onu kabul etmedim." diyebilen bir şahsiyettir. Buna mukabil yazılarında ilk defa "Bismike Allâhümme/Senin adınla başlarım Allah’ım." ifadesine yer veren de odur. Ümeyye, Bedir’de öldürülen müşriklere mersiye düzen bir inançsız, hatta azılı bir peygamber aleyhtarıdır. Bütün bunlara rağmen onun şiirlerini ibretle dinleyen Kutlu Nebî (sas), bu tavrı ile sözün değerinin ‘hakikate tercüman olmasında’ yattığını belirtmekte ve belki de, "Hakikat, mastarından bağımsızdır." vecizesini telmih etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hakikati değil de safsata ve sefahati dillendiren her söz şiir olmasa da mezmumdur. Bu nedenle bazen Nebiyy-i Muhterem’in (sas) mescitte şiir inşâdından sakındırdığı aktarılır. Hatta kimi rivayetlerde onun, şiiri, insan için öldürücü tesiri olan irine benzettiği söylenir. Nitekim büyük sahâbî Ebû Saîd el-Hudrî’nin (ra) şahit olduğu bir vaka Medine’ye seksen mil (yaklaşık yüz otuz km.) uzaklıktaki Arc mevkiinde gerçekleşmiştir. Arc, Hz. Peygamber’in (sas) hicret sırasında dinlendiği, hacca giderken konakladığı, muhtelif vesilelerle çıktığı yolculuklarda mutlaka mola verdiği bir yerdir. Vadisi, geçidi ve dağlarıyla ünlü olduğu kadar oraya mensup şairleriyle de namlıdır. Hatta buraya özgü gizemli, efsunlu, büyülü anlatılar söz konusudur. Anlaşıldığı kadarıyla burası meczup bazı kimselerin anlamlı anlamsız sözler sarf ederek vadisinde, yamacında ve dar geçidinde kendilerini oyaladıkları bir mevkidir de. Ebû Saîd’in anlatısına göre, Hz. Peygamber’le (sas) bir gezinti yaparlarken aniden şair kılıklı birine rastlamışlar ve Allah Resûlü (sas), "<i>Tutun şu taşkını, yakalayın şu azgını! Yemin ederim ki, bir adamın içinin irinle dolması, şiirle dolmasından daha iyidir."</i>  demiştir. Bu kişinin nelerden söz ettiğine ne yazık ki vâkıf değiliz. Ancak onun, sözleriyle taşkınlığa, azgınlığa, süfliyata ve saçmalığa davet ettiği anlaşılmaktadır. O kişinin şeytana benzetilmesi ile söylediklerinin irinle mukayese edilmesi sözlerinin çürütücü, kokuşturucu ve tiksinti verici, belki de insanı çökertici bir içeriğe sahip olduğunu anımsatmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Sözün büyüsü belki de buradan ileri gelmektedir. Söz ihya ettiği gibi, imha da eder. O nedenle Medine Mescidi’nde Hz. Peygamber (sas) dışında kendine kürsü tahsis edilen yegâne zât Kutlu Nebî’nin (sas) şairi, câhiliyenin ve İslâm’ın en etkili söz ustası Hassân b. Sâbit’tir. Şirk ve küfrün söz kalelerini dizeleriyle çökerten ve bu konuda bizzat Peygamber’in (sas), "<i>Allah’ım, onu Rûhu’l-Kudüs’le destekle." </i> diye dua ettiği Hassân.</p>

<p style="text-align:justify">Mescitte dizelerini müminlere tekrarlarken halife Ömer’in sert bakışları karşısında yemin ederek Hz. Peygamber’in (sas) bu konuda kendisine izin verdiğine dair Ebû Hüreyre’yi (ra) şahit tutan Hassân.</p>

<p style="text-align:justify">Kureyş muannitlerini hicvederken ola ki, farkına varmadan Peygamber’e (sas) de dil uzatmış olur endişesiyle Ebû Bekir’den (ra) Kureyş’in bütün soy kütüğünü öğrenip, Hz. Peygamber’i (sas) tereyağından kıl çeker gibi ayırarak müşrik Kureyşlileri dizeleriyle can evinden yaralayan Hassân.</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Revâha’nın (ra) umretü’l-kazâ sırasında Mekke’ye girerken söylediği beyitler için nasıl, "<i>Bu sözler onların üzerlerine yağdırılan oklardan daha etkilidir/çökerticidir." </i> demişse Kutlu Nebî (sas),  onun için de benzer şeyleri söylemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Söz hazinelerinin anahtarları kendine verilen Kutlu Nebî (sas), sözlerin en latîfini, en veciz ve en anlaşılır biçimde söyler, konuşurken tane tane konuşur, anlatırken dinleyenler rahat kavrasın diye sözlerini tekrarlar. Ana dilini herkesten daha iyi öğrenmesi için Sa’doğulları’na daha çocukken uzun müddet konuk olur; Arap yarımadasında konuşulan bütün lehçelere aşina, ‘elçiler yılı’ denilen hicrî dokuzuncu yılda bütün heyetlerle onların anlayacağı biçimde konuşacak kadar dile vâkıf. Hatta bu duruma telmih eden bir rivayette, "<i>Bana dili Rabbim öğretti ve en güzel şekilde öğretti."</i>  buyrulmuştur. "<i>Bana sözün özü verildi."</i>  diye kendisinin bütün peygamberlere olan rüçhanına işaret eder. Konuşurken temsiller, teşbihler, misallerle kastını en güzel biçimde beyan eder.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), ümmetini faydasız, lüzumsuz lakırdılara karşı ikaz eder. Mâlâyanîyi terk edebilenin ne güzel bir Müslüman olacağını ilân eder. Samimiyeti sözün özü sayar. İnsanların kalbini esir almak için yapmacık sözler söyleyenleri, ağzını eğip bükerek gösteriş için söz sarf edenleri Allah’ın (cc) sevmediğini haber verir. İnsanları, ikiyüzlülerin herkese karşı farklı farklı konuşmaları konusunda dikkatli olmaları için ikaz eder. Hele hukuku ilgilendiren konularda söz yeteneğini kullanarak hakları gasp etmek isteyenleri en ağır biçimde uyarır. Bu suretle iktisap edilenin bir hak değil, doğrudan cehennem ateşi olduğunu beyan eder. Sözün emanet olduğu; sorumsuzca sarf edilen bir söz yüzünden elim acılara duçar olunabileceği konusunda ihtarda bulunur. Yapmacık konuşmanın ve boşboğazlığın kötü ahlâk olduğuna işaret eder.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamber Efendimiz (sas), her şeyde olduğu gibi sözde de zarafeti emreder. Münafığa/ikiyüzlü riyakâra ‘efendi’ demeyi yasaklar, maiyetinde hizmet verenlere ‘kulum, kölem’ demekten men eder, ‘yavrucuğum, oğulcuğum’ demeyi tavsiye eder. Müminin ona buna dil uzatan, insanlara lânet okuyan, çirkin, kaba, bayağı sözlerle hakaret eden biri olamayacağının altını çizer. Zarif konuşmayı emreder. Kur’an’ın, "<i>İnsanlara güzel sözler söyleyin."</i>  emrine imtisâlen halkla paylaşacak hiçbir şeyi olmayanların hoş sohbetlerini onlarla paylaşabileceklerini hatırlatır.</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü insanın insanlığa sadakatinin nişanesi hoş sözdür. Ve çünkü, "<i>Hoş/güzel söz sadakadır."</i></p>

<p style="text-align:justify">Kutlu Nebî (sas), insanlığa sözün büyüsünü içinde saklayan şu çağrıyı yapar:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Her kim Allah’a (cc) ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun..."</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak: </strong>Diyanet Hadislerle İslam</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/sozun-buyusu-soz-etigi-ve-estetigi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/02/sozun-buyusu-soz-etigi-ve-estetigi.jpg" type="image/jpeg" length="28128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faiz: Hakedilmemiş Fazlalık]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/faiz-hakedilmemis-fazlalik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/faiz-hakedilmemis-fazlalik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Faizden uzak durmak, Müslüman olmanın ve Allah’tan korkmanın bir gereğidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>" Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. " (Âl-i İmrân, 3/130)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Cahiliye döneminde, kolay kazanma hırsına kapılmış bazı insanlar, paraya ihtiyacı olan kimselere borç veriyor fakat bu borcu fazlasıyla geri almayı şart koşuyorlardı. Bazıları da herhangi bir nedenle bir alacağını zamanında tahsil edemediğinde, borçluya süre veriyor fakat bu ek süre karşılığında, alacaklarını arttırıyorlardı. Dolayısıyla zor durumdaki borçlunun ödeyeceği para zaman geçtikçe kat kat fazlalaşmış oluyordu. Hak edilmeden alınan bu fazlalıklara <strong>faiz </strong>denmekteydi. <strong>Faiz</strong>, mal hırsına kapılmanın göstergelerinden biridir. Bu derece mal sevgisi içinde bulunan kimselerin hakiki bir kulluk yapmaları ve Allah yolunda canla başla mücadele etmeleri zordur.</p>

<p style="text-align:justify">Faizden uzak durmak, Müslüman olmanın ve Allah’tan korkmanın bir gereğidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ribâ:</strong> Faiz, tefecilik.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/faiz-hakedilmemis-fazlalik</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/faiz-hakedilmemis-fazlalik_7211b.jpg" type="image/jpeg" length="71702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sevr’de Sadık Dost: Hz. Ebû Bekir (ra)]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/sevrde-sadik-dost-hz-ebu-bekir-ra</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/sevrde-sadik-dost-hz-ebu-bekir-ra" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir... (Enfâl, 8/72)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanlar Medine’ye hicret etmeye başlayınca Ebû Bekir (ra), hicret için Hz. Peygamber’den (sas) izin istedi. Resûlullah ona acele etmemesini, Allah’ın kendisine bir arkadaş bulacağını söyleyince Hz. Peygamber ile birlikte hicret etme şerefine nail olacağını anlayarak hazırlık yapmaya başladı. Bu konuşmadan dört ay sonra Resûl-i Ekrem Kureyşliler kendisini öldürmeye karar verince Ebû Bekir’in evine gelerek Medine’ye hicret edeceklerini bildirdi. O gece müşrikler tarafından evi kuşatılan Hz. Peygamber yatağına Hz. Ali’yi (ra) yatırdı ve Ebû Bekir’le birlikte Sevr mağarasına doğru hareket ettiler. Resûl-i Ekrem, kendilerini takip eden müşriklerin mağaranın ağzına kadar gelmesi üzerine korkuya kapılan Hz. Ebû Bekir’i teselli ederek onların kendilerine zarar veremeyeceğini söyledi. (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 1) Daha sonra nazil olan ve Ebû Bekir’in bu üzüntüsünü dile getiren ayet-i kerimede Resûl-i Ekrem’in onu, “Üzülme, Allah bizimledir.” (Tevbe, 9/40) diye teselli ettiği belirtilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>• Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sas) vefatı (M. 632-H. 11 Yılı Rebiü’l-Evvel Ayı)<br />
• Hz. Ebû Bekir (ra) Halife seçildi. (632)</strong></p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/sevrde-sadik-dost-hz-ebu-bekir-ra</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-8.jpg" type="image/jpeg" length="21444"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmam Mâlik]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/imam-malik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/imam-malik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlam Hâfıza, Derin Anlayış, Disiplin ve İhlâs: 
İmam Mâlik]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlam Hâfıza, Derin Anlayış, Disiplin ve İhlâs:</p>

<p>İmam Mâlik</p>

<p></p>

<p>712 yılında doğan İmam Mâlik, küçük yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledi ve ilim yoluna yöneldi.</p>

<p>Abdurrahman b. Hürmüz el-A‘rec’den hadis dersleri alan İmam Mâlik’in en çok faydalandığı hocası İbn Şihâb ez-Zührî’dir.</p>

<p>Hadis aldığı hocalarının üç yüzü tâbiîn, altı yüzü tebeu’t-tâbiîn olmak üzere dokuz yüz civarındadır.</p>

<p>Ebû Hanîfe, Leys b. Sa‘d, Evzâî, Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ilim alışverişinde bulunduğu âlimlerden bazılarıdır.</p>

<p>Vakarlı ve heybetli bir görünüme sahipti; meclisinde yüksek sesle konuşulmaz ve tartışma yapılmazdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Allah ve resulü adına yanlış bir hüküm vermekten çekindiği için fetva konusunda son derece hassas davranır ve acele etmezdi.</p>

<p>Gözden geçirilip ayıklanan, kolayca anlaşılan, üzerinde fikir birliği edilen kitap anlamına gelen <strong>el-Muvatta </strong>adlı eserini yazdı.</p>

<p>7 Haziran 795’te Medine’de vefat eden İmam Mâlik, Cennetü’l-Bakî Mezarlığı’na defnedildi.<br />
 </p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnfografik</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/imam-malik</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/i-m-a-m-m-a-l-i-k-m-a-n-s-e-t.png" type="image/jpeg" length="36273"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mezhep İmamlarımız: İmam Malik]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mezhep-imamlarimiz-imam-malik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mezhep-imamlarimiz-imam-malik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: ...Âlimin, âbide (ibadet edene) üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler, peygamberlerin vârisleridir... (Tirmizî, İlim, 19)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Büyük müctehid, muhaddis, hafız ve mezhep imamı; 93’te (712) Medine’de dünyaya geldi ve burada yetişti. En meşhur hocaları Abdurrahman b. Hürmüz ve İbn Şihâb ez-Zührî’dir. Vakarlı, müttakî ve âbid olan Mâlik; uzun boylu, beyaz ve güzel yüzlü, mavi gözlüydü. İlim ehli için gerekli gördüğü güzel ve bakımlı elbiseler giyer, evine güzel eşyalar alırdı; yeme içmede titizdi. Hocalarının takdirini kazanan zekâsı, gayreti ve derin ilmiyle, ders ve fetvalar verdi. Sağlam hafızası, derin anlayışı, sabrı, disiplin ve ihlası sayesinde Mescid-i Nebevî’deki ders halkasıyla üne kavuşan hadis ve fıkıh âlimi İmam-ı Mâlik, her dönemde övgüyle anılmıştır. Abdullah b. Vehb, Abdurrahman b. Kâsım ve Eşheb el-Kaysî, kendi görüş ve mezhebinin yayılmasına öncülük etmiştir. En önemli eseri “el-Muvatta” olup “hafız, hüccet, imam, emîrü’l-mü’minîn fi’l-hadîs” gibi vasıf ve ünvanlarla anılmıştır. 14 Rebîülevvel 179 (7 Haziran 795) tarihinde Medine’de vefat etmiş ve Bakî Mezarlığı’na defnedilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>• İmam Mâlik’in vefatı (795)</strong></p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mezhep-imamlarimiz-imam-malik</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-7.jpg" type="image/jpeg" length="84834"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp: Beden Ülkesinin Sultanı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/kalp-beden-ulkesinin-sultani-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/kalp-beden-ulkesinin-sultani-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalbi 'sultan' olarak tanımlayan sahabi kimdir? Kalp ile nefis arasında nasıl bir ilişki vardır? Kalbin çeşitleri nelerdir? Kalbin hastalıkları nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"عَنْ عَامِرٍ قَالَ: سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: "…أَلاَ وَإِنَّ فِى الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلاَ وَهِيَ الْقَلْبُ</p>

<p style="text-align:justify">Âmir’in en-Nu’mân b. Beşîr’den (ra) işittiğine göre, Allah Resûlü (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"…Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, <strong>kalp</strong>tir."</i></p>

<p style="text-align:justify">(B52 Buhârî, Îmân, 39)</p>

<p>***</p>

<p>حَدَّثَنِى شَهْر بْن حَوْشَبٍ قَالَ: قُلْتُ لِأُمِّ سَلَمَةَ: يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ! مَا كَانَ أَكْثَرُ دُعَاءِ رَسُولِ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) إِذَا كَانَ عِنْدَكِ؟ قَالَتْ: كَانَ أَكْثَرُ دُعَائِهِ: "يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ! ثَبِّتْ قَلْبِى عَلَى دِينِكَ.’ قَالَتْ: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! مَا أَكْثَرُ دُعَائِكَ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ! ثَبِّتْ قَلْبِى عَلَى دِينِكَ؟ قَالَ: ‘يَا أُمَّ سَلَمَةَ! إِنَّهُ لَيْسَ آدَمِيٌّ إِلاَّ وَقَلْبُهُ بَيْنَ أُصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ اللَّهِ فَمَنْ شَاءَ أَقَامَ "وَمَنْ شَاءَ أَزَاغَ</p>

<p style="text-align:justify">Şehr b. Havşeb (ra) anlatıyor: "Ümmü Seleme’ye (ra); "Ey müminlerin annesi! Allah Resûlü (sas) senin yanındayken en çok hangi duayı ederdi?" dedim. Ümmü Seleme (ra), "Onun çoğunlukla ettiği dua şuydu: "<i>Ey <strong>kalp</strong>leri çeviren (Allah</i>’<i>ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl."</i> Ben kendisine, "Ey Allah’ın Resûlü! "<i>Ey <strong>kalp</strong>leri çeviren (Allah</i>’<i>ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl." </i> diye neden çok dua ediyorsun?" dedim. Allah Resûlü (sas) şöyle buyurdu: "<i>Ey Ümmü Seleme! Hiçbir insan yoktur ki kalbi Allah</i>’<i>ın (cc) iki parmağı arasında olmasın. O (cc), dilediği (kulunun kalbini) istikamet üzere kılar, dilediğini ise saptırır."</i></p>

<p style="text-align:justify">(T3522 Tirmizî, Deavât, 89)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Allah (cc), suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak <strong>kalp</strong>lerinize ve amellerinize bakar."</i></p>

<p style="text-align:justify">(M6543 Müslim, Birr, 34)</p>

<p>***</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: "إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِى قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُه،ُ وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ وَهُوَ الرَّانُ الَّذِى ذَكَرَ اللَّهُ [كَلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ]</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Allah Resûlü (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbeve istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah</i>’<i>ın (cc), (Kitabı</i>’<i>nda), </i>"<i>Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları <strong>kalp</strong>lerini paslandırmıştır."</i> (Mutaffifîn, 83/14) diye anlattığı pas işte budur."</p>

<p style="text-align:justify">(T3334 Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "إِنَّ مِنْ قَلْبِ ابْنِ آدَمَ، بِكُلِّ وَادٍ شُعْبَةً. فَمَنِ اتَّبَعَ قَلْبُهُ الشُّعَبَ كُلَّهَا، لَمْ يُبَالِ اللَّهُ بِأَيِّ وَادٍ أَهْلَكَهُ. وَمَنْ تَوَكَّلَ عَلَى اللَّهِ كَفَاهُ التَّشَعُّبَ</p>

<p style="text-align:justify">Amr b. Âs’tan (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Âdemoğlunun kalbinden bütün (arzu) vadilerine (uzanan) yollar vardır. Allah (cc), kalbini bütün bu yollara açmış olan kişiyi bunların hangisinde helâk ettiğini önemsemez, fakat kim Allah</i>’<i>a (cc) güvenirse Allah (cc) onu (arzularının) keşmekeşliğinden kurtarır."</i></p>

<p style="text-align:justify">(İM4166 İbn Mâce, Zühd, 14)</p>

<p>***</p>

<p style="text-align:justify">Tâbiûnun büyük âlimlerinden olan Şehr b. Havşeb (ra) anlatıyor: Allah Resûlü’nün (sas) ölümünden sonra onun dualarını merak ettim ve Müminlerin annesi Ümmü Seleme’ye (ra) giderek, "Ey müminlerin annesi! Allah Resûlü (sas) senin yanındayken en çok hangi duayı ederdi?" dedim. Ümmü Seleme, "O'nun (sas) çoğunlukla ettiği dua şuydu: "<i>Ey <strong>kalp</strong>leri çeviren (Allah</i>’<i>ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl."</i> Ben kendisine, "Ey Allah’ın Resûlü! "<i>Ey <strong>kalp</strong>leri çeviren (Allah</i>’<i>ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl."</i> diye neden çok dua ediyorsun?" dedim. Allah Resûlü (sas) şöyle buyurdu: "<i>Ey Ümmü Seleme! Hiçbir insan yoktur ki, kalbi Allah</i>’<i>ın (cc) iki parmağı arasında olmasın. O </i>(sas)<i>, dilediği (kulunun kalbi)ni istikamet üzere kılar, dilediğini ise saptırır.""</i></p>

<p style="text-align:justify">Böylece Allah Resûlü (sas) <strong>kalp</strong>ler ile Allah (cc) arasında bir bağ olduğuna işaret etmektedir. Kuşkusuz <strong>kalp</strong>lerdeki değişim, kulun iradesi ile Allah’ın (cc) iradesi arasındaki hassas bir dengeye bağlıdır. Bu durum Kur’an’ın, "<i>Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere, sizi çağırdığı zaman, Allah</i>’<i>ın (cc) ve Resûlü</i>’<i>nün </i>(sas)<i> çağrısına uyun ve bilin ki, Allah (cc) kişi ile kalbi arasına girer. Bilin ki, O'nun (cc) huzurunda toplanacaksınız."</i>  âyetiyle tam bir uygunluk göstermektedir. Âyette Allah (cc) ve Resûlü’nün (sas) çağrısı yani Kur’an ve sünnet, ‘hayatın kendisi’ olarak ifade edilmiştir. Hayata yapılan çağrıda hayatın odağı olan kalbe en öncelikli görevin yüklenmiş olması şaşırtıcı değildir. Değişken bir yapıya sahip olan kalbin, Allah’ın (cc) yardımı olmaksızın hidayet üzerinde sebat etmesinin imkânsızlığını bilen Allah Resûlü’nün (sas) sürekli, "<i>Ey <strong>kalp</strong>leri çeviren Rabbim, benim kalbimi dinin üzere sabit kıl."</i>  diye dua etmesi, âdeta savaş meydanında inananların ayaklarını meleklerle sabit kılan Allah’ın (cc), nefis ile olan mücadelede de müminin kalbini sebatkâr kılması içindir. Peygamberimiz (sas) kalbinin sebat ve kararlılık içinde olmasının yanı sıra Allah’tan (cc), kalbini her an O’na (cc) itaat etmeye yöneltmesini de istemiştir. Allah Resûlü’nün (sas) zaman zaman, "<strong><i>Kalp</i></strong><i>leri evirip çeviren Allah (cc) adına yemin ederim."</i>  şeklinde söze başlaması her işin <strong>kalp</strong>ten varlık dünyasına yol bulduğunun bir işareti gibidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kalp</strong>, Allah Resûlü’nün (sas) başka hadislerine de konu olmuştur. Ebû Musa’dan (ra) rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü (sas), "<i>Kalbe <strong>kalp</strong> denilmesinin sebebi, onun çok değişken olmasındandır. Kalbin misali çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan kuş tüyünün misali gibidir. Rüzgâr onu bir oraya bir buraya savurur."</i>  buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (sas) diğer bir hadisinde kalbin değişken yapısını tencerede kaynayan su benzetmesiyle açıklamaktadır: "<i>Âdemoğlunun kalbi, (ateşin üzerindeki) tencere gibi kaynayan bir şeydir, sürekli değişir."</i>  <strong>Kalp</strong> o kadar değişkendir ki Hz. Peygamber (sas), "<i>Benim kalbim de perdelenir ve ben her gün yüz defa Allah</i>’<i>tan (cc) bağışlanma dilerim.</i>"<i> </i>demektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm düşüncesinde <strong>kalp</strong>, bütün vücuda yön veren merkezî bir organ olarak görülür. Her ne kadar <strong>kalp</strong> denilince ilk bakışta kanı toplayıp bütün vücuda pompalayan organ akla gelse de Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde kalbin, şuur, vicdan, idrak, duygu, akıl ve irade gücünün merkezi, bütün sezgi ve duygularımızın ve nihayet düşünme gücümüzün kaynağı oluşuna vurgu yapılır. Maddî hayatımızın merkezî organı <strong>kalp</strong>, mânevî hayatımıza da yön veren bir kaynaktır. Bu iki hayat alanı birbirinden ayrı düşünülemez.</p>

<p style="text-align:justify">Din dilinde <strong>kalp</strong>, imanın ve küfrün, sevginin ve nefretin, cesaretin ve korkaklığın, iyiliğin ve kötülüğün, kısaca bütün duyguların merkezidir. Haset, gazap ve nefret gibi kötü duygular <strong>kalp</strong>te bulunduğu gibi iman, Allah (cc) korkusu, hilm ve takva gibi birçok olumlu duygular da kalbe isnad edilmektedir. Marifet, yani Allah’ı (cc) bilmek ve tanımak da kalbin işidir.</p>

<p style="text-align:justify">Cebrail (as), Kur’an’ı Hz. Peygamber’in (sas) kalbine indirmiştir. <strong>Kalp</strong>te ilâhî güzellikler tecelli eder, insanın aklen kabul ettiği şeyler, iman ve ihsan boyasıyla boyanarak duygu boyutuna burada aktarılır. "<i>Allah (cc) her kimi doğruya erdirmek isterse onun gönlünü İslâm</i>’<i>a açar."</i>  âyetinin nüktesiyle bu hâl insanı mekanik bir varlık olmaktan çıkararak onu olaylar karşısında ürperen, korku ve ümit sarmalı içinde gelgitler yaşayan bir varlık hâline dönüştürür.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan vücudunun mihenk noktası olan ve insanın hilkatinde bulunan dört özelliğin; vahşetin, behimî duyguların, şeytanî duyguların ve Rabbânî duyguların beraberce hissedildiği <strong>kalp</strong>, büyük sûfîlerden Sehl et-Tüsterî’nin (ra) ifadesiyle arşın kürsîde bulunması gibi göğüslerde bütün vücuda hâkim bir noktada bulunur. Allah Resûlü (sas), kalbin bu merkezî konumunu ikinci serlevhada yer alan şu hadisinde açıklar: "<i>...Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O </i><i>, <strong>kalp</strong>tir."</i> </p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) nakledilen şu hadiste de gözler, dil, eller ve ayaklar konu edilerek bütün organların sorumluluğu kalbe yüklenmektedir: "<i>...<strong>Kalp</strong> arzular, istek duyar. Beden onun (arzusu istikametinde hak olanı) ya tasdik eder ya da reddeder.</i></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü’nün (sas) <strong>kalp</strong>le organlar arasındaki ilişki bağlamında sahâbîlerine öğrettiği dualardan birinde, "<i>Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden, tenimin kötülüğünden sana sığınırım.</i>"<i> </i>denilmektedir. İnsan, hakikatlere bu duyu organlarıyla ulaşabilmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de de hiçbir şey bilmeden anne karnından çıkan insana, Allah’ı (cc) hakkıyla tanıyıp şükretmesi için (düşünme ve bilgi aracı olarak) <strong>kalp</strong>, kulak ve gözler gibi duyu organlarının verildiği söylenmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre (ra) kalbi, ordusunun başındaki bir sultana benzeterek tasvir etmiştir: "<strong><i>Kalp</i></strong><i> sultandır ve onun orduları vardır. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultan kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır. Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.</i> "</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’nin (ra) <strong>kalp</strong>le ilgili kullandığı bu hükümdar metaforunun özel bir gayesi olduğu aşikârdır. Bir bakıma sanki Allah Resûlü’nün (sas), "<i>Bilin ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah</i>’<i>ın (cc) koruluğu, yapılmamasını istediği haramlardır. Bilin ki, vücutta öyle bir organ vardır ki o sağlıklıysa tüm vücut sağlıklı demektir. Fakat o hastaysa tüm vücut hasta olur. Bu organ <strong>kalp</strong>tir."</i>  sözünü yorumlamaktadır. Zira Ebû Hüreyre (ra) bu sözüyle hem vücudun sultanı olarak kalbin, en büyük hükümdar olan Allah’ın (cc) bizzat saygı gösterilmesini istediği hükümranlık alanına göre hareketini belirlemesi gerektiğini anlatmakta hem de kalbin istikamet üzere olmasının önemini vurgulamaktadır. Zira ancak kalbin istikamet üzere olması ile tüm organlar kendilerine düşen vazifeleri en güzel şekilde yerine getirebilecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an, insanın kendisi ve kâinat üzerinde düşünmesi (tefekkür), geçmiş olayları düşünerek ibret alması (tezekkür), sebep-sonuç ilişkilerinden yola çıkarak geleceği düşünmesi (tedebbür) ve tüm nesne ve olgular arasında bağ kurması (teakkul) sorumluluğunu kalbe yüklerken kalbin, akıl, ruh ve nefis ile olan ilişkisinin bir ahenk içinde olması gerektiğini şart koşar. <strong>Kalp</strong>, ilâhî nurun yansıdığı bir ayna değerinde olsa da ‘insan bilmece’sini tamamlayan diğer parçalar, beden, ruh ve nefistir. Ruh, "<i>...ona ruhumdan üfledim..."</i>  fermanınca ilâhî bir nefha ve Rahmânî bir esintidir. Aynı şekilde farklı şekil ve mertebelerle kendisini göstermekle beraber, "<i>Ey huzur içinde olan nefis! Sen O</i>’<i>ndan (cc) razı, O (cc) da senden razı olarak Rabbine dön!"</i>  fermanınca nefisten, sadece eşyanın tabiatından hâsıl olan bilgiyle değil letâif cinsinden en derunî ve sırlı bilgileri de özümseyip ilâhî hoşnutluğa erişmesi istenmektedir. Bu hâliyle nefis, ilim ve iradenin mahalli olan <strong>kalp</strong>ten azade olamaz. O hâlde <strong>kalp</strong> sadece bedene ait merkezî bir organ değil aynı zamanda ruhun ve nefsin kısaca insanın tüm duygu, düşünce ve hayat faaliyetinin merkezindedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kalp</strong>te Rahmân’ın (cc) cemâl ve celâlini hissedecek korku ve ümit duygularının bulunuşu, onu nazargâh-ı ilâhî’ye çevirir. Fakat nefsin bundan mahrum bırakılması, kalbin, nefsin vesvesesi ve şeytanın aldatmasıyla süflî ve anlamsız duygulara kapılmasına yol açar. O zaman <strong>kalp</strong> asla ilâhî hakikatleri alamaz olur ve Rahmân’ın ilim, hikmet ve iman nurundan yararlanmak yerine değersiz arzuların, üstüne düşen gölgesiyle karanlıklara gömülür. Bu durum Kur’an’da, "<i>Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar... İnsan elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse onun için nur diye bir şey yoktur."</i>  diye ifade edilir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah (cc) insanların <strong>kalp</strong>lerine nazar etmektedir. Hz. Peygamber (sas) bu hakikati şöyle ifade eder: "<i>Allah (cc) sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak <strong>kalp</strong>lerinize ve amellerinize bakar."</i>  Bu şekilde Allah’ın (cc) kulun kalbini ölçü alması kişiyi gösterişten kurtaracağı gibi onu samimi davranışlara yöneltecektir. Samimi davranışlara yönelebilmek için samimi bir kalbe ihtiyaç duyulacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanın, her an nefsinin aldatmasına maruz kaldığı dünya hayatında, salih amellerle ve Allah’ı (cc) çokça anarak kalbini uyanık tutması gerekmektedir. Allah Resûlü (sas), şeytanların âdemoğlunun kalbini perdelediklerini, dolayısıyla melekût âlemi üzerinde düşünmesine engel olduklarını söyleyerek dünyevî arzularımızın çepeçevre sararak bizleri ilâhî güzelliklerden nasıl da alıkoyduğunu anlatmaktadır. Kalbimizi İslâm’ın aydınlık bilgisiyle beslemediğimiz takdirde kalbimiz giderek kararmakta ve bir de buna, işlenen günahlar eklendiğinde <strong>kalp</strong> tüm ışığını kaybetmektedir. Allah Resûlü (sas) bu konuda bizim için, "<i>Allah</i>’<i>ım! Faydasız bilgiden, huşû duymayan <strong>kalp</strong>ten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım."</i>  şeklinde bir ölçü koymakta, kalbimizi huşûa davet etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Huşû, Allah’a (cc) karşı hissedilen derin bir kavrayış, ince bir duyuş ve her an O’nun (cc) huzurundaymış gibi ihsan parıltılarıyla ilâhî hakikate teslim oluşu ifade eden mümine özgü bir duygudur. Bu duyguda iman, ilim ve tefekkür beraber bulunur. Hepsinin de mahalli <strong>kalp</strong>tir. Huşû duygusunu salih ameller ve tevazu ile beslemek gerekir. Gömleğindeki söküğü diken Hz. Ali’yi (ra), "Niçin kendi söküğünü dikiyorsun?" diye yadırgayanlara O (ra), "<strong>Kalp</strong> huşû duygusuyla yoğrulduğunda mümin de (tüm benliğiyle) ona uyar." diye cevap vermiş ve bazen önemsiz gibi görünen işlerin bile kalbin mânevî olarak beslenmesinde ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan hem akıl ve <strong>kalp</strong> nimetine sahiptir hem de şeytan, nefis ve şehvet ile çetin bir imtihana tâbidir. Allah’ın (cc) nazargâhı <strong>kalp</strong> olduğu gibi şeytanın insana vesvese ve şüphe vermek için fırsat kolladığı yer de <strong>kalp</strong>tir. Allah (cc), kalbi yüceltmeyi amaçlarken, şeytan onu yıkmayı hedefler. İnsan gece uykusunda dahi şeytanın vesvesesiyle karşı karşıyadır. Aynı şekilde şeytan namazda da kalbi rahat bırakmaz, ona hiç aklında olmayan şeyleri hatırlatır ve zihnini meşgul etmeye çalışır. Bu şekilde şeytan, kişi ile kalbi arasına girmeye çalışarak onu Allah (cc) yolundan alıkoymak ister.</p>

<p style="text-align:justify">Ameller de <strong>kalp</strong>te başlar. Bütün ameller niyetlere göredir. Niyet ise kalbin işidir. Dilbilimciler niyet ve nevât (çekirdek-öz) kelimesini türeyiş bakımından bağlantılı görmektedirler. Çekirdek nasıl ki bir meyvenin gelişimi için temel bir öz ise, bir düşüncenin salih bir amele dönüşüp güzel bir meyve verebilmesi, niyetin güzelliğiyle ilgilidir. Bu bakımdan sadece niyet kelimesinin semantik tahlili bile düşünce ve eylemler arasında bulunan bağı ve kalbin özünden doğan duygu ve düşüncelerin gerçekleşme sürecini anlamamıza belli ölçüde ışık tutar. Ne var ki kalbin, özünde doğan düşünceleri eylemlere dönüştürebilmesi için düşünceleri gölgeleyen arzuların <strong>kalp</strong> üzerine örttüğü kılıfları kaldırmak ve düşüncelerimizin Hakk’ın (cc) rızasına uygun eylemlere dönüşmesini engelleyen psikolojik engelleri yıkmak gerekir. Bunun için yapılması gerekenler hem Kur’an’da hem de Allah Resûlü’nün (sas) hadislerinde anlatılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), "<i>Siz siz olun, tevazuu elden bırakmayın. Tevazu <strong>kalp</strong>te başlar. Hiçbir Müslüman diğerine eziyet etmesin. Yamalı elbiseler içinde olan nice biçareler vardır ki, onların Allah</i>’<i>ın (cc) adını vererek ettikleri dualar hemen kabul edilir."</i>  derken, düşünceyi eylemle birleştirmede kalbin gücüne işaret etmektedir. <strong>Kalp</strong>lerde olan düşünceler onun derinliğinden süzülüp dudaklardan döküldüğünde ve niyetler gözlerden akan yaşlarla yıkandığında en tesirli amel ve eylemlere dönüşür. Bazen <strong>kalp</strong>ten geçirilenler gerçekleşme imkânı bulamaz. Fakat samimi ve iyi düşünceler varlık dünyasında karşılık bulmasa da bunun Allah (cc) indinde olmuş gibi değer bulduğu muhakkaktır. Bu bakımdan Allah Resûlü (sas), "<i>Bir kimse samimi olarak ve tüm kalbiyle Allah</i>’<i>tan (cc) şehit olmayı dilerse o kişi yatağında bile ölse Allah (cc) onu şehitlerin makamına ulaştırır."</i>  buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın (cc) insanlara bir lütfu olarak <strong>kalp</strong>ten geçen kötü düşünceler, eyleme dönüşmedikçe kulun günah hanesine yazılmaz. "<i>Allah (cc), sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz fakat sizi <strong>kalp</strong>lerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah (cc), çok bağışlayandır, Halîm</i>’<i>dir."</i>  âyeti ve "<i>Allah (cc), ümmetimi akıllarına gelen kötü düşünceleri yapmadıkça ve onları dile getirmedikçe sorumlu tutmayacaktır." </i> hadisi bu duruma açıklık getirmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kalp</strong> bir nazargâh-ı ilâhî olarak, bir mümin için aynı zamanda doğru bilgiyi yanlış olandan ayırt etme yeridir. ‘Heyetler yılı’ olarak bilinen hicretin dokuzuncu yılında Arap yarımadasının çeşitli bölgelerindeki kabilelerin Medine’ye akın ettiği bir zamanda Esedoğulları’ndan Vâbisa b. Ma’bed’in (ra), "İyilik ne demektir?" sorusuna Allah Resûlü’nün (sas) üç parmağını birleştirip Vâbisa’nın (ra) göğsüne vurarak verdiği cevap, bugün de kulaklarımızda yankılanmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>Sen fetvayı kendinden iste, sen fetvayı kalbinden iste, ey Vâbisa! İyilik, içinin huzurlu, gönlünün rahat olduğu şeydir. Kötülük ise insanlar sana </i>‘<i>yapmanı</i>’<i> söyleseler bile içini tırmalayan, gönlüne rahatsızlık veren şeydir.</i></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) doğruyu yanlıştan ayırt etme yeri olarak kalbi görürken, <strong>kalp</strong>te bulunan imandan dolayı, müminin kalbinde oluşmuş bir mekanizmaya dikkat çekmektedir: "<i>Üç şey var ki Müslüman kalbi bunlar karşısında aldanmaz: Allah (cc) için ihlâsla amel etmek, yöneticilere karşı samimi olmak ve İslâm toplumu ile beraber hareket etmektir."</i> </p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kalp</strong>, kötülüklere karşı mücadelenin verildiği yerdir. Nitekim meşhur bir hadiste son direnç noktasının <strong>kalp</strong> olduğu, en azından kalbi kötülüğe teslim etmemenin gerekliliği şöyle ifade edilmektedir: "<i>Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın asgarî gereğidir."</i>  Doğruya ulaşmada da kalbin vereceği hükme bakılması tavsiye edilmektedir. Çünkü doğruluk kalbin mutmain olmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kalp</strong>, ilâhî ışığın yansıması veya nurun tecellisi sayesinde kişinin hidayete erdiği bir yer olarak Hakk’ın (cc) aynası kabul edilmiştir. Abdullah b. Abbâs (ra) tarafından nakledilen Allah Resûlü’nün (sas), "<i>Allah</i>’<i>ım! Kalbimde nur, gözümde nur, kulağımda nur, sağımda nur, solumda nur, üstümde nur, altımda nur,</i> <i>önümde nur var eyle, benim nurumu artır."</i>  şeklindeki duası bu anlayışın bir yansımasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Gerek inançsızlık gerekse işlenen günahlar insanı mânevî güzelliklerden feyz alamayacak şekilde nefsin ve şeytanın oyuncağı hâline getirebilmektedir. Bu durum kalbin akıl, basiret ve duygu yönlerini kaybederek mânâsızlaşmasına yol açmaktadır. Nihayet <strong>kalp</strong> işlenen günahların ağırlığı altında paslanma (rayn), sapma (zeyğ), hastalanma (maraz), katılık (kasvet), perdelenme (gulf), körleşme (‘amâ), mühürlenme (hatm), kilitlenme (kufl) gibi Kur’an ve hadislerin haber verdiği bir dizi mânevî hastalığa maruz kalmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim Sevgili Peygamberimizin (sas) bir hadisinde, "<i>Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbeve istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah</i>’<i>ın (cc), (Kitabı</i>’<i>nda) </i>"<i>Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları, <strong>kalp</strong>lerini paslandırmıştır."</i>  <i>diye anlattığı </i>‘<i>pas</i>’<i> işte budur."</i>  buyrulmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), kalbin hastalıkları üzerinde çok fazla durmaktadır. Pek çok hadiste, insanlar bencillik, haset, kibir, başkalarına tepeden bakmak (ucb), sûizanda bulunmak, kin beslemek (hıkd), insanların başına gelen musibetten zevk almak (şematet), dostlara darılıp onları yüzüstü bırakmak (hecr), sözde durmamak (gadr), dünyaya karşı gözü doymamak (tûl-i emel) gibi kötü duygulara karşı uyarılmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) bir başka hadisinde, "<i>Kulun Allah (cc) yolunda yuttuğu toz ile cehennem ateşi onun karnında asla birleşmez. Bencillik ve iman da aynı <strong>kalp</strong>te birleşmez."</i>  buyurarak Allah’ın (cc) rızasına uygun işlerin cehennem ateşine engel olduğunu, buna mukabil, çoğu defa tezahürü başkalarına haset etmek olan bencilliğin imanla bağdaşmayan bir nitelik olduğunu vurgulamıştır. Allah Resûlü (sas) bencilliğin kapı araladığı diğer pek çok kötü özellikten de bahsetmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Nezaketsiz ve küstah kimselerin ve kalbinde zerre kadar kibir bulunanların cennete giremeyeceği, acıma duygusunun sadece günahkâr bedhahların kalbinden çekilip alınmış olduğu, bir Müslüman’ın, kardeşini küçük görmesinin ona şer olarak yeteceği gibi sözlerle pek çok konuda Allah Resûlü’nün (sas) uyarısı vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), cuma namazının terki ya da önemsemeyerek, özürsüz olarak üç defa terk edilmesi durumunda kalbin mühürleneceğini ifade etmiş ve minberden, "<i>Ya birtakım kimseler cuma namazlarını terk etmekten vazgeçerler ya da Allah (cc) onların <strong>kalp</strong>lerini mühürler ve onlar artık gafillerden olurlar."</i>  şeklinde müminleri uyarmıştır. Aslında bu uyarı, cemaatten ve ibadetten kopuşun ne derece vahim bir sonuç doğuracağını müminlere hatırlatmaktadır. Zira din, bireysel yaşantı ile ilgilendiği kadar toplumsal hayata da düzen vermektedir. Allah Resûlü’nün (sas), "<i>Saflarınızı düzeltin ki Allah (cc) <strong>kalp</strong>lerinizi başka başka yönlere döndürmesin</i>."  sözü ibadet ve cemaatin gönüle ne derece olumlu etkisinin olduğunu anlatmaktadır. Allah (cc) yolunda verilen mücadele ve savaştan geri kalmak <strong>kalp</strong>lerin mühürlenmesinin nedenleri arasındadır. Âyetten anlaşıldığına göre <strong>kalp</strong>le beraber kulak ve göz gibi duyu organları da mühürlenmektedir. Duyu organlarının mühürlenmesi, insanın hakikatleri anlayamayacak şekilde gafil hâle gelmesine ve büsbütün aşırı arzulara kapılmasına neden olmaktadır. Allah Resûlü bu şekilde kalbi gaflet ve eğlence içinde olan kişilerin duasının Allah (cc) katında kabul edilmeyeceğini haber vererek bu gibi kişilerin insan için Allah’a (cc) ulaşmanın en önemli vasıtalarından olan dua nimetinden mahrum kaldıklarını ifade etmiştir. Allah Resûlü (sas) bir gün Ebû Zerr’e (ra), "<i>Zenginlik de fakirlik de <strong>kalp</strong>tedir. Gönlü zengin olana dünyada karşılaştığı zorluklar zarar vermez. Kalbinde (mânevîbir) fakirlik bulunan kişiyi ise dünyadan nasiplendiği yığın yığın mal âbâd etmez. Bilakis bunlara bağlanıp pintilik etmesi nefsine zarar verir."</i>  diyerek gönül zenginliğine vurgu yapmaktadır. Bu vurgu Amr b. Âs’tan (ra) rivayet edilen, "<i>Âdemoğlunun kalbinden bütün (arzu) vadilerine (uzanan) yollar vardır. Allah (cc), kalbini bütün bu yollara açmış olan kişiyi bunların hangisinde helâk ettiğini önemsemez, fakat kim Allah</i>’<i>a (cc) güvenirse Allah (cc) onu (arzularının) keşmekeşliğinden kurtarır."</i>  şeklindeki diğer bir hadisle olabildiğine derinleşmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan, arzularından güzel ve temiz olanları seçip kendisini salih amellere götürecek duygulara teslim olduğunda, kötülüklerin kalbinde oluşturduğu kararmadan kurtulmakla kalmamakta, kendisinden yol bulan güzel arzuların çağladığı düşünce pınarlarından beslenen <strong>kalp</strong>, zamanla ilâhî bir temizlenmeye liyakat kazanarak bembeyaz olmaktadır. Bir hadiste bu durum şöyle dile getirilir: "<i>Fitneler kalbe işledikçe siyah bir nokta oluşur, <strong>kalp</strong> onları kabul etmediği takdirde bu sefer <strong>kalp</strong>te beyaz bir nokta meydana gelir."</i> </p>

<p style="text-align:justify">İman, ilim ve muhabbet pınarlarıyla beslenen <strong>kalp</strong> ilâhî güzellikleri elde edecek şekilde beyazlarken, dünyaya çok dalmak, tefekkürü terk etmek, ölümü unutmak, çok gülmek, çok konuşmak ve merhametsizlik kalbi hastalıklı bir yer hâline dönüştürmektedir. "<i>Merhamet ancak kalbi katılaşmış inançsız bedhahların kalbinden kaldırılmıştır."</i>  hadisi kalbin ihtiyaç duyduğu merhamet duygusunun önemine işaret etmektedir. Böbürlenerek yürümek, kibir, cimrilik, hilekârlık ve kendini beğenme de insan ile cennet arasına duvarlar ören ve aynı şekilde kalbe zarar veren kötülüklerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Duygu ve düşüncelerimizin kötü ve çirkin işlerden uzak tutulmasına ve iç dünyamızın mânevî kötülüklerden arındırılmasına yönelik benzer uyarılar, Kur’ân-ı Kerîm’de de dile getirilmiştir. "<i>Allah (cc) gizli ve açık olanları bilir.</i>"<i>,</i>  "<i>Allah (cc) <strong>kalp</strong>lerinizde gizlediklerinizi bilir."</i>  âyetleriyle insanlar öncelikle <strong>kalp</strong>lerinin derinliklerine kadar bu çirkin duygulardan arınmaya davet edilmektedir. Çünkü insanın âhirette selâmete ermesi ancak kalbin şirk, küfür, nifak gibi hastalıklardan salim olmasıyla mümkündür. Nitekim Yüce Allah (cc), "<i>O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah</i>’<i>a (cc) kalb-i selim ile gelenler müstesna."</i>  buyurmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) dört çeşit <strong>kalp</strong> olduğunu haber vermekte ve bu <strong>kalp</strong>lerden şöyle bahsetmektedir: "<i>Dört çeşit <strong>kalp</strong> vardır. Kandil gibi parıl parıl parlayan pürüzsüz <strong>kalp</strong>, kılıflara sarılmış <strong>kalp</strong>, tersine dönmüş <strong>kalp</strong> ve sadece dış yüzeyden ibaret <strong>kalp</strong>! Parıl parıl parlayan <strong>kalp</strong> müminin kalbidir. Onun kandilinde nur asla eksik olmaz. Kılıflı <strong>kalp</strong> kâfirin kalbidir. Tersine dönmüş <strong>kalp</strong> hakikati tanıyıp sonra inkâr eden münafığın kalbidir. Sadece dış yüzeyden ibaret <strong>kalp</strong> ise içinde iman ve nifak bulunan bir <strong>kalp</strong>tir. Bu <strong>kalp</strong>teki iman, temiz suyla beslenen bir bitki gibi, nifak ise irin ve kanla beslenen bir yara gibidir. Artık hangi özellik diğerine baskınsa <strong>kalp</strong>te o galip gelir."</i></p>

<p style="text-align:justify">Müminin kalbi, ifade edildiği üzere, selim olan <strong>kalp</strong>tir. Böylesi bir <strong>kalp</strong> imanla ışıldar ve iyi niyetlerle bembeyaz olur. Bu çerçevede Allah Resûlü’nün (sas) niyazı, kalbin kötülüklerden muhafaza edilmesinin yanı sıra Allah’ın (cc) <strong>kalp</strong>lere hidayet vermesi, Müslümanların <strong>kalp</strong>lerini birleştirmesi ve doğru sözlü bir dil ve kalb-i selim bahşetmesi şeklinde olmuştur. Kalb-i selim, Allah’a (cc) teslim olup selâmet bulmuş olan hastalıksız <strong>kalp</strong>tir. Böylece <strong>kalp</strong> güven içinde ve kaygılardan arınmış, kurtuluşa ve doyuma ulaşmış olur. Allah Resûlü (sas) böyle bir <strong>kalp</strong> için gece namazından sonra, "<i>Allah</i>’<i>ım! Senin katından öyle bir rahmet istiyorum ki o rahmet vasıtasıyla kalbimi doğru yoluna ilet."</i>  şeklinde niyazda bulunmuş, Hz. Âişe’nin (ra) bildirdiğine göre uykudan uyanırken ettiği duasında ise Allah’tan (cc) hidayete erdirdikten sonra kalbini saptırmamasını istemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (sas) bir başka duasında ise âdeta kar suyu ile yıkanmış gibi pak bir <strong>kalp</strong> ister: "<i>Allah</i>’<i>ım! Günahlarımı kar ve dolu suyu ile yıka ve beyaz elbiseyi kirden temizler gibi kalbimi hatalardan arındır."</i> </p>

<p style="text-align:justify">Kalbi, selim hâle getirebilmek için kalbin halis niyetler ve güzel amellerle beslenmesi gerekir. Allah Resûlü (sas) bu amelleri çeşitli sözlerinde açıklamıştır. Bunlardan birinde, "<i>Yedi kişi vardır ki, Allah</i>’<i>ın gölgesi (himayesi) dışında hiçbir gölgenin (himayenin) olmadığı günde Allah (cc) onları gölgelendirecektir (himaye edecektir):...kalbi mescitlere bağlı kişi, birbirlerini Allah (cc) için sevip Allah (cc) için bir araya gelen ve O</i>’<i>nun (cc) adıyla ayrılan iki dost..."</i>  buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Kuşkusuz <strong>kalp</strong>lerin selim olabilmesinin akletmekle yakından ilgisi vardır. Başka bir ifadeyle kalbin kararması, perdelenmesi ve hakikatleri kavrayamamasının en büyük sebebi Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu akletme melekesinin yitirilmiş olmasıdır. Allah Resûlü (sas), insanları doğru düşünmeye çağırırken onları akıl nimetinden yoksun olmakla suçlamamış, sadece onları akıllarını gereği gibi kullanmaya davet etmiştir. Bununla birlikte bütün peygamberler gönderildikleri toplumlarda katılaşmış ve hakikatlere karşı perdelenmiş <strong>kalp</strong>leri açmakla görevli kimseler olarak tavsif edilmişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm, kalbi akılla aynı anlamı çağrıştıracak şekilde de kullanmaktadır. İslâm düşüncesinde kalbin en önemli işlevlerinden biri akıldır. Nitekim Kur’an’da akletme (düşünme) ve fıkhetme (anlama) fiilleri kalbe nispet edilmiştir. Sahâbenin hadis naklederken, "Kulaklarım dinledi ve kalbim kavradı." deyip hadis naklinde bulunmaları, bazı sahâbîlerin Kur’an’ı okudukları hâlde <strong>kalp</strong>lerinin kavramadığından yakınarak Hz. Peygamber’e (sas) başvurmaları, vahyin en canlı olduğu dönemde kalbin anlama ve kavrama yeri olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Hz. Ali (ra) de aklın <strong>kalp</strong>te bulunduğunu açıkça ifade etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm âlimleri aklı, "<strong>Kalp</strong>te bulunan, hak ve bâtılı ayırt etmede vasıta olan nur" şeklinde tarif ederek aklın <strong>kalp</strong>le olan ilişkisini vurgulamışlardır. Dinin akıl sahiplerine hitap etmesi ve onları sorumlu tutması akıl yoluyla kalbe yüklenen inanma sorumluluğu ile yakından ilgili görülmüştür. Nitekim bir hadiste aklı olmayanların sorumlu olmadıkları belirtilmektedir. Müslüman olmanın ya da dinî emirlere muhatap olmanın ilk şartı akıllı olmak, diğer bir şartı ise kalbi Allah’a (cc) teslim etmektir. Kişi dili ile ikrar etmedikçe ve kalbiyle teslim olmadıkça Müslüman olamaz. Bu bakımdan Allah’a (cc) iman etmek için aklını kullanarak her türlü bilgiye ulaşan kişinin bu bilgileri kalbi ile de benimsemesi gerekir. Esasında <strong>kalp</strong>lerin mühürlenmesi, kılıflanması, kilitli olması gibi ifadelerle bir yönüyle anlatılmak istenen, insanların hakikatler karşısında akıllarını gereği gibi kullanmadıklarıdır. Ayrıca <strong>kalp</strong>; irade, ilim ve imanın ortaklaşa mahalli olduğu için Kur’ân-ı Kerîm akletmeyi; inanmak, vahyi kabul etmek ve gerçeği kavramak anlamlarında da kullanmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Resûlü Ekrem Efendimiz (sas) Allah’ın (cc) Kitabı’ndan nasibini almamış bir insanı, içinde hiç kimsenin oturmadığı viran bir eve benzetmiştir. Sahâbe-i kirâmdan Abdullah b. Mes’ûd (ra), kalbin olgunlaşması ve dimağların ilâhî kelâmla dolması için Kur’an okumaya teşvik etmiş, "<strong><i>Kalp</i></strong><i>lerinizi onunla (Kur</i>’<i>an ile) mâmur kılın."</i>  buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), <strong>kalp</strong>lerin tefrika girdabına kapılmalarına karşı insanları ikaz ederek çarşı ve pazarlardaki koşuşturmaya kapılıp kalbimizi mânevî lezzetlerden mahrum etmememiz gerektiğine işaret etmektedir. Bu doğrultuda Allah Resûlü (sas), "<i>...Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah (cc) yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele."</i>  âyeti inince ashâbının hangi meta daha iyiyse onu edinelim, şeklindeki sözlerine karşılık şöyle buyurmuştur: "<i>(Dünyada en değerli olan şey) zikreden bir dil, şükreden bir <strong>kalp</strong> ve kişinin imanının yaşamasında ona yâr ve yardımcı olan inançlı bir eştir."</i> </p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü’nün (sas) müminin kalbi olarak tanımladığı <strong>kalp</strong> şudur: Allah Resûlü’ne (sas), "<i>İnsanların hangisi daha faziletlidir?"</i> diye sorulduğunda O (sas), "<i>Kalbi mahmûm ve dili doğru olan her mümin böyledir."</i> buyurmuştur. Ashâb, "Doğru sözlü ne demek biliyoruz ama mahmûm <strong>kalp</strong> nedir bilmiyoruz." deyince, Allah Resûlü (sas), "<i>Mahmûm <strong>kalp</strong>, Allah</i>’<i>tan (cc) korkan, tertemiz <strong>kalp</strong>tir. Onda günaha, zulme, kine, hasede yer yoktur."</i>  buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü(sas) , "Ey Allah’ın Resûlü! İman nedir?" diye soran sahâbîsine, "<i>Allah</i>’<i>tan (cc) başka ilâh olmadığına ve Muhammed</i>’<i>in (sas) de O</i>’<i>nun (cc) kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, Allah </i>(cc) <i>ve Resûlü</i>’<i>nü (sas) her şeye tercih edebilmen, ateşte yanmayı Allah</i>’<i>a (cc) şirk koşmaya tercih edebilmen, soylu olmasa da bir kişiyi, sadece Allah (cc) için sevebilmendir."</i> demiştir. Hz. Peygamber (sas) aynı hadisinde ‘iman aşkının’ kalbe nasıl nüfuz ettiğini şöyle anlatmıştır: "<i>Eğer bunları yapabiliyorsan tıpkı sıcak bir günde su arzusunun, susuz kişinin kalbine işlemesi gibi iman aşkı da senin kalbine işlemiş olur." </i></p>

<p style="text-align:justify">"<i>Kalbini yalnızca imana tahsis eden, kalbini selim, dilini doğru, nefsini doymuş, ahlâkını düzgün kılan ve kulaklarını (hak yolunda) haberci, gözlerini (<strong>kalp</strong> izinde) bekçi kılan kişi kurtuluşa ermiştir... Kalbini (ilâhî güzelliklerin dolup taştığı) bir kap hâline getiren kurtuluşa ermiştir."</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Hadislerle İslam</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/kalp-beden-ulkesinin-sultani-1</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/01/kalp-beden-ulkesinin-sultani.jpg" type="image/jpeg" length="48745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sırdaş Seçiminde Dikkatli Olmak]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/sirdas-seciminde-dikkatli-olmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/sirdas-seciminde-dikkatli-olmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslümanlara karşı açıktan veya gizli düşmanlık içinde olanlara sır verilmemesi gerekir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. (Âl-i İmrân, 3/118)</strong></p>

<p>Hicretten sonra, Medine’deki kabilelerden bir kısmı Müslüman olmuş bir kısmı olmamıştı. Fakat yapılan anlaşma gereği, farklı dinî gruplar bir arada yaşamaya başladı. Bir de görünüşte Müslüman olduğu hâlde, gerçekte inanmayan münafıklar vardı. Müslüman olmayanlardan bazıları da gizli düşmanlık içindeydi. Hatta kimi zaman ağızlarından çıkan sözler düşmanlıklarını ele veriyordu. Dıştan dostlukları sebebiyle Müslümanlara yakınlaşan bu kişiler, sırları öğrenmeye ve bu <strong>sır</strong>ları düşmanlara açıklamaya başladılar. Yüce Allah bu durumu bildirerek, gizli düşmanlara karşı tedbirli olunmasını istedi.</p>

<p>Müslümanlara karşı açıktan veya gizli düşmanlık içinde olanlara sır verilmemesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bitâneten:</strong> <strong>Sırdaş</strong>, yakın dost.</p>

<p><strong>Habâlen:</strong> Kötülük, fesat.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/sirdas-seciminde-dikkatli-olmak</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/sirdas-seciminde-dikkatli-olmak_6fc6f.jpg" type="image/jpeg" length="63342"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Millî Değerlerimize Sahip Çıkalım]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/milli-degerlerimize-sahip-cikalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/milli-degerlerimize-sahip-cikalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık... (Hucurât, 49/13)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir milleti millet yapan temel değerlerin başında vatan, bayrak, kültür, dil, marş vb. gibi unsurlar gelmektedir. Toplumları ayakta tutan ve geçmişten geleceğe taşıyan ana unsurlardan biri, millî değerlerimizdir. Birlik ve beraberliği güçlendiren din, aile, dil, ahlak, gelenek ve görenekler; her toplum için kendine özgü özelliğe sahiptir. Değerlerine sahip çıkmayan ve diğer kültürleri taklit eden toplumlar, yozlaşmaya mahkûmdur. Yüzyıllardır boyunduruk altına girmeden varlığını sürdüren milletimizin ayakta kalması, adaletle hükmetmesi, insanımızın millî birlik konusundaki duyarlılığının ve titizliğinin bir sonucudur. Sevgi, saygı ve fedakârlığın geliştirilmesinde, toplum hayatımızın ahenkli ve sağlam bir şekilde devam ettirilmesinde, gençlerimizin ve çocuklarımızın yetiştirilmesinde, değerlerimizin katkısı büyüktür. Ahlakına, dinine, milliyetine ve bağımsızlığına düşkün Müslüman gençlerimizi; millî, manevi ve kültürel değerlere uygun yetiştirmek, hepimizin görevidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Eli sıkı olma, ölçüsüzce eli açık da olma; sonra kınanacak, kendi kendine hayıflanacak duruma düşersin! (İsrâ, 17/29)</strong></p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/milli-degerlerimize-sahip-cikalim</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="67353"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cuma namazı nasıl kılınır? Diyanet]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/cuma-namazi-nasil-kilinir-diyanet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/cuma-namazi-nasil-kilinir-diyanet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cuma namazı kaç rekattır? Cuma namazı nasıl kılınır? Cuma namazının farzı kaç rekattır? Cuma namazına nasıl niyet edilir? Cuma namazı ne zaman kılınır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify"><span><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:red">Cuma namazı kaç rekattır?</span></i></strong></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Cuma namazı, dördü ilk <strong>sünnet</strong>, ikisi <strong>farz</strong> ve dördü de son sünnet olmak üzere on rekâttır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İlk önce dört rekat ilk sünneti <strong>kılınır,</strong> ardından iki rekat farzı <strong>imam</strong>la birlikte kılınır ve son olarak dört rekat son sünnet kılınır.</span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:red">Cuma namazı ne zaman kılınır?</span></i></strong></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Cuma namazı adından da anlaşıldığı üzere Cuma günü, öğle vakti ezan okunduktan sonra kılınır.</span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:red">Cuma namazı nasıl kılınır?</span></i></strong></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İlk önce cuma namazının dört rekât olan ilk sünneti kılınır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">İlk sünnete şöyle niyet edilir:</p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:#212529">“Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”</span></i></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât sünneti gibidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Niyet edilir, erkekler ellerini kulak hizasına, kadınlar göğüs hizasına kaldırır ve "Allahuekber" diyerek tekbir alır ve yine eller erkeklerde göbek, kadınlarda göğüs hizasına sağ el sol elin üstüne gelecek şekilde bağlanır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">Sırasıyla;</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">Birinci rekat:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Niyet<br />
Sübhaneke duası<br />
Euzü Besmele<br />
Fatiha Suresi<br />
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur<br />
"Allahuekber" diyerek eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" denilir.<br />
"Semiallahu Limen Hamideh" denilerek rükudan kalkılır ve "Rabbena Lekel Hamd" denilir.<br />
Tekrar "Allahuekber" denilerek secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir. Secdede 3 defa "Sübhane Rabbiyel Âlâ" denilir. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek oturulur ve ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">İkinci rekat:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Besmele<br />
Fatiha Suresi<br />
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü" duası okunur. "Allahuekber" denilip üçüncü rekata kalkılır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">Üçüncü rekat:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Besmele<br />
Fatiha Suresi<br />
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur<br />
rüku ve secde yapılır, dördüncü rekata kalkılır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">Dördüncü rekat:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Besmele<br />
Fatiha Suresi<br />
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur<br />
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü, Salli, Barik ve Rabbena" duaları okunur ve "Esslamü aleyküm ve rahmetullah" denilerek baş, önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilerek selam verilir ve cuma namazının sünneti tamamlanır.<br />
<br />
Sünnet kılındıktan sonra imam-hatip <strong>minber</strong>e (<strong>hutbe</strong> okunan yere) çıkar ve oturur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan (iç ezan) daha okunur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Cuma namazının farzına nasıl niyet edilir? </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">"Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:red">Cuma namazının farzı nasıl kılınır?</span></i></strong></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">Birinci rekat:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İmam ve cemaat;<br />
Niyet eder,<br />
Sessizce herkes Sübhaneke duasını okur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İmam içinden "Euzü Besmele" çeker<br />
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure okur. Bu esnada imama uyan cemaat dinler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İmam sesli olarak "Allahuekber" der ve hep birlikte eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda imam ve cemaat sessizce 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" der.<br />
İmam açıktan "Semiallahu Limen Hamideh" der rükudan kalkılır ve imam ve cemaat sessizce "Rabbena Lekel Hamd" derler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İmam tekrar sesli bir şekilde "Allahuekber" der ve hep birlikte secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Secdede 3 defa yine herkes sessizce "Sübhane Rabbiyel Âlâ" der. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek kalkılır ve oturulur, ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Secde bir önceki gibi yapılır ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><strong><span style="color:#212529">İkinci rekat:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">İmam sessizce besmele çeker,</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada herkes sessizce "Ettehiyyatü, Salli-Barik ve Rabbena" dualarını okur. İmam açıktan, cemaat sessizce "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek baş önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilir ve selam verilir, cuma namazının farzı tamamlanır.</span></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:red">Cuma namazının son sünneti nasıl kılınır?</span></i></strong></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Cuma namazının son sünneti, dört rekat ilk sünnetin kılınması gibi kılınır.   </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><a href="https://www.diyanethaber.com.tr/diyanet-bilgi/safii-mezhebine-gore-cuma-namazi-nasil-kilinir-h28942.html" target="_blank"><img class="detayFoto" src="https://diyanethabercomtr.teimg.com/diyanethaber-com-tr/images/upload/Yafii-Mezhebine-Gore-Cuma-NamazY-NasYl-KYlYnYr_1.jpg" /></a></p>

<h3 style="text-align:justify"><span><span style="background-color:white"><span><strong><i><span style="color:red">Zuhr-i Âhir (Son Öğle) Namazı</span></i></strong></span></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılınamayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır. Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde ancak iki camide kılınabilir. Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Bu imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz. Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazının caiz olması şüpheli hâle gelmiştir. Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihtiyaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar: “Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz olmasıdır” demişlerdir. Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiğine göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur. Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Bu sebeple, cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir. Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca öğle namazı kılınmaz. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><span><span style="color:#212529">Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir engel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir” ile iki rekât da vakit sünneti kılar. Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber, sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure okunması daha iyi olur. İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-captioned="" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/Ckgs3kqj1tb/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4; margin-right:14px"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div style="margin-left:auto; margin-right:auto"></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/Ckgs3kqj1tb/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4; margin-left:2px; margin-right:14px"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div style="margin-left:8px">
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div style="margin-left:auto">
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/Ckgs3kqj1tb/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Haber (@diyanethbr)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script>

<p>---</p>

<h3><i><span><span style="color:#ff0000"><strong>Şafi Mezhebine Göre Cuma Namazı Nasıl Kılınır?</strong></span></span></i></h3>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" height="315" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/SpgpppqNkgk" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/cuma-namazi-nasil-kilinir-diyanet</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/cuma_namazi_nasil_kilinir_h28663_c84eb.jpg" type="image/jpeg" length="54724"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çevremiz Bize Emanet]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/cevremiz-bize-emanet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/cevremiz-bize-emanet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Emanete gerektiği gibi hassasiyet göstermeyenin imanı olgunlaşmamıştır. (İbn Hanbel, III, 134)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kâinat denen mükemmel bir yapının içerisinde yaşıyoruz. Bu ihtişamlı eseri yoktan var eden, yaşatan ve idare eden Yüce Rabbimizdir. Çevremiz, bizlere Yüce Allah’ın bir lütfudur. Atalarımızdan miras aldığımız, gelecek nesillere aktarmamız gereken bir emanettir. Bizler, çevremize sahip çıkar onu titizlikle korursak bu emaneti muhafaza etmiş oluruz. Yeryüzündeki hiçbir bozulma asla kendiliğinden oluşmuş değildir. Nitekim Yüce Rabbimiz, “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” (Rûm, 30/41) buyurmaktadır. Hırs ve tamahın esiri olan nice insan, mahlukatın ortak kullanım alanlarını sorumsuzca yok etmektedir. Bizler dünyanın sahibi değil, emanetçileriyiz. Yapmamız gereken, israf ve savurganlıktan uzak durmak, çevremizi ibadet bilinciyle muhafaza etmektir. Çevremize ve canlılara zarar verecek, tabii dengeyi bozacak her türlü tutum ve davranıştan kaçınmalıyız. Nesillerimize yaşanabilir bir dünya ve temiz bir çevre bırakmak için gayret göstermeliyiz.</p>

<hr />
<p><strong>• Türkiye, Irak ve İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalandı. (1926)<br />
• Dünya Çevre Günü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/cevremiz-bize-emanet</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-5.jpg" type="image/jpeg" length="83395"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gönüllü Kulluk]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/gonullu-kulluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/gonullu-kulluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurtuluş arayan kişi, Allah’ın dininden başka bir din aramaz. İnsan için makbul olan kulluk, gönüllü kulluktur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar! Oysa göklerde olanlar da yerde olanlar da isteyerek veya istemeyerek hep O’na boyun eğmişlerdir ve O’na döndürüleceklerdir."<br />
(Âl-i İmrân, 3/83)</strong></p>

<p><strong>Allah (cc)</strong>, bütün peygamberleri tek bir dini tebliğ etmekle görevlendirmişti. Bu sebeple, tarihteki her bir peygamber diğerini tasdik etmiş ve onu destekleyeceğine dair Allah’a (cc) söz vermişti. Peygamberler böyle yaptığına göre, onlara inananların da bütün peygamberleri tasdik etmesi gerekirdi. Yeni bir peygamber geldiğinde önceki peygambere bağlı olanlar da ona iman etmeliydiler. Fakat Yahudi ve Hristiyanlar bundan kaçınıp yanlış yollara saptılar. Hâlbuki Allah’a (cc) boyun eğip teslim olmaktan başka çare bulunamazdı. Her varlık Allah’ın (cc) karşısında güçsüzdür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurtuluş arayan kişi, Allah’ın (cc) dininden başka bir din aramaz.<br />
İnsan için makbul olan <strong>kulluk</strong>, gönüllü <strong>kulluk</strong>tur.</p>

<p><strong>Tav‘an:</strong> İsteyerek, gönüllü olarak.<br />
<strong>Kerhen:</strong> İstemeyerek, gönülsüz olarak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/gonullu-kulluk</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/gonullu-kulluk_1a2ba.jpg" type="image/jpeg" length="39178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yemin Nedir, Yerli Yersiz Yemin Etmenin Hükmü Nedir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/yemin-nedir-yerli-yersiz-yemin-etmenin-hukmu-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/yemin-nedir-yerli-yersiz-yemin-etmenin-hukmu-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Hayır, öyle değil! Her kim ahdine vefa gösterir ve günah işlemekten sakınırsa, bilsin ki Allah o sakınanları sever. (Âl-i İmrân, 3/76)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Allah’ın ismi veya bir sıfatı zikredilerek, yerine getirilmesi mümkün ve mübah olan bir şeyi, ileride yapmaya veya yapmamaya dair yemin etmek mün’akid yemin olarak isimlendirilir. Hiçbir kasıt olmasa bile “Vallahi, Billahi, Tallahi, Allah hakkı için, Allah adına yemin ederim!” gibi ifadelerle yapılan her türlü yemin, mün’akid yemin kapsamındadır. Her ne şekilde olursa olsun geçerli (mün’akide) olan yemini bozan kimsenin yemin keffareti ödemesi gerekir. Farz veya vacip olan bir şeyi yapmamaya ya da haram ve günah olan bir şeyi yapmaya yemin etmek, Müslümana yakışan bir davranış değildir. Bununla birlikte, bu şekilde bir yemin edildiğinde yemin bozulmalı ve ardından yemin keffareti ödenmelidir. Hz. Peygamber “Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan hayırlısını görürse yeminini bozsun ve keffaret ödesin.” buyurmuştur. (Müslim, Eymân, 11) Yemin etmek mübah bir davranış olmakla birlikte, gereksiz yere yemin etmek ve yemini alışkanlık hâline getirmek doğru değildir.</p>

<hr />
<p><strong>(İnsanlar arasında) laf taşıyan kişi cennete giremez. (Buhârî, Edeb, 50)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/yemin-nedir-yerli-yersiz-yemin-etmenin-hukmu-nedir</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-4.jpg" type="image/jpeg" length="75824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ashab-ı Kiram’ın Kur’an’la Olan Bağı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/ashab-i-kiramin-kuranla-olan-bagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/ashab-i-kiramin-kuranla-olan-bagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Allah’ın benden önce bir topluma gönderdiği her peygamberin ümmeti içinde havarileri ve sünnetine tabi olup emirlerine uyan dostları vardır... (Müslim, Îmân, 80)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sahabe-i kiram, İslam’ın insanlara ulaşmasında hayati bir role sahiptir. Onlar, sevdikleri ve okumayı ihmal etmedikleri Kur’an’ı ezberlemek ve yazmak suretiyle onun muhafızlığını yapmışlardır. Ashab; Kur’an’ın tefsiri, ete ve kemiğe bürünmüş hâli, sünnetin taşıyıcısı olmuş; Hz. Peygamber’in hayatını sonraki nesillere aktarmışlardır. Kur’an’ın nüzulüne şahitlik edip vahiy kâtipliği yapmış, tek harfi bile değişmeden onu sonraki nesillere ulaştırmışlardır. Ayrıca onu layıkıyla anlayarak hayatlarına yansıtmışlar ve fedakârlık sergileyerek İslam’ı yaymışlardır. Ashab-ı kiram, Kur’an kelimelerinin anlamlarının belirlenmesinde etkili ve belirleyici olup Kur’an’ın korunması ve anlaşılması amacıyla Kur’an ve Tefsir Okulları kurmuşlardır. Hz. Ebû Bekir (ra) döneminde Kur’an-ı Kerim ayetleri, bir kitap hâline getirilmiş olup Hz. Osman (ra) zamanında kıraat farklılıkları ihtilafa sebep olmayacak şekilde çoğaltılmış, biri yanında kalmak şartıyla diğerleri dağıtılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin… (Hucurât, 49/10)</strong></p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/ashab-i-kiramin-kuranla-olan-bagi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-3.jpg" type="image/jpeg" length="86660"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aksâmü’l-Kur’ân ne demektir?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/aksamul-kuran-ne-demektir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/aksamul-kuran-ne-demektir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aksâm ne demektir? Kur'an-ı Kerim'de kaç sûre yeminle başlar?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Aksâmü’l-Kur’ân ne anlama gelmektedir?</strong></span></h3>

<p><strong>Aksâm</strong>, “yemin” anlamındaki <strong>kasem</strong>in çoğuludur. </p>

<p>Kur’ân’ın yeminleri anlamına gelen aksâmü’l-Kur’ân, Kur’ân’da geçen yeminleri konu edinen tefsîr usulünde bir bilim dalıdır.</p>

<p>Kur’ân’da çok yemin kullanılmış hatta 17 sure yeminle başlamıştır. Yüce Allah; kendi adına, peygamberlere, Kur’ân’a, meleklere, kıyâmet gününe, göğe, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze ve zamana yemin etmiştir.</p>

<p>Kur’ân’da birçok gerekçe ile yemin edilmiştir. Meselâ, Allah’ın tekliğini, Kur’ân’ın ve peygamberin hak olduğunu, ceza, va’d ve vaîdin mutlaka gerçekleşeceğini bildirmek için yemin edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yemin, sözü tekit etmeyi ve muhatabı sözün doğruluğuna inandırmayı hedeflediği gibi yemin edilen şeyin değerini ve şanını da ifâde eder.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dini kavramlar</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/aksamul-kuran-ne-demektir</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/07/aksamulkurannedemektir.jpg" type="image/jpeg" length="63310"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İsar: Diğerkamlık]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/isar-digerkamlik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/isar-digerkamlik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsar ne demektir? İman ile isar arasında nasıl bir ilişki vardır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ: سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: مَا سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) شَيْئًا قَطُّ فَقَالَ: لاَ</p>

<p style="text-align:justify">İbn Münkedir’in (ra) işittiğine göre, Câbir b. Abdullah (ra) şöyle demiştir: "Resûlullah (sas) kendisinden bir şey istendiğinde asla <i>’hayır’</i> demezdi."</p>

<p style="text-align:justify">(M6018 Müslim, Fedâil, 56)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ قَال: جاءَتِ امْرَأَةٌ بِبُرْدَة ٍ… مَنْسُوجٌ فِى حَاشِيَتِهَا –قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّى نَسَجْتُ هَذِهِ بِيَدِى أَكْسُوكَهَا، فَأَخَذَهَا رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) مُحْتَاجًا إِلَيْهَا، فَخَرَجَ إِلَيْنَا وَإِنَّهَا لَإِزَارُهُ فَجَسَّهَا رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، اكْسُنِيهَا، قَالَ: "نَعَمْ"، فَجَلَسَ مَا شَاءَ اللَّهُ فِى الْمَجْلِسِ، ثُمَّ رَجَعَ، فَطَوَاهَا ثُمَّ أَرْسَلَ بِهَا إِلَيْهِ</p>

<p style="text-align:justify">Sehl b. Sa’d (ra) anlatıyor: "Bir kadın… elinde kenarları dokunmuş bürde türünden bir kumaşla gelerek, "Yâ Resûlallah, bunu giymeniz için kendi elimle dokudum." dedi. Böyle bir kumaşa ihtiyacı olan Resûlullah (sas) kumaşı aldı ve izar şeklinde giyinerek (belden aşağısına sararak) yanımıza geldi. Fakat orada bulunanlardan biri kumaşa dokunarak, "Yâ Resûlallah, bunu bana giydir!" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas), "<i>Tamam." </i> buyurdu ve Allah’ın (cc) dilediği kadar (bir süre) o mecliste kaldıktan sonra evine döndü. Sonra da kumaşı katlayarak ona gönderdi."</p>

<p style="text-align:justify">(B5810 Buhârî, Libâs, 18)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَال: "لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ</p>

<p style="text-align:justify">Enes (b. Mâlik)’ten (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz."</i></p>

<p style="text-align:justify">(T2515 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) يَقُولُ: أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَوْمًا أَنْ نَتَصَدَّقَ، فَوَافَقَ ذَلِكَ مَالاً عِنْدِى، فَقُلْتُ: الْيَوْمَ أَسْبِقُ أَبَا بَكْرٍ إِنْ سَبَقْتُهُ يَوْمًا فَجِئْتُ بِنِصْفِ مَالِى، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : ‘مَا أَبْقَيْتَ لِأَهْلِكَ؟’ فَقُلْتُ: مِثْلَهُ. قَالَ: وَأَتَى أَبُو بَكْرٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) بِكُلِّ مَا عِنْدَهُ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : ‘مَا أَبْقَيْتَ لِأَهْلِكَ؟’ قَالَ: أَبْقَيْتُ لَهُمُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. قُلْتُ: لاَ أُسَابِقُكَ إِلَى شَيْءٍ أَبَدًا</p>

<p style="text-align:justify">Zeyd b. Eslem’in (ra), babasından naklettiğine göre, babası Ömer b. Hattâb’ı (ra) şöyle derken işitmiştir: "Resûlullah (sas) bir gün bize sadaka vermemizi emretti. Bu (emir) paramın olduğu bir zamana rastladı. "Bir gün Ebû Bekir’i (ra) geçebileceksem, işte bugün geçerim!" dedim ve malımın yarısını getirdim. Resûlullah (sas), "<i>Ailene ne bıraktın?"</i> dedi. Ben de, "Bu kadarını." dedim. Ebû Bekir (ra), malının hepsini getirdi. Sonra Resûlullah (sas) ona da, "<i>Ailene ne bıraktın?"</i> dedi. O (ra), "Onlara Allah (cc) ve Resûlü’nü (sas) bıraktım." diye cevap verdi. Bunun üzerine, "Bundan sonra seninle hiçbir şeyde asla yarışmam!" dedim."</p>

<p style="text-align:justify">(D1678 Ebû Dâvûd, Zekât, 40; T3675 Tirmizî, Menâkıb, 16)</p>

<p>***</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün Allah Resûlü’ne (sas) gelen bir adam ihtiyacı olduğunu söyleyerek ondan yardım istedi. Sevgili Peygamberimiz (sas), "<i>Belki yiyecek bir şeyler vardır."</i> düşüncesiyle hanımlarından birine haber gönderdi. Fakat hanımı, "Seni hak dinle gönderen Allah’a (cc) yemin olsun ki, evimde sudan başka bir şey yok." diye cevap verdi. Bunun üzerine diğer hanımlarına danışan Rahmet Elçisi (sas) onlardan da aynı cevabı alınca, kendi imkânlarıyla ihtiyacını gideremediği bu Müslüman için sahâbeden yardım istemeye karar verdi ve "<i>Bu şahsı bu gece (evinde) kim misafir ederse Allah (cc) ona rahmet etsin."</i> dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü’nün (sas) bu duasına mescitte bulunanların tamamı nail olmak isterdi, ancak sahâbîlerin çoğunun maddî durumu iyi değildi. Zira birçoğu mallarının neredeyse tamamını Mekke’de bırakarak Medine’ye hicret etmişler, Medineli sahâbîler ise evlerini ve yiyeceklerini muhacir kardeşleriyle paylaşmışlardı. Buna rağmen Medineli Müslümanlardan Ebû Talha (ra) isimli bir sahâbî ayağa kalkarak zor durumda kalan bu şahsı ağırlayabileceğini söyledi ve onu evine götürdü.</p>

<p style="text-align:justify">Evde yalnızca çocuklara yetecek kadar yiyecek olduğunu öğrenen sahâbî, Allah Resûlü’nün (sas) konuğunu ağırlama gayretiyle hanımına, çocukları uyutup yiyecekleri misafire getirmesini tembihledi. Hanımı da eşinin isteği doğrultusunda çocukları uyutarak evdeki bir parça yemeği misafir için hazırlayıp sofraya koydu. Ev sahipleri adamla birlikte sofraya oturduktan sonra, evin hanımı düzeltir gibi yaparak kandili söndürdü. Böylece misafir karanlıkta, yemek yiyormuş gibi davranan ev sahiplerinin aslında yemediklerini fark etmeden karnını doyurdu. Zira sofrada yalnızca bir kişiye yetecek kadar yemek vardı. Sofradan kalkan çift, o geceyi çocuklarıyla birlikte aç geçirdiler. Fakat gönülleri huzurla doluydu. Çünkü Allah Resûlü’nün (sas) misafirini büyük bir hassasiyetle ağırlamış ve böylece onun duasına mazhar olmuşlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Ertesi sabah Sevgili Peygamberimiz (sas) bu asil davranışı sergileyen sahâbîyi görünce, "<i>Bu gece sizin misafirinize karşı davranışınızdan Allah Teâlâ (cc) çok hoşnut oldu." </i>diyerek haklarında şu âyetlerin indirildiğini bildirdi: "<i>Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları (mümin kardeşlerini) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."</i></p>

<p style="text-align:justify">Medineli aileye, Allah Teâlâ’nın (cc) hoşnutluğunu ve övgüsünü kazandıran bu özverili davranış, îsârın en güzel örneklerinden biridir. Bir şeyi veya bir kimseyi diğerine tercih etme anlamına gelen ‘îsâr’, kişinin, başkalarının çıkarlarını ve ihtiyaçlarını kendi nefsine öncelemesi, kendisi muhtaç durumda olsa da imkânı nispetinde öncelikle başkasının ihtiyacını karşılama gayretinde olması anlamına gelen bir ahlâk terimidir. Îsâra giden yolun başında ise fedakârlık, yani özveride bulunma vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Fedakârlık, insanın sahip olduğu şeylerden bir başkası için vazgeçmesidir. Kimi zaman malından, kimi zaman rahatlığından, kimi zaman da canından vazgeçmektir. Bazen yapılan bir hatayı affetmek, bir sıkıntıya sabretmek, bazen daha fazlasına ulaşabilecekken azıyla yetinmek, bazen de kendi hakkından feragat etmektir. Bir annenin çocuklarına olan merhameti ve onların rahatı için yaptıkları göz önüne alındığında fedakârlık duygusunun insanın doğasında var olduğu açıkça görülür. İslâm Dini, bu fıtrî duygunun beslenerek kişide temel bir özellik hâline gelmesini hedefler. Nitekim iman ile fedakârlık arasında çok sıkı bir bağ vardır. Yalnızca Rabbin rızasını kazanma arzusu, kişinin din kardeşine sevgi ve merhametle bakmasını sağlayıp, ihtiyaç duyduğu bir şeyi karşılık beklemeden daha çok ihtiyaç duyan bir başkasına vermesini kolaylaştırırken, fedakârlık ve îsâr duyguları da Allah’a (cc) olan inancı kuvvetlendirir. Allah Teâlâ’nın (cc), "<i>Sevdiğiniz şeylerden Allah (cc) yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz."</i> sözü de Allah’a duyulan sevgi ve iman ile îsâr arasındaki bu ilişkiyi ortaya koymaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Yüksek bir ahlâk üzere olan Resûlullah’ın (sas) hayatı, fedakârlığın en güzel örneğidir. Allah’ı (cc) en iyi tanıyan ve O’na (cc) karşı sorumluluk bilinci en gelişmiş kişi olan Allah’ın Sevgili Elçisi (sas), bütün varlığını İslâm Dini’ni tebliğ görevini en güzel şekilde yerine getirmeye ve dini üstün kılmaya adamış ve bu uğurda her türlü fedakârlığı göze almıştır. Müşriklerle yapılan savaşlara bizzat iştirak ederek her türlü zorluğu ashâbıyla birlikte göğüslemenin yanı sıra, kendisine yapılan sözlü ve fiilî eziyetlere de katlanmış, kendisine zulmedenleri affetme büyüklüğünü göstererek onların iman etmeleri ve Allah’a (cc) ibadet eden evlâtlara sahip olmaları için Rabbine dua etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Sevgili eşi Hz. Âişe’nin (ra) belirttiği üzere ailesiyle birlikte oldukça mütevazı bir yaşantı süren Resûlullah (sas), maddî sıkıntısının olmadığı dönemlerde bile mütevazı yaşamaya devam etmiş ve Allah’a (cc) şöyle yalvarmıştır: "<i>Allah’ım Muhammed ailesine kendilerine yetecek kadar rızık ver."</i>  Çok rahat bir hayat sürmemesine rağmen kendisinden bir şey isteyen kimseyi asla geri çevirmemiş, ashâb kendisini davet ettiğinde mutlaka bu yemeği başkalarıyla paylaşmış, ’insanların en cömerdi’ olarak tanınmıştır. Onun ihtiyaç hâlinde dahi Müslüman olan ya da olmayan herkese böylesine cömert ve fedakâr davranması, kendisine duyulan sevgiyi artırmakla kalmamış, inanmayanların İslâm Dini’ni kabul etmesine de vesile olmuştur. Özellikle yanı başındaki ilim talebeleri olan Suffe ashâbına büyük değer veren Resûlullah (sas), kendisine gelen zekât mallarını, hiç dokunmadan onlara yönlendirmiş, şahsına gelen hediyeleri onlarla paylaşmayı bir görev bilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Sahâbeden bir kadın elinde kenarları dokunmuş bürde türünden bir kumaşla Hz. Peygamber’in (sas) yanına gelerek, "Bunu giymeniz için kendi elimle dokudum." dedi. O günlerde böyle bir kumaşa ihtiyacı olan Efendimiz (sas) bu hediyeyi aldı ve belden aşağısına sararak, yani izar şeklinde giyinerek ashâbın yanına geldi. Fakat sahâbîlerden birinin, "Yâ Resûlalallah, bunu bana giydir!" diyerek bu kumaşı istemesi üzerine Rahmet Elçisi (sas), bu sahâbîyi kırmadı ve evine döner dönmez kumaşı katlayarak ona gönderdi. Bu durumu hoş karşılamayan arkadaşları sahâbîye, "Hiç iyi yapmadın. Nebî (sas) öyle bir kumaşa ihtiyacı olduğu için onu giymişti. Fakat sen, onun kendisinden bir şey isteyeni geri çevirmediğini bildiğin hâlde o kumaşı istedin." dediler. Sahâbî ise kumaşı giymek için değil, Resûlullah’a (sas) ait bu giysiyi kendisine kefen yapmak için istediğini belirtti ve dediği gibi de oldu. Allah Resûlü’nün (sas) ihtiyacı olduğu hâlde, kendisine getirilen bürdeyi en küçük bir çekince göstermeksizin çok da ihtiyacı olmayan birine vermesi, benliğine işlemiş olan îsârın tezahürüdür.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) bu yaşantısıyla insanlara örneklik etmekle yetinmemiş, zihinlerde, mümin olmanın sorumluluk ve özveri gerektirdiği anlayışını hâkim kılmaya gayret etmiştir. Bu bağlamda, "<i>Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz."</i>  buyurarak kendini düşündüğü kadar başkalarını da düşünmenin, yani diğerkâmlığın imanın gereği olduğunu vurgulamış; kişiyi nefsanî arzularından doğan cimrilik, açgözlülük, kıskançlık gibi kötü duygulardan sakındırırken, ahlâkî bakımdan gelişmesini sağlayacak affetmek, sabretmek, dayanışma ve kanaatkârlık gibi güzel vasıfları ashâbının gönlüne yerleştirmeye çalışmıştır. Böylece mânevî anlamda fedakârlığın gereği üzerinde durmuş, maddî paylaşımlara da ayrı bir önem vererek insanları daima infaka teşvik etmiş ve cömertliğin Allah’a (cc) yakınlık vesilesi olduğunu ifade etmiştir. Bu doğrultuda sahâbe, mallarını Allah (cc) rızasını kazanmak için feda etmiş, hatta bu hususta birbirleriyle yarışır hâle gelmiştir. Öyle ki bazı kimselerin mallarını infak etmede aşırıya kaçarak muhtaç hâle gelmelerinden endişe eden Hz. Peygamber (sas), kişinin malında yapacağı tasarruflara bazı sınırlamalar getirmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’in (sas) fedakârlık üzerine kurulu yaşayışını görerek, nebevî terbiyeyle yetişen sahâbenin hayatı da İslâm Dini ve Müslüman toplumun refahı için yapılan maddî ve mânevî fedakârlıklarla doludur. Onların sonraki nesillere örneklik eden seçkin bir zümre olmasının sırrı, bu güzel meziyeti hayatlarının her sahasına uygulamalarında yatmaktadır. Allah Resûlü’nü (sas) en zor zamanlarını geçirdiği Mekke’de, her türlü eziyete katlanarak yalnız bırakmayan ve sonunda öz vatanlarını terk etmeye razı olan din kardeşleri (muhacirler) ile Akabe’de verilen sözün ardından Müslümanlara kucak açan ve ömürleri boyunca her türlü destekle onların yardımında olan Medine halkının (ensar) özverili davranışları bütün insanlığa ibret olacak niteliktedir.</p>

<p style="text-align:justify">Câhiliye toplumuna İslâm nurunun doğmasıyla ilk Müslümanlar olarak tarihe geçen ve İslâm’ın en çileli dönemlerini Resûlullah’la (sas) birlikte yaşayan sahâbe, varını yoğunu bu dinin yaşanır hâle gelmesi için harcamıştır. Her türlü sıkıntıya sabır göstermenin yanı sıra sahip oldukları dar imkânları Allah (cc) yolunda seferber etmiş, Medine’de refaha kavuştuklarında da servetlerini bu yolda harcamaktan geri durmamışlardır. Resûlullah’ın (sas) sadaka vermeyi emretmesi üzerine ashâbın önde gelenlerinden Hz. Ömer (ra) malının yarısını feda ederken Hz. Ebû Bekir (ra) bütün malını Allah (cc) yolunda bağışlamış, Hz. Osman (ra) da İslâm toplumu için yaptığı malî fedakârlıklarla şöhret bulmuştur. Medine’ye hicret edenlerin su sıkıntısı çektiği dönemde büyük bir servet ödeyerek suyu içilebilen Rûme Kuyusu’nu satın almış ve Müslümanların yararına sunmuş, Resûlullah’ın (sas) mescide katmak istediği bir araziyi satın alarak mescidi genişletmiş, Tebük Seferi’ne çıkacak ordunun teçhizini üstlenmiş ve bütün bunların karşılığını yalnızca Allah’tan (cc) beklemiştir. İlk Müslümanlarda yerleşmiş olan bu fedakârlık ruhu, İslâm’ın aydınlattığı her yere sirayet etmiş ve inananların gönlünde hâkimiyet kurmuştur. </p>

<p style="text-align:justify">Resûlullah (sas) Medine’ye geldiğinde sevgi, saygı ve dayanışmaya dayalı bir toplumun temelini atmak üzere muhacirler ve ensar arasında bir kardeşlik anlaşması yapmıştı. Gönüllülük esasına dayalı bu anlaşma gereğince Medineli her bir Müslüman, Mekke’den hicret eden bir kardeşini evi yapılıncaya kadar kendi evinde misafir edecekti. Mekkelilerden Abdurrahman b. Avf (ra) ile bu anlaşma gereği ‘kardeş’ olan Medineli sahâbî Sa’d b. Rebî’ (ra) onu evine götürerek şöyle dedi: "Malımı seninle yarı yarıya bölüşeyim."</p>

<p style="text-align:justify">Öz kardeşler bile miras taksiminde kavga ederken Sa’d’ın (ra) bu teklifi oldukça şaşırtıcıydı. Fakat Allah Resûlü’nün (sas) yoldaşı olma şerefine eren Abdurrahman b. Avf (ra), "Allah (cc) malını ve aileni sana (bağışlasın ve) bereketli kılsın. Siz bana çarşının yolunu gösterin." diye karşılık vererek bu teklifi kabul etmedi. Çalışmak üzere çarşıya gitti ve o gün yaptığı ticaretle bir miktar yağ ve keş (kurutulmuş yağsız yoğurt) kazanarak geri döndü.</p>

<p style="text-align:justify">Resûlullah’ın (sas) bu yönde bir telkini olmamasına rağmen, Allah (cc) rızasını gözeterek din kardeşine malının yarısını vermeye hazır olan Sa’d’ın (ra) bu davranışı ensarın muhacirlere karşı takındığı tavrın çarpıcı bir örneğidir. Medineli Müslümanların tamamı evlerini muhacir kardeşleriyle seve seve paylaşmış, hatta hurmalıklarını da onlarla paylaşmaya hazır olduklarını bildirmişlerdir. Ancak Allah Resûlü (sas) buna müsaade etmeyerek, muhacirlere hurmalıkları işletmeleri karşılığında pay verilmesini tavsiye etmiştir. Hayber’in ele geçirilmesiyle muhacirlere arazi dağıtılana kadar kardeşlik görevini en güzel şekilde devam ettiren ensarı Allah Teâlâ (cc) Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle övmektedir: "<i>Onlar, kendi canları istemesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Ve derler ki: "Biz size sadece Allah (cc) rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür de beklemiyoruz. Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından) dolayı Rabbimizden korkarız."</i> Hz. Peygamber (sas) de bu meziyetlerinden dolayı ensarı çokça methetmiş, onlara karşı nefret beslemeyi asla tasvip etmemiş, sık sık kendilerine hayır dua etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm Dini kıskançlığa ve bencil tutkulara meyilli olarak yaratılan insanı, bütün kötü sıfatlardan arındırarak kemal seviyesine ulaştırmayı hedefler. Bu doğrultuda Allah Teâlâ (cc) nefsinin bencilliğinden korunan kimselerin kurtuluşa ereceğini bildirmiş, "<i>Zenginlik, malın çokluğu değil, gönlün tokluğudur."</i>  buyuran Hz. Peygamber (sas) de inananlara güzel ahlâklı olmayı tavsiye etmiştir. Fedakârlık ve îsâr, bu yönlendirmeler sonucu bencillikten kurtularak diğer insanlara da en az kendisi kadar değer verme ve kendini onların yerine koyabilme alışkanlığını kazanan insan ruhunu, arzulanan seviyeye eriştiren ahlâkî meziyetlerdendir. Hâris b. Hişâm (ra), Ayyâş b. Ebû Rebîa (ra) ve Ebû Cehil’in oğlu İkrime (ra), zorlu bir mücadele sonucunda yaralanarak ölümün eşiğine gelmişlerdi. Hâris (ra), içmek üzere su istemiş fakat İkrime’nin (ra) de susamış vaziyette olduğunu fark edince kendisine gelen suya dokunmadan ona göndermişti. İkrime (ra) de aynı şekilde bu suyu Ayyâş’a (ra) göndermiş ve bu sahâbîlerin hepsi bir damla su içemeden son nefeslerini vermişlerdi. Yermük Savaşı sırasında vuku bulduğu aktarılan bu hadise, îsâr anlayışı üzerine kurulu bir hayatın bu anlayışla sonlandırılmasına güzel bir örnektir.</p>

<p style="text-align:justify">Kişinin îsâr derecesine ulaşabilmesi için kendisinin muhtaç konumda olması şart değildir. Önemli olan muhtaç durumda olsa dahi bir başkasına fedakârlıkta bulunabilecek ahlâkî olgunluğa erişmiş olmaktır. Bu bakımdan îsâr, sevginin doruk noktası olarak görülmüştür. Her şeyini sevdiği uğruna feda etmeye razı olan kişi gerçek mânâda seven insandır. Zira İslâm’da Allah (cc) ve Resûlü (sas), uğruna her şeyi feda edecek kadar sevilmesi gereken varlıklardır. Hz. Peygamber (sas) Allah (cc) ve Resûlü’nü (sas), uğruna her şeyini feda edebilecek kadar seven ve üstün gören kişinin imanın tadını alacağını ifade etmiştir. Bu bilinçle yaşayan sahâbe, Ebû Talha’nın (ra) Uhud Savaşı’nda yaptığı gibi Allah Resûlü’nü (sas) korumak için kendi bedenlerini siper etmiş ve canlarını hiçe sayarak inançları uğruna savaşmışlardır. İnsanın en kıymetli varlığı olan canını Allah (cc) yolunda feda etmesi İslâm Dini’nde üstün bir meziyet olarak kabul edilmiş ve ‘şehit’ diye isimlendirilen bu fedakâr mücâhidler eşsiz bir makama yükseltilmişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bütün insanlar için örnek teşkil edecek bir toplum oluşturmayı hedefleyen İslâm Dini, bireylerin sevgi ve kardeşlik temeline dayalı sağlam ilişkiler kurmasını öngörür. Bu nedenle Allah Resûlü (sas) bir yandan Müslümanlar arasındaki muhabbeti artırıp pekiştirecek fiilleri teşvik ederken bir yandan da buna zarar verebilecek davranışlardan inananları sakındırmıştır. Bireyin ahlâkî olgunluğa erişmesini sağlayan fedakârlık ve îsâr duyguları, aynı zamanda bireyler arası sevgi bağlarını pekiştirdiği, böylece insanî ilişkilerin güçlenmesine yardım ettiği için toplumsal açıdan da oldukça önem arz etmektedir. Çünkü fedakârlık yapmak sevgiye dayalı bir ilişkiyi gerektirirken fedakârlıkta bulunulan kişinin de karşısındakine sevgisi ve bağlılığı bir kat daha artar. Bireysel zararının yanı sıra toplumsal birlik ve beraberliği yıkıcı etkisi olan bencillik, cimrilik, kıskançlık, dargınlık gibi duygulardan arınmayı gerektiren fedakârlık ve îsâr duygularının hâkim olmasıyla, Resûlullah’ın (sas) teşvik ettiği, bireylerin kardeşçe yaşadığı örnek toplumun oluşması mümkündür. Zira birbiri için özveride bulunan, kendinden önce bir başkasının ihtiyacını görmeyi ödev sayan erdemli bireylerden oluşan bir toplum, muhtaçların azaldığı, her kesimden insanın sevgi ve dayanışma içinde olduğu, haksızlıklardan uzak, refah seviyesi yüksek, sağlıklı bir toplum olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Diyanet Hadislerle İslam</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/isar-digerkamlik-1</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/01/isar-digerkamlik.jpg" type="image/jpeg" length="66675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevla'ya Güvenmek]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/mevlaya-guvenmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/mevlaya-guvenmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şartlar ne olursa olsun, mümin Allah’a güvenir ve doğru yoldan ayrılmaz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oysa sizin mevlanız Allah’tır ve O, yardımcıların en iyisidir. (Âl-i İmrân, 3/150)</strong></p>

<p style="text-align:justify">Uhud savaşında müşrikler, Peygamberimizin (sas) öldürüldüğünü söyleyerek Müslümanların paniklemesine yol açmışlardı. Bunun üzerine münafıkların bir kısmı: “Muhammed gerçek peygamber olsaydı öldürülmezdi. Atalarımızın dinine dönsek daha iyi olur” dediler ve müminler arasında huzursuzluk çıkarmak istediler. Yüce Allah (cc) ise, kâfirlerin sözleriyle hareket edilmemesini emretti ve müminlerin <strong>Mevla</strong>’sı olduğunu bildirdi. Rabbimiz, Bakara sûresinin son ayetinde de kendisine ‘<strong>mevla</strong>mız’ diye hitap etmemizi istemiş ve bir dua örneği göstermiştir: “Sen bizim <strong>mevla</strong>mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”</p>

<p style="text-align:justify">Şartlar ne olursa olsun, mümin Allah’a (cc) <strong>güvenir </strong>ve doğru yoldan ayrılmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Mevla:</strong> Koruyup kollayan, dost, yardımcı, sahip.<br />
<strong>Hayru'n-Nâsırîn:</strong> Yardımcıların en hayırlısı, en iyisi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/mevlaya-guvenmek</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/images/haberler/2022/11/mevla-ya-guvenmek_31cfa.jpg" type="image/jpeg" length="67197"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hadislerin İzinde Bir Ömür]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hadislerin-izinde-bir-omur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hadislerin-izinde-bir-omur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: ...Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır. (Fâtır, 35/28)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muhammed b. İsa et-Tirmizî, miladi 824’te bugünkü Özbekistan’ın Tirmiz kasabasında doğmuştur. Doğuştan âmâ olduğu rivayet edilse de, hafızası o kadar güçlüdür ki, “Hâfızu’l-Meşhûr” olarak anılagelmiştir. Ömrünü hadis ilmine adamış olan Tirmizî, zamanının en büyük muhaddislerinden biridir. İmam Buhârî gibi önemli hocalardan ders almış, ondan sadece hadis değil, aynı zamanda fıkhu’l-hadis ilmini de öğrenmiştir. “Câmi’u’s-sahîh” adlı eseriyle hadis ilmine önemli katkılar sağlamıştır. Bazı âlimler Tirmizî’nin hasen kavramını hadis ilminde ilk defa terim hâlinde kullanmak suretiyle hadisle ilgili üçlü taksimi başlattığını belirtmektedir. Tirmizî, hadisleri seçerken yüksek dikkat ve titizlik göstermiş, zayıf hadisleri dahi senetleriyle birlikte değerlendirmiştir. Aynı zamanda fıkıh ve tefsir alanlarında da bilgi sahibidir. Duygulu bir insan olarak yaşamı boyunca her konuda dikkatli ve titiz davranmış, dünya malına değer vermemiştir. Büyük muhaddis Tirmizî 892 yılında Tirmiz’de vefat etmiştir.</p>

<hr />
<p><strong>Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır. (Tirmizî, Birr, 33)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hadislerin-izinde-bir-omur</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/04/mehmet/takvim-2026/haziran-2.jpg" type="image/jpeg" length="14178"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
