<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyanet Haber</title>
    <link>https://www.diyanethaber.com.tr</link>
    <description>Diyanet Haber / Diyanet Sınav / Diyanet Duyuru / Diyanet Hutbe / Müftülükler / İslam Dünyası / Kültür Sanat / #Keşfet / www.diyanethaber.com.tr</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/kesfet-haberleri" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025 Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 03 Aug 2026 04:04:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rss/kesfet-haberleri"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Ra’d Suresinde Neler Anlatılır?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/rad-suresinde-neler-anlatilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/rad-suresinde-neler-anlatilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Size korku ve ümit duyguları içinde şimşeği gösteren ve yağmur dolu bulutları meydana getiren O’dur. (Ra’d, 13/12)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ra’d suresi, Kur’an-ı Kerim’deki sıralamada on üçüncü, iniş sırasına göre doksan altıncı sure olup kırk üç ayetten oluşmaktadır. İsmini on üçüncü ayetinde geçen “gök gürültüsü” anlamındaki “Ra’d” kelimesinden almıştır. Surede Allah Teâlâ’nın varlığı, birliği, ilim ve kudretinin akli delillerle ispatı öne çıkarılmaktadır. Bunun yanı sıra nübüvvet, öldükten sonra dirilme, hesap verme, cennet ve cehennem gibi ahiret hayatına ilişkin konular, samimi müminlerin nitelikleri, müşriklerin ortaya attığı şüpheler ve bunlara verilen cevaplar, Ehl-i kitap’ın Kur’an-ı Kerim karşısındaki tutumu ile toplumların kaderini etkileyecek derecede pek çok ahlaki konu, tabiat olayları ve gök cisimleri arasındaki ilahi nizam gibi konular da ele alınmaktadır. Ra’d suresinde inanmayan gruplar aklıselime davet edilmektedir. Bunun yanında Hz. Peygamber’e ve ilk Müslümanlara sabır tavsiye edilmekte ve geleceğe ümitle bakmaları istenmektedir. Zira her zaman olduğu gibi Hak galip gelecek ve batıl yok olup gidecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun… (Nisâ, 4/135)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/rad-suresinde-neler-anlatilir</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/07/mehmet/takvim-2026/agustos-3.jpg" type="image/jpeg" length="98289"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Reenkarnasyon inancının İslâm’da yeri var mıdır?]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/reenkarnasyon-inancinin-islamda-yeri-var-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/reenkarnasyon-inancinin-islamda-yeri-var-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Reenkarnasyon nedir. İslam reenkarnayon hakkında ne söyler? Bir insanın öldükten sonra başka bir bedende yeniden dünyaya gelmesi mümkün müdür?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ruh göçü ya da tenasüh olarak ifade edilen reenkarnasyon; ölen bir kimsenin ruhunun bir başka varlığa geçmesi (hulûl) anlamına gelir.</p>

<p>Daha çok Hint coğrafyasında zemin bulan ruh göçü inancına göre ruh, ölümle birlikte yok olmayıp başka bir bedende yaşamaya devam eder.</p>

<p>Ruh göçü inancının, Hint kültüründeki ölümsüzlük düşüncesi ve kast sisteminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm’da ise bir kimsenin ölümüyle ruhunun başka bir varlıkta yeniden bedenleneceği inancı yer almaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte ruh göçü inancı, kültürel etkileşimin bir neticesi olarak bu dinlerin bazı aşırı fırkalarına ve bâtınî grupların içerisine sirâyet etmiştir.</p>

<p>Ruhun ve ölümden sonraki hayatın mahiyet ve keyfiyeti, gaybî konulardan olup akıl yürütmeyle bilinemez. Bu tür konularda ancak bir Peygamber’in haber vermesiyle kesin bir yargıya varılabilir.</p>

<p>Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde “ruh göçü” ve benzeri bir anlayışı doğrulayan ya da buna işaret eden bir delil yoktur.</p>

<p>Aksine Kur’ân-ı Kerîm’de, ölen bir kimsenin dünyaya tekrar geri dönemeyeceği açıkça ifade edilmiştir:</p>

<p><strong>حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا</strong></p>

<p><strong>وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ</strong></p>

<p>“<i>Onlardan birine ölüm gelince; ‘Rabbim, beni dünyaya geri çevir, belki yapmayıp noksan bıraktığımı tamamlar, iyi işler işlerim’, der. Hayır, bu onun kendi sözüdür. Diriltilecekleri güne kadar arkalarında [geriye dönmekten alıkoyan] bir engel (berzah) vardır.”</i> <sup>(el-Mü’minûn, 23/99-100; Ayrıca bk. el-En‘âm, 6/27-28)</sup></p>

<p>Sonuç olarak; İslâm’a göre “ruh göçü” ya da ölümden sonra ruhun başka bir bedene intikali, diğer bir varlıkta yeniden doğması veya bedenlenmesi inancı batıldır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>#KEŞFET</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/reenkarnasyon-inancinin-islamda-yeri-var-midir</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 21:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/08/reenkarnasyon-inancinin-islamda-yeri-var-midir.jpg" type="image/jpeg" length="58157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital Dünyada İnsan]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/dijital-dunyada-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/dijital-dunyada-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Malayaniyi (faydasız söz ve lüzumsuz işleri) terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır. (Tirmizî, Zühd, 11)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sanayi çağının sona ermesiyle cazip bir rüya olarak beliren bilgi toplumu, bilgisayar ve internet teknolojilerinin ışık hızında mesafe katetmesiyle toplumları dijitalleşme tufanının ortasında bıraktı. Dijital çağda insanlar köleleştirilirken boyunlarından veya ayaklarından zincirler sarkmaz. Çünkü zincirler de sanaldır. Yani dijital dünyanın temellerinde gönüllü bir kölelik, örtülü bir şiddet, görünmez bir zorbalık vardır. Bugün dijital zorbalığın altında yatan sebeplerin başında dijital bağımlılık gelmektedir. Bu yüzden İslam; insan aklını örten, muhakeme yeteneğinden mahrum bırakan bağımlılıkların hepsine karşı çıkar ve insana ebedî yurdunu hatırlatarak dünya hayatında daima sorumluluk bilinciyle davranmasını söyler. Dijital dünyanın tuzaklarından kendimizi ve ailemizi korumalıyız. Çünkü unutmamamız gerekir ki bir gün ömür ekranımız sonsuza değin kapanacak ve yapıp ettiklerimizden hesaba çekileceğiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, davete icabet etmek ve aksırana Allah’tan rahmet dilemek. (Buhârî, Cenâiz, 2)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/dijital-dunyada-insan</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/07/mehmet/takvim-2026/agustos-2.jpg" type="image/jpeg" length="81949"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmanlı Devleti'nin Kurucusu: Osman Gazi]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/osmanli-devletinin-kurucusu-osman-gazi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/osmanli-devletinin-kurucusu-osman-gazi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osman Gazi kimdir? Osman Gazi'nin hayatı... Osman Gazi infografisi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>OSMANLI DEVLETİ'NİN KURUCUSU </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>OSMAN GAZİ </strong></p>

<p>1258 yılında Söğüt’te doğdu. Büyükannesi Hayme Hatun, babası Ertuğrul Gazi ve annesi Halime Hatun’dur.</p>

<p>Mensup olduğu Kayı boyu XI. yüzyılda diğer Oğuz boyları gibi Anadolu’ya geldi. Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’nin 3 oğlundan en küçüğü olmasına rağmen genç yaşta beyliğe seçildi.</p>

<p>Ermenibeli çatışmasının ardından <strong>Şeyh Edebâli</strong> eliyle gazâ kılıcı kuşandı ve bölge tekfurlarına karşı aktif gazâya başladı.</p>

<p>300 kişilik bir güçle İnegöl yakınlarındaki Kulucahisar’a baskın düzenleyerek kaleyi ele geçirdi.</p>

<p>Bölgenin ikinci büyük tekfurundan Karacahisar’ı aldı ve beylik merkezi yaptı. Bu fetihle Selçuklu Sultanı adına bütün bölgeye hâkim oldu ve uçta sancak beyliğine erişti.</p>

<p>1299’da uç beyi olmaktan çıkıp Söğüt ve Domaniç'te Osmanlı Beyliği’ni kurdu. Bağımsızlığını ilan ederek kendi adına hutbe okuttu.</p>

<p>1302’de Bizans’a karşı Koyunhisar Savaşı’nı kazanarak büyük ün kazandı. 1303’te Bilecik’i ele geçirdi ve Dimbos savaşından sonra Bursa’yı abluka altına aldı.</p>

<p>1305’ten itibaren Osman Gazi seferlerden çekildi ve fiilî yönetimi oğlu Orhan’a bıraktı.</p>

<p>1324’te Bursa’da vefat eden Osman Gazi, vasiyeti üzerine Tophane’deki <strong>Gümüşlü Kümbet</strong> olarak bilinen türbeye defnedildi.</p>

<p>Kurduğu beyliğin temelleri, 600 yıllık bir cihan devletinin başlangıcını oluşturdu.</p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/DbfVZO7u0_N/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14">
<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4; margin-right:14px"></div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>
</div>

<div></div>

<div style="margin-left:auto; margin-right:auto"></div>

<div>
<div style="color:#3897f0"><a href="https://www.instagram.com/reel/DbfVZO7u0_N/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="text-align:center" target="_blank">Bu gönderiyi Instagram'da gör</a></div>
</div>

<div></div>

<div>
<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4; margin-left:2px; margin-right:14px"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<div style="margin-left:8px">
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>

<div style="margin-left:auto">
<div></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div></div>
</div>
</div>

<div>
<div style="background-color:#f4f4f4"></div>

<div style="background-color:#f4f4f4"></div>
</div>

<p style="color:#c9c8cd; text-align:center"><a href="https://www.instagram.com/reel/DbfVZO7u0_N/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style="color:#c9c8cd" target="_blank">Diyanet Dijital (@diyanetdijital)'in paylaştığı bir gönderi</a></p>
</div>
</blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnfografik</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/osmanli-devletinin-kurucusu-osman-gazi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/08/o-s-m-a-n-g-a-z-i-m-a-n-s-e-t-1.png" type="image/jpeg" length="18884"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fesadın Kaynağı: Tecessüs]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/fesadin-kaynagi-tecessus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/fesadin-kaynagi-tecessus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın... (Hucurât, 49/12)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tecessüs; insanların ayıplarının, kusurlarının, gizli ve özel hâllerinin araştırılması demektir. Ayrıca bu durum, ayıp olmayan fakat kişinin yine de başkalarının duymasını istemediği, toplumdan gizlediği hâl ve davranışlarının araştırılmasını da kapsar. Tecessüsün dinimizce yasaklanması, özel hayatın saygınlığını korumaya yönelik bir tedbirdir. Tecessüs yasağını her fırsatta hatırlatan Peygamberimiz (sas) “…Birbirinizin özel hâllerini araştırmayın, birbirinizin konuştuklarına kulak kabartmayın…” (Müslim, Birr, 28) buyurmuş ve böyle yapan kimselerin ahirette görecekleri cezayı vurgulamıştır. Teknolojinin imkânlarını kullanarak başkalarının gizli bilgilerini ele geçirmek de tecessüs kapsamındadır. Neticede Peygamberimiz “İnsanların gizli hâllerini araştırırsan ya aralarına fesat sokmuş olursun ya da aralarında neredeyse fesat çıkmasına sebep olursun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 37) buyurarak insanların açıklarını aramanın onların aralarını bozmaktan başka bir işe yaramayacağını haber vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin vefatı (1326)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/fesadin-kaynagi-tecessus</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/07/mehmet/takvim-2026/agustos-1.jpg" type="image/jpeg" length="85841"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hanbeli Mezhebinin İmamı: Ahmed B. Hanbel]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hanbeli-mezhebinin-imami-ahmed-b-hanbel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hanbeli-mezhebinin-imami-ahmed-b-hanbel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ahmed B. Hanbel kimdir? Ahmed B. Hanbel'in hayatı... Ahmed B. Hanbel'in eserleri... Ahmed B. Hanbel infografisi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HANBELÎ MEZHEBİNİN İMAMI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AHMED B. HANBEL</strong><br />
<br />
<br />
780 yılında Bağdat’ta doğdu. <strong>Soyu Peygamber Efendimizin (sas) dedelerinden Nizâr ile birleşerek Hz. İsmâil’e (as) ulaşır.</strong><br />
<br />
Kur’an’ı ezberledikten sonra gramer, fıkıh ve hadis ilimlerini öğrendi<strong>. En çok hadis yazdığı hocası Vekî‘ b. Cerrâh oldu. 280 civarında hocadan rivayette bulundu.</strong><br />
<br />
<strong>İmam Şâfiî’den</strong> fıkıh ve usûl-i fıkıh öğrendi. <strong>Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî</strong> gibi âlimler onun talebeleri arasında yer aldı.<br />
<br />
Hadis tahsili için <strong>Kûfe, Basra, Mekke, Medine, Dımaşk, Halep, Cezîre ve Yemen’e</strong> seyahat etti. 40 yaşına kadar devam eden talebelik hayatından sonra hadis okutmaya başladı.<br />
<br />
Me’mûn ve kardeşi Mu‘tasım-Billâh zamanında <strong>Kur’an’ın mahlûk olduğu görüşünü kabul etmediği için şiddetli işkencelere maruz kaldı.a</strong><br />
<br />
el-Müsned dışında kendisine nisbet edilen kitaplar, vefatından sonra kaleme alındı.</p>

<p>En hacimli iki hadis külliyatından biri olan <strong>el-Müsned’i, 700 bin hadis arasından seçerek hazırladı.</strong> Bu esere, oğlu Abdullah ile talebesi Ebû Bekir el-Katîî de bazı kaynaklara göre yaklaşık 10 bin hadis ilâve etti.<br />
<br />
Ahmed b. Hanbel, 31 Temmuz 855’te Bağdat’ta vefat etti ve cenazesine yaklaşık 1 Milyon kişi katıldı. Vefatından sonra öğrencileri tarafından görüş ve fetvalarının derlenip sistematize edilmesiyle <strong>Hanbelî Mezhebi</strong> ortaya çıktı.<br />
<br />
<strong>BAZI ESERLERİ</strong><br />
<br />
el-Müsned<br />
el-Mesâʾil<br />
Kitâbü’s-Sünne<br />
Kitâbü’z-Zühd<br />
Kitâbü’l-Veraʿ<br />
Kitâbü’l-ʿİlel ve Maʿrifeti’r-Ricâl</p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/DbdMG59gopy/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14" style=" background:#FFF; border:0; border-radius:3px; box-shadow:0 0 1px 0 rgba(0,0,0,0.5),0 1px 10px 0 rgba(0,0,0,0.15); margin: 1px; max-width:540px; min-width:326px; padding:0; width:99.375%; width:-webkit-calc(100% - 2px); width:calc(100% - 2px);"><div style="padding:16px;"> <a href="https://www.instagram.com/reel/DbdMG59gopy/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style=" background:#FFFFFF; line-height:0; padding:0 0; text-align:center; text-decoration:none; width:100%;" target="_blank"> <div style=" display: flex; flex-direction: row; align-items: center;"> <div style="background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; flex-grow: 0; height: 40px; margin-right: 14px; width: 40px;"></div> <div style="display: flex; flex-direction: column; flex-grow: 1; justify-content: center;"> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; margin-bottom: 6px; width: 100px;"></div> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; width: 60px;"></div></div></div><div style="padding: 19% 0;"></div> <div style="display:block; height:50px; margin:0 auto 12px; width:50px;"><svg width="50px" height="50px" viewBox="0 0 60 60" version="1.1" xmlns="https://www.w3.org/2000/svg" xmlns:xlink="https://www.w3.org/1999/xlink"><g stroke="none" stroke-width="1" fill="none" fill-rule="evenodd"><g transform="translate(-511.000000, -20.000000)" fill="#000000"><g><path d="M556.869,30.41 C554.814,30.41 553.148,32.076 553.148,34.131 C553.148,36.186 554.814,37.852 556.869,37.852 C558.924,37.852 560.59,36.186 560.59,34.131 C560.59,32.076 558.924,30.41 556.869,30.41 M541,60.657 C535.114,60.657 530.342,55.887 530.342,50 C530.342,44.114 535.114,39.342 541,39.342 C546.887,39.342 551.658,44.114 551.658,50 C551.658,55.887 546.887,60.657 541,60.657 M541,33.886 C532.1,33.886 524.886,41.1 524.886,50 C524.886,58.899 532.1,66.113 541,66.113 C549.9,66.113 557.115,58.899 557.115,50 C557.115,41.1 549.9,33.886 541,33.886 M565.378,62.101 C565.244,65.022 564.756,66.606 564.346,67.663 C563.803,69.06 563.154,70.057 562.106,71.106 C561.058,72.155 560.06,72.803 558.662,73.347 C557.607,73.757 556.021,74.244 553.102,74.378 C549.944,74.521 548.997,74.552 541,74.552 C533.003,74.552 532.056,74.521 528.898,74.378 C525.979,74.244 524.393,73.757 523.338,73.347 C521.94,72.803 520.942,72.155 519.894,71.106 C518.846,70.057 518.197,69.06 517.654,67.663 C517.244,66.606 516.755,65.022 516.623,62.101 C516.479,58.943 516.448,57.996 516.448,50 C516.448,42.003 516.479,41.056 516.623,37.899 C516.755,34.978 517.244,33.391 517.654,32.338 C518.197,30.938 518.846,29.942 519.894,28.894 C520.942,27.846 521.94,27.196 523.338,26.654 C524.393,26.244 525.979,25.756 528.898,25.623 C532.057,25.479 533.004,25.448 541,25.448 C548.997,25.448 549.943,25.479 553.102,25.623 C556.021,25.756 557.607,26.244 558.662,26.654 C560.06,27.196 561.058,27.846 562.106,28.894 C563.154,29.942 563.803,30.938 564.346,32.338 C564.756,33.391 565.244,34.978 565.378,37.899 C565.522,41.056 565.552,42.003 565.552,50 C565.552,57.996 565.522,58.943 565.378,62.101 M570.82,37.631 C570.674,34.438 570.167,32.258 569.425,30.349 C568.659,28.377 567.633,26.702 565.965,25.035 C564.297,23.368 562.623,22.342 560.652,21.575 C558.743,20.834 556.562,20.326 553.369,20.18 C550.169,20.033 549.148,20 541,20 C532.853,20 531.831,20.033 528.631,20.18 C525.438,20.326 523.257,20.834 521.349,21.575 C519.376,22.342 517.703,23.368 516.035,25.035 C514.368,26.702 513.342,28.377 512.574,30.349 C511.834,32.258 511.326,34.438 511.181,37.631 C511.035,40.831 511,41.851 511,50 C511,58.147 511.035,59.17 511.181,62.369 C511.326,65.562 511.834,67.743 512.574,69.651 C513.342,71.625 514.368,73.296 516.035,74.965 C517.703,76.634 519.376,77.658 521.349,78.425 C523.257,79.167 525.438,79.673 528.631,79.82 C531.831,79.965 532.853,80.001 541,80.001 C549.148,80.001 550.169,79.965 553.369,79.82 C556.562,79.673 558.743,79.167 560.652,78.425 C562.623,77.658 564.297,76.634 565.965,74.965 C567.633,73.296 568.659,71.625 569.425,69.651 C570.167,67.743 570.674,65.562 570.82,62.369 C570.966,59.17 571,58.147 571,50 C571,41.851 570.966,40.831 570.82,37.631"></path></g></g></g></svg></div><div style="padding-top: 8px;"> <div style=" color:#3897f0; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; font-style:normal; font-weight:550; line-height:18px;">Bu gönderiyi Instagram&#39;da gör</div></div><div style="padding: 12.5% 0;"></div> <div style="display: flex; flex-direction: row; margin-bottom: 14px; align-items: center;"><div> <div style="background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; height: 12.5px; width: 12.5px; transform: translateX(0px) translateY(7px);"></div> <div style="background-color: #F4F4F4; height: 12.5px; transform: rotate(-45deg) translateX(3px) translateY(1px); width: 12.5px; flex-grow: 0; margin-right: 14px; margin-left: 2px;"></div> <div style="background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; height: 12.5px; width: 12.5px; transform: translateX(9px) translateY(-18px);"></div></div><div style="margin-left: 8px;"> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; flex-grow: 0; height: 20px; width: 20px;"></div> <div style=" width: 0; height: 0; border-top: 2px solid transparent; border-left: 6px solid #f4f4f4; border-bottom: 2px solid transparent; transform: translateX(16px) translateY(-4px) rotate(30deg)"></div></div><div style="margin-left: auto;"> <div style=" width: 0px; border-top: 8px solid #F4F4F4; border-right: 8px solid transparent; transform: translateY(16px);"></div> <div style=" background-color: #F4F4F4; flex-grow: 0; height: 12px; width: 16px; transform: translateY(-4px);"></div> <div style=" width: 0; height: 0; border-top: 8px solid #F4F4F4; border-left: 8px solid transparent; transform: translateY(-4px) translateX(8px);"></div></div></div> <div style="display: flex; flex-direction: column; flex-grow: 1; justify-content: center; margin-bottom: 24px;"> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; margin-bottom: 6px; width: 224px;"></div> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; width: 144px;"></div></div></a><p style=" color:#c9c8cd; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; line-height:17px; margin-bottom:0; margin-top:8px; overflow:hidden; padding:8px 0 7px; text-align:center; text-overflow:ellipsis; white-space:nowrap;"><a href="https://www.instagram.com/reel/DbdMG59gopy/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style=" color:#c9c8cd; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; font-style:normal; font-weight:normal; line-height:17px; text-decoration:none;" target="_blank">Diyanet Dijital (@diyanetdijital)&#39;in paylaştığı bir gönderi</a></p></div></blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnfografik</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hanbeli-mezhebinin-imami-ahmed-b-hanbel</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-a-m-a-h-m-e-d-b-i-n-h-a-n-b-e-l-m-a-n-s-e-t.png" type="image/jpeg" length="13514"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Misafirperverlik: İkram Ahlakı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/misafirperverlik-ikram-ahlaki-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/misafirperverlik-ikram-ahlaki-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['Misafirlerin babası' olarak anılan peygamber kimdir? Misafire ikramda bulunmak ile ilgili hadis-i şerifler nelerdir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"عَنْ أَبِى شُرَيْحٍ الْكَعْبِيِّ أنَّ رَسوُلَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَال: "مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، جَائِزَتُهُ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَالضِّيَافَةُ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ، فَمَا بَعْدَ ذَلِكَ فَهْوَ صَدَقَةٌ، وَلاَ يَحِلُّ لَهُ أَنْ يَثْوِيَ عِنْدَهُ حَتَّى يُحْرِجَهُ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Şurayh el-Kâ’bî’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Kim Allah’a (cc) ve âhiret gününe inanıyorsa misafirini iyi ağırlasın. Bunun uygun süresi bir gün ve bir gecedir. Misafirlik (hakkı) üç gündür, bundan sonra (misafire ikram) sadakadır. Misafirin de ev sahibini sıkıntıya sokacak kadar onun yanında kalması helâl olmaz."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">(B6135 Buhârî, Edeb, 85)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِى بَكْرٍ: أَنَّ أَصْحَابَ الصُّفَّةِ كَانُوا أُنَاسًا فُقَرَاءَ، وَأَنَّ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: "مَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ اثْنَيْنِ فَلْيَذْهَبْ بِثَالِثٍ، وَإِنْ أَرْبَعٌ فَخَامِسٌ أَوْ سَادِسٌ</p>

<p style="text-align:justify">Abdurrahman b. Ebû Bekir (ra) anlatıyor: Suffe ashâbı fakir insanlardı. Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştu:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>Kimin yanında iki kişilik yemek varsa üçüncü bir kişiyi, dört kişilik yiyeceği olan beşinci ya da altıncı bir kişiyi misafir etsin!"</i></p>

<p style="text-align:justify">(B602 Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 41)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَنَسٍ أَنَّ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) جَاءَ إِلَى سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ فَجَاءَ بِخُبْزٍ وَزَيْتٍ فَأَكَلَ، ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "أَفْطَرَ عِنْدَكُمُ الصَّائِمُونَ، وَأَكَلَ طَعَامَكُمُ الْأَبْرَارُ، وَصَلَّتْ عَلَيْكُمُ الْمَلاَئِكَةُ</p>

<p style="text-align:justify">Enes (b. Mâlik) (ra) anlatıyor: "Nebî (sas), Sa’d b. Ubâde’nin (ra) evine geldi. Sa’d, (ona) ekmek ve zeytinyağı getirdi. Hz. Peygamber (sas) de onları yedi, ardından şöyle buyurdu:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>Yanınızda oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyi insanlar yesin. Melekler de size dua etsin."</i></p>

<p style="text-align:justify">(D3854 Ebû Dâvûd, Et’ıme, 54)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، عَن النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) أَنَّهُ قَالَ: "لا خَيْرَ فِيمَنْ لا يُضِيفُ</p>

<p style="text-align:justify">Ukbe b. Âmir’in (ra) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur."</i></p>

<p style="text-align:justify">(HM17555 İbn Hanbel, IV, 157)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ قَالَ: لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَعْنِيٍ الْمَدِينَةَ انْجَفَلَ النَّاسُ إِلَيْهِ… وَكَانَ أَوَّلَ شَيْءٍ تَكَلَّمَ بِهِ أَنْ قَالَ: "أَيُّهَا النَّاسُ! أَفْشُوا السَّلاَمَ وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ وَصَلُّوا وَالنَّاسُ نِيَامٌ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلاَمٍ</p>

<p style="text-align:justify">Abdullah b. Selâm (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sas) (hicret edip) Medine’ye geldiğinde insanlar ona doğru koşuştular. Söylediği ilk sözler şunlardı:</p>

<p style="text-align:justify">"<i>Ey insanlar! Selâmı yaygınlaştırın, yemek yedirin ve insanlar uykudayken (gece) namaz kılın ki, esenlik içinde cennete giresiniz."</i></p>

<p style="text-align:justify">(T2485 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 42)</p>

<p>***</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün ashâbıyla beraber olduğu bir sırada Allah Resûlü’nün (sas) huzuruna bir adam gelerek, "Bitkin ve açım yâ Resûlallah." dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (sas) önce kendi hanımlarına başvurdu. Fakat onlar, "Yanımızda sudan başka bir şey yok." cevabını verdiler. Hz. Peygamber’in (sas) o gün için misafiri ağırlayacak yiyeceği yoktu ama yine de bir şekilde bu misafir ağırlanmalı ve karnı mutlaka doyurulmalı idi.</p>

<p style="text-align:justify">Ardından ashâbına yöneldi ve "<i>Bu şahsı kim misafir edebilir?"  </i>diye sordu. Ensardan Sâbit b. Kays (ra), "Ben!" diye atıldı. Sonra da misafiri alıp evine götürdü. Hanımına, Allah Resûlü’nün (sas) misafirini ağırlamasını söyledi. Hanımı, "Çocuklarımın yiyeceğinden başka bir şeyimiz yok." cevabını verince o da hanımına, "Yemeğini hazırla, kandilini yak, çocuklarını da uyut." dedi. Eşinin söylediklerini yapan evin hanımı, ardından yanan kandili düzeltiyormuş gibi yaparak söndürüverdi. Böylece ev sahipleri, aslında yemek yemedikleri hâlde gecenin karanlığından yararlanarak yiyormuş gibi yaptılar. Misafire de bunu hiç hissettirmediler ve o geceyi aç geçirdiler. Karınları doymasa da Allah Resûlü’nün (sas) misafirini ağırlamanın verdiği mutluluk ile gönülleri doymuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Ev sahibi olan Sâbit b. Kays (ra) sabahleyin Hz. Peygamber’in (sas) yanına gitti. Onu gören Allah Resûlü (sas) o gece misafirlerine yaptıkları ikramdan ötürü Allah’ın (cc) onlardan memnun kaldığını müjdeledi. Bu cömert sahâbî ve eşi hakkında şu âyet nâzil oldu: "<i>Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları (muhacir kardeşlerini) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."</i></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah’ın (cc) övgüsüne mazhar olan bu aile hem Allah (cc) rızasını, hem de Peygamber sevgisini kazanmıştı.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm, Hz. İbrâhim’in (as) hiç tanımadığı misafirlere nasıl ikramda bulunduğunu överek anlatır. Hz. İbrâhim (as), üstün ahlâkının bir gereği olarak ilk defa karşılaştığı misafirlerine, kendilerinden bir ağırlanma talebi gelmediği hâlde eşi Sâre ile kendisi bizzat hizmet etmek ve ziyafet vermek suretiyle ikramda bulunmuş ve onları en güzel şekilde ağırlamıştı. Bunun için ailesinin yanına gidip ikram olarak semiz bir buzağı getirmiş ve misafirlerine sunmuştu. Ancak gelen misafirler insan suretinde melekler olduğu için bu ikramdan yememişlerdi. İşte bu hassasiyeti ve misafirperverliğinden dolayıdır ki Hz. İbrâhim (sas) ‘Misafirlerin Babası’ olarak anılmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Misafirperverlik geleneğinin öncüsü olan Hz. İbrâhim’in (as) misafirleri de tanıdık bildik kimseler değillerdi. Zaten misafirperverlikte önemli olan hiç tanımadığı belki de bir daha karşılaşmayacağı insanları ‘tanrı misafiri’ kabul edip karşılığını sadece Allah’tan (cc) bekleyerek ikramda bulunabilmektir. Yoksa câhiliyede olduğu gibi ve günümüzde de devam eden örnekleri bulunduğu gibi eş, dost ve akrabalar arasında gösteriş yapmak, egosunu tatmin etmek ve insanların hayranlığını ve saygısını kazanmak için yapmak değildir. Atası İbrâhim’in (as) geleneğini devam ettiren Hz. Peygamber (sas) de câhiliyedeki anlayışın aksine misafire ikramın sadece Allah (cc) rızasını kazanmak için yapılmasını tavsiye etmiş, misafirperverlik ile Allah’a (cc) iman arasında güçlü bir bağ kurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanlık için iyi, güzel ve faydalı olana talip olan Allah Resûlü (sas), Hz. İbrâhim’den (as) beri sürdürülen bu güzel âdeti beğenip uyguladı ve daha peygamber olmadan önce misafirperverliği ile tanındı. Kendisi, ilk vahyin heyecan ve endişesini eşi Hz. Hatice’ye (ra) anlatınca, Hz. Hatice (ra) onun bazı hasletlerini ve bu arada misafirperverliğini de hatırlatarak korkmamasını, Allah’ın (cc) kendisini mahcup etmeyeceğini söylemişti.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’e (sas) göre misafire ikram, Allah’a (cc) imanın bir yansıması ve Müslüman olmanın bir gereği idi. O (sas), "<i>Kim Allah’a (cc) ve âhiret gününe inanıyorsa misafirini iyi ağırlasın. Bunun uygun süresi bir gün ve bir gecedir. Misafirlik (hakkı) üç gündür. Bundan sonra (misafire ikram) sadakadır. Misafirin de ev sahibini sıkıntıya sokacak kadar onun yanında kalması helâl olmaz." </i> sözleri ile misafire ikramın imanla ilişkisine işaret ederken aynı zamanda Müslümanları misafir ağırlamaya da teşvik ediyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Misafire ikramda ailenin ve bilhassa hanımların rolü büyüktür. Sahâbî hanımlar bu görevi seve seve yaparlar, kendileri yemez, misafirlerine ikram ederlerdi. İkramları sade ve basitti ama samimiyetleri içtendi. Çünkü Allah’ın Elçisi (sas), gösteriş ve kibre yol açacak şekilde, misafir için aşırı derecede külfete girmeyi yasaklamıştı. Zira aşırı külfet, misafire ikramın sürdürülmesini zorlaştıracaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’in (sas) misafiri hiç eksik olmazdı. Suffe ashâbı onun daimî misafirleri arasında idi. Bunlar fakir insanlardı. Aynı zamanda Hz. Peygamber’in (sas) ilk yatılı öğrencileri idi. Onların iaşesini başta Peygamberimiz (sas) olmak üzere diğer Müslümanlar karşılıyordu. O dönemde ashâbın da maddî durumları pek iyi değildi. Fakat Efendimiz (sas) daha fazla misafir kabul etmeleri için Müslümanları teşvik ediyor ve kendisi de onlara örnek oluyordu. O şöyle buyuruyordu: "<i>Kimin yanında iki kişilik yemek varsa üçüncü bir kişiyi, dört kişilik yiyeceği olan beşinci ya da altıncı bir kişiyi misafir etsin!" </i> O gün Allah Resûlü (sas), Suffe ashâbından on kişiyi misafir ederken Hz. Ebû Bekir (ra), üç kişiyi misafir etmişti. Ebû Bekir Sıddîk’ın (ra) misafirlere ikram ettiği bu yemeğin ne kadar bereketlendiği ise rivayetlerde genişçe anlatılmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), yine bir gün Suffe ashâbından bazılarını Hz. Âişe’nin (ra) evine götürmüştü. Onlar da orada yediler, içtiler. Sonra Resûlullah (sas), "<i>İsterseniz burada uyuyun, isterseniz mescide gidin." </i> buyurunca, "Biz mescide gideriz." demişlerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün sahâbîlerden Mikdâd b. Esved (ra) ile iki arkadaşı yoldan gelmişlerdi. Yorgunluktan ve açlıktan gözlerinin feri gitmiş, nerede ise kulakları duymaz hâle gelmişti. Sahâbeden kendilerini misafir etmelerini istediler. Ama hiç kimse onları kabul edecek durumda değildi. Derken Rahmet Elçisi (sas) geldi ve onları hanesine götürdü. Kapıda üç keçi duruyordu. Peygamber (sas), "<i>Şu keçilerin sütünü aramızda paylaşmak üzere sağın." </i> buyurdu. Bunun üzerine misafirler keçileri sağdı ve her biri kendi nasibini içti. O gece Hz. Peygamber (sas) misafirlerini sütle ağırlamıştı.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) ashâbından aç olanları misafir ederek karınlarını doyururdu. Meselâ, bir gün Ebû Hüreyre (ra) aç kalmış ve bitap düşmüştü. Yolda Hz. Ömer’le (ra) karşılaştı. Kendisinden Allah’ın Kitabı’ndan bir âyeti okumasını istedi. Gayesi açlığını hissettirmekti. Ancak onun durumunu fark edemeyen Hz. Ömer (ra), sorduğu âyeti ona okumakla yetindi. Çok geçmeden Ebû Hüreyre (ra) açlıktan dolayı yüzüstü düştü. Bu sırada bir de gördü ki, Rahmet Elçisi (sas) başucunda dikilmiş, "<i>Ebû Hüreyre!"</i> diye çağırıyor. O (ra) da, "Buyur, emrin olur ey Allah’ın Resûlü!" diye karşılık verdi. Resûlullah (sas) elini tuttu, onu kaldırdı ve aç olduğunu fark ettiği Ebû Hüreyre’yi (ra) evine götürdü. Hemen onun için büyük bir bardak süt getirilmesini emretti. Sütten bir miktar içen Ebû Hüreyre’ye (ra), "Tekrar iç Ebû Hüreyre!" buyurdu. Bir miktar daha içince yine, "<i>Tekrarla!" </i> buyurdu. O da tekrarlayıp bir daha içti. Artık kendine gelmişti.</p>

<p style="text-align:justify">Karşılıklı olarak yenilen yemeklerle insanların birbirini etkileyeceği, dostlukların pekişeceği bir gerçektir. Bu hakikati bilen Allah Resûlü (sas), "<i>Müminden başkasıyla arkadaşlık yapma, yemeğini de takva sahibi insanlar dışında kimse yemesin." </i> buyurmuştur. Hz. Peygamber (sas) bu uyarısı ile dostluk kuracağımız kişileri iman etmiş ve Allah (cc) karşısındaki sorumluluğunun bilincinde olan salih kişiler arasından seçmemizi istemiştir. Nitekim Rahmet Elçisi (sas) evine misafir olduğu Sa’d b. Ubâde’ye (ra) de, "<i>Yanınızda oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyi insanlar yesin. Melekler de size dua etsin."</i> diye dua ederken aynı noktaya işaret etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir seferinde Rahmet Elçisi (sas) Hecer bölgesinden gelen yeni Müslüman olmuş heyetle ilgilenip ashâbından onlara ikramda bulunmalarını istemişti. Bir gün Allah’a (cc) inanmayan bir kişi Allah Resûlü’ne (sas) misafir olmuştu. Hz. Peygamber (sas) onun için koyundan süt sağılmasını istedi. İnançsız adam bir tas sütü içti, (doymayınca) bir tas süt daha verildi. Bu sütü de içti. Bir daha istedi, o sütü de içti. Böylece tam yedi tas süt içti. Ertesi gün, Allah (cc) hidayet nasip etti ve adam Müslüman oldu. Peygamber Efendimiz (sas) bir koyundan yeni sağdırdığı sütü ona ikram etti. Adam sütü içti. Peygamberimiz bir tas süt daha getirtti. Fakat adam bu sütü bitiremedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (sas): "<i>Mümin, bir mide dolduracak kadar içer, kâfir ise yedi mide doldurana kadar içer." </i> buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü’nün (sas) uzaktan yakından pek çok misafiri gelirdi. Bazı devlet ve kabilelerden özel ve resmî heyetler gelir, İslâm’ı öğrenmek için günlerce kalırlardı. Remle bnt. el-Hâris (ra) gibi bazı hanım sahâbîler de bu elçileri evlerinde misafir ederlerdi. Ensardan zengin bir hanım olan Ümmü Şerîk (ra) de sahâbe arasında misafirperverliği, Allah (cc) yolunda harcama yapmasıyla meşhurdu ve evinden misafiri hiç eksik olmazdı. Bu hanımlar, iyiliksever, cömert kimselerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) bazen de kendisi sahâbîlere misafir oluyordu. Nitekim bir gece dışarı çıktığında birden Hz. Ebû Bekir’le (ra) Hz. Ömer’e (ra) rastladı ve "<i>Sizi bu saatte evlerinizden çıkaran nedir?" </i> diye sordu. Onlar da, "Açlık yâ Resûlallah!" dediler. Peygamber Efendimiz (sas), "<i>Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, beni de sizi çıkaran (sebep evden) çıkardı, hadi gidelim!" </i> dedi. Hemen onunla birlikte kalktılar ve ensardan Ebu’l-Heysem’in (ra) evine vardılar. Fakat evinde yoktu. Evin hanımı Efendimizi (sas) görünce, "Merhaba, hoş geldiniz!" dedi. Allah Resûlü (sas) ona eşinin nerede olduğunu sordu. Hanım, "Bize tatlı su getirmeye gitti." dedi. O sırada kocası geldi. Kutlu Nebî (sas) ile iki arkadaşını gördü ve çok sevindi, "Allah’a hamdolsun, bugün misafirleri benimkinden daha şerefli olan kimse yoktur." diyerek mutluluğunu dile getirdi. Hemen gidip onlara bir hurma salkımı getirdi ki, içinde ham, kuru ve taze hurmalar vardı. "Bundan yiyin!" dedi ve bıçağı aldı. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi (sas) ona, "<i>Sakın sağmal koyuna dokunma." </i> buyurdu. Ebu’l-Heysem (ra) kendilerine ikram etmek üzere bir koyun kesti. Hem koyundan, hem o hurma salkımından yediler.</p>

<p style="text-align:justify">Yemeğe doyup, suya kandıkları vakit Peygamber Efendimiz (sas), Hz. Ebû Bekir’le (ra) Hz. Ömer’e (ra), "<i>Bu canı bu tende tutan Allah’a (cc) yemin ederim ki, kıyamet gününde bu nimetlerden mutlaka sorulacaksınız! Sizi evlerinizden açlık çıkardı. Sonra şu nimetlere kavuşmadan dönmediniz." </i> buyurdu. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (sas) ve arkadaşları zaman zaman sıkıntılı günler yaşamaktaydı. Ancak kardeşlik ruhu ve misafirlik anlayışı, bu sıkıntıları giderip mutluluğa dönüştürüyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas) misafire ikramın hayır ve berekete vesile olacağını müjdelerken, imkânı olduğu hâlde misafire ikramdan kaçınanları da, "<i>Misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur."</i>  mealindeki hadisi ile uyarıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü’nün (sas) sünnetinde misafirperverlik artık sadece bir âdet ve bir gelenek değil, aynı zamanda erdemli bir davranış ve bir ibadet idi. Hem Allah (cc) katında hem de halk katında muteber ahlâkî bir değerdi. Rahmet Elçisi’nin (sas) hicrette Medine’ye ayak basar basmaz verdiği ilk mesajlar arasında, "<i>Yemek yedirin!" </i> vurgusunu yapması da manidardı: "<i>Ey insanlar! Selâmı yaygınlaştırın, yemek yedirin ve insanlar uykudayken (gece) namaz kılın ki, esenlik içinde cennete giresiniz." </i> Bu hadise göre cennete girme vesilesi olan misafire ikram, bazı zarurî hâllerde, isteğe bağlı bir iyilikten de öte ifa edilmesi gereken bir misafir hakkı ve toplumsal bir görev olur.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim bir hadisinde Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştu: "<i>Misafiri bir gece ağırlamak her Müslüman’ın üzerine düşen bir görevdir. Bir kimse bir Müslüman’ın evinin önünde sabahlarsa bu kimseye ikram etmek o ev sahibinin üzerine bir borçtur. (Misafir) bu hakkını ister talep eder isterse de hakkından vazgeçer." </i> Bu ve buna benzer hadisler misafir ağırlamanın bir sorumluluk olduğunu açıkça belirtmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (sas) bütün zamanını ibadetle geçiren Osman b. Maz’ûn’a (ra), "<i>Ey Osman, Allah’tan (cc) kork. Çünkü senin üzerinde ailenin de hakkı vardır. Senin üzerinde misafirinin de hakkı vardır. Senin üzerinde nefsinin de hakkı vardır. Bundan dolayı bazen oruç tut, bazen tutma. Bazı geceler namaz kıl, bazı geceler de uyu." </i> buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">‘Yâ Resûlallah bana öyle bir amel söyle ki o ameli yapınca cennete gireyim.’ diyen Ebû Hüreyre’ye (ra), Hz. Peygamber (sas) cennete götürecek amel arasında, "<i>yemek yedirmeyi"</i> de tavsiye etmiştir. Tebessümü sadaka kabul eden, misafirlerine güler yüzle ve güzel sözlerle muamele eden Resûl-i Ekrem (sas), Abdülkays heyetini, "<i>Bu insanlara, merhaba! Allah (cc) sizi utandırmasın, pişman etmesin." </i> sözleri ile karşılamıştı.</p>

<p style="text-align:justify">Yolcunun duasının, kabul edilecek dualardan olduğunu söyleyen Allah Resûlü (sas), misafiri olduğu ev sahibine kendisi dua ettiği gibi ashâbına da dua etmelerini tavsiye ederdi. Bir defasında sahâbîleri ile birlikte Ebu’l-Heysem b. Teyyihân’ın (ra) evine misafir olan Hz. Peygamber (sas), yemek sonrası sahâbîlerine, "<i>Kardeşinizi mükâfatlandırın."  </i>buyurdu. Ashâb bunun üzerine "Yâ Resûlallah onun mükâfatı nedir?" deyince Rahmet Elçisi (sas), "<i>Bir adamın evine gidilir, yemeği yenir, içeceği içilir, sonra onun için dua ederlerse işte bu onun mükâfatıdır." </i> diyerek hoş bir misafirlik âdâbına da işaret etmiştir. "<i>Misafirin de ev sahibini sıkıntıya sokacak kadar misafirliğini uzatması helâl olmaz."</i>  buyurarak da misafirlik âdâbının bir başka yönüne dikkat çekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (sas), halasının kızı Zeyneb bnt. Cahş (ra) ile evlendiği zaman ashâba düğün yemeği vermek istemiş ve ismini verdiği belirli kişilerin yanı sıra yolda karşılaştığı kimseleri de yemeğe çağırmasını Enes b. Mâlik’e (ra) söylemişti. Hz. Peygamber (sas) de gelen misafirlere onar kişilik gruplar hâlinde yemek ikram etmeye başlamıştı. Yemeğe başlamadan önce de besmele ile önlerinden yemelerini hatırlatmıştı. Gruplar sırayla girip yemek yiyorlar, ardından da çıkıyorlardı. Bu arada bir grup muhabbete koyulmuş ve konuşmayı uzattıkça uzatmıştı. Hz. Peygamber (sas) bu durumdan rahatsız olmuş, onların da çıkmasını sağlamak için evden dışarı çıkmıştı. Enes (ra) ile birlikte bir süre yürüdükten sonra Hz. Peygamber (sas) o grubun çıkmış olduğunu düşünerek odasına dönmüştü. Fakat hâlâ oradaydılar. Hz. Peygamber (sas), Enes (ra) ile tekrar dışarı çıkıp yürümeye başladı ve döndüklerinde o kişiler çıkmışlardı. İşte bu olayın akabinde Yüce Allah (cc), "<i>Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in </i>(sas)<i> evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i </i>(sas)<i> rahatsız etmekte, fakat o sizden çekinmektedir. Allah (cc) ise gerçeği söylemekten çekinmez..."</i>  âyetini indirerek misafirlerin dikkat etmesi gereken bazı davranışları bildirmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir defasında kendisine ikram edilen bir yemeği Hz. Peygamber (sas) ashâbına ikram etmiş, onlar da, "İştahımız yok." diye karşılık verince Resûlullah (sas), "<i>Açlığı ve yalanı bir araya getirmeyin." </i> buyurmuştur. Böylece ikram edilen mubah şeylerin misafir tarafından reddedilmemesini misafirlik âdâbı olarak öğretmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Sevgili Peygamberimiz (sas) gerek davranışları gerekse sözlü beyanlarıyla insanları misafir ağırlamaya teşvik etmiştir. Böylece misafire ikram Müslümanlar için ahlâkî bir değer hâline gelmiştir. Müslümanlar Hz. Peygamber’den (sas) sonra bu güzel geleneği sürdürmüşler ve daha da geliştirerek devam ettirmişlerdir. Hz. Ömer (ra) zamanında içerisinde un, hurma, kuru üzüm ve ihtiyaç maddeleri bulunan ‘dârü’r-rakîk’ adlı evleri, Hz. Osman (ra) zamanında kurulan ‘dârü’d-dîfân’lar (misafirhaneler) takip etmiştir. Bu gelenek daha sonra vakıflar, kervansaraylar ve imarethanelerle sürdürülmüştür. Bu geleneğin bir tezahürü olarak da geçmişten günümüze, misafirhaneler, konukevleri eksik olmamıştır. Ve hâlen misafirperverlik, Müslüman toplumların en önemli hasletlerinden biri olarak devam etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:</strong> Diyanet Hadislerle İslam</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/misafirperverlik-ikram-ahlaki-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/01/misafirperverlik-ikram-ahlaki.jpg" type="image/jpeg" length="53482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam Âlimleri: Ahmed b. Hanbel]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/islam-alimleri-ahmed-b-hanbel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/islam-alimleri-ahmed-b-hanbel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti. (Muvatta’, Kader, 3)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Meşhur dört fıkıh mezhebinden biri olan Hanbeli mezhebinin imamı, büyük hadis ve fıkıh âlimi Ahmed b. Hanbel Bağdat’ta doğdu. Onun Allah Resûlü’nün sünnetine olan bağlılığı hayatının her alanını kaplamıştı ve en önemli meşguliyeti hadis ilmiydi. Okuduğu ve öğrendiği hadisi önce kendisi uygulamış, hayatını hadise göre tanzim etmiş, yazdığı her hadis ile mutlaka amel ettiğini söylemiş, kendisinden istenen fetvaları da hadise dayanarak vermişti. Onun 700 bin hadis bildiği ve bu hadislerin yaklaşık 30 binini alarak en önemli eseri el-Müsned’i tertip ettiği bilinmektedir. Ona göre fıkıh âlimi sayılabilmek için en az 400 bin rivayeti ezbere bilmek ve sıhhatinden emin olunmayan rivayetlerle fetva vermekten kaçınmak gerekir. Ahmed b. Hanbel büyük bir hadis âlimi olmakla birlikte inanç problemleriyle yakından ilgilenerek ehl-i sünnet inancının yerleşmesinde pay sahibi olan bir akaid âlimiydi. Bağdat’ta vefat eden Ahmed b. Hanbel’in cenazesinde 60 bini kadın olmak üzere 800 bin kişi bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>• Ahmed b. Hanbel’in vefatı (855)<br />
• Eyyâm-ı Bahûr-En Sıcak Günler (31 Temmuz–7 Ağustos)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/islam-alimleri-ahmed-b-hanbel</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/mehmet/takvim-2026/temmuz-31.jpg" type="image/jpeg" length="98619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Allah (cc), Bağışlanma İsteyeni Geri Çevirmez]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/allah-bagislanma-isteyeni-geri-cevirmez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/allah-bagislanma-isteyeni-geri-cevirmez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günahından samimi şekilde tövbe edenin Allah (cc) tarafından affedileceğinde hiçbir şüphe yoktur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"Kim bir kötülük yapar yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan (cc) bağışlama dilerse, Allah’ı (cc) çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur."  (Nisâ, 4/110)</strong></p>

<p>Hem iyilik hem de kötülük yapmaya meyilli olarak yaratılan insan, kimi zaman ilahî buyruklardan uzaklaşarak bazı hatalar yapabilir. Acelecilik, öfke, mal kazanma hırsı ve eğlence tutkusu gibi hususlar, insanı günaha en çok düşüren nedenler arasındadır. Gerek kendi içgüdüleri gerekse şeytanın verdiği vesveselerle bir günah işleyen kişi, bundan pişmanlık duyar ve vakit kaybetmeden samimi bir şekilde tövbe edebilirse sanki hiç günah işlememiş gibi olur. Allah (cc), kullarına karşı çok merhametlidir. O (cc), günah işleyenleri hemen cezalandırmaz, tövbe etmeleri için süre verir.</p>

<p><strong>Sû’:</strong> Kötülük.<br />
<strong>İstiğfâr:</strong> Günahın bağışlanmasını istemek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/allah-bagislanma-isteyeni-geri-cevirmez</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2022/12/allah-bagislanma-isteyeni-geri-cevirmez.jpg" type="image/jpeg" length="32617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Faiz Haramdır]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/faiz-haramdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/faiz-haramdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir.” demeleridir... (Bakara, 2/275)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca bir sömürü aracı olarak görülen faiz, ilk kez İslam şeriatı tarafından yasaklanmamıştır. Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta da ahlaka aykırı görülen, insanın onurunu zedeleyerek âdeta onu köleleştiren faiz yasağına yer verilmiştir. Bunun farkında olan Hz. Peygamber, kendisine gelen ve “And olsun biz, Musa’ya açık açık dokuz ayet verdik...” (İsrâ, 17/101) ayetinin manasını soran iki Yahudi’ye, dokuz haramdan ibaret olan söz konusu dokuz ayeti sıralamış ve faiz yasağını da bunlar arasında zikretmiştir. Ancak, zamanla faiz yasağı da tahrif edilmiş ve Yahudiler, Kur’an’da eleştirildiği üzere, kendilerine yasaklandığı hâlde faiz yemekten çekinmemişlerdir. Resûlullah, Kur’an’da açıkça haram kılınan faizin insanı helak eden büyük günahlardan olduğunu belirterek faizi yiyene, yedirene, yazana ve faiz muamelesine şahitlik edene lanet etmiş; hepsinin günahta eşit olduğunu belirtmiş ve faize götüren yolları bildirerek ümmetini bu büyük günahtan sakındırmıştır. (Müslim, Müsâkât, 10)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah bilmektedir! (Bakara, 2/77)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/faiz-haramdir</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/mehmet/takvim-2026/temmuz-30.jpg" type="image/jpeg" length="35007"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cesaret ve Korku: İnsandaki İki Fıtri Duygu]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/cesaret-ve-korku-insandaki-iki-fitri-duygu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/cesaret-ve-korku-insandaki-iki-fitri-duygu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['Şehamet' nedir? Bir kişide bulunan huyların en kötüleri hangileridir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ مَرْوَانَ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: "شَرُّ مَا فِى رَجُلٍ شُحٌّ هَالِعٌ وَجُبْنٌ خَالِعٌ</p>

<p style="text-align:justify">Abdülazîz b. Mervân’ın (ra) naklettiğine göre, Ebû Hüreyre (ra), Resûlullah’ı (sas) şöyle buyururken işitmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Bir kişide bulunan (huy)ların en kötüsü, aşırı cimrilik ve şiddetli korkaklıktır."</i></p>

<p style="text-align:justify">(D2511 Ebû Dâvûd, Cihâd, 21)</p>

<p>***</p>

<p>"عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يَقُولُ: "اللَّهُمَّ! إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْكَسَلِ، وَالْبُخْلِ، وَالْجُبْنِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ</p>

<p style="text-align:justify">Enes b. Mâlik’in (ra) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle derdi: "<i>Allah’ım! Kederden, üzüntüden, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve halkın galeyana gelerek taşkınlığından sana sığınırım."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">(N5478 Nesâî, İstiâze, 25)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ أَبِى النَّضْرِ، عَنْ كِتَابِ رَجُلٍ مِنْ أَسْلَمَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) يُقَالُ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِى أَوْفَى، فَكَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، حِينَ سَارَ إِلَى الْحَرُورِيَّةِ، يُخْبِرُهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) ، كَانَ فِى بَعْضِ أَيَّامِهِ الَّتِى لَقِيَ فِيهَا الْعَدُوَّ، يَنْتَظِرُ حَتَّى إِذَا مَالَتِ الشَّمْسُ قَامَ فِيهِمْ فَقَالَ: "يَا أَيُّهَا النَّاسُ! لاَ تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ وَاسْأَلُوا اللَّهَ الْعَافِيَةَ، فَإِذَا "لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا، وَاعْلَمُوا أَنَّ الْجَنَّةَ تَحْتَ ظِلاَلِ السُّيُوفِ</p>

<p style="text-align:justify">Ebu’n-Nadr, Eslem kabilesinden ve Hz. Peygamber’in (sas) ashâbından olan Abdullah b. Ebû Evfâ (ra) isimli bir kişinin, Harûrîler (Hâricîler) üzerine sefere çıktığında Ömer b. Ubeydullah’a yazdığı mektupta şunu naklettiğini anlatıyor: "Resûlullah (sas) düşmanla karşılaştığı bir gün, güneş (batıya) meyledene kadar bekledi ve ashâbının arasında ayağa kalkarak şöyle buyurdu: "<i>Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah’tan (cc), bela ve musibetlerden uzak kalmayı (afiyet) isteyin. Fakat düşmanla karşılaştığınız zaman da sabredin. Ve bilin ki cennet kılıçların gölgeleri altındadır."</i></p>

<p style="text-align:justify">(M4542 Müslim, Cihâd ve siyer, 20)</p>

<p>***</p>

<p>عَنْ أَنَسٍ قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) أَحْسَنَ النَّاسِ، وَأَجْوَدَ النَّاسِ، وَأَشْجَعَ النَّاسِ، وَلَقَدْ فَزِعَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ ذَاتَ لَيْلَةٍ فَانْطَلَقَ النَّاسُ قِبَلَ الصَّوْتِ، فَاسْتَقْبَلَهُمُ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَدْ سَبَقَ النَّاسَ إِلَى الصَّوْتِ</p>

<p style="text-align:justify">Enes (b. Mâlik) (ra) anlatıyor: "Hz. Peygamber (sas) insanların en iyisi, en cömerdi ve cesuru idi. Bir gece Medine halkı (yüksek bir ses duyarak) korkmuştu. İnsanlar sesin geldiği yöne doğru gittiler. Herkesten önce sesi araştırmaya giden ve geri dönmekte olan Hz. Peygamber (sas) onları karşıladı…"</p>

<p style="text-align:justify">(B6033 Buhârî, Edeb, 39)</p>

<p>***</p>

<p style="text-align:justify">Bedenen oldukça zayıf, çelimsiz biriydi. Arkasında onu himaye edecek bir kabilesi de yoktu. Ancak, cesaret ve iman sahibiydi. Allah Resûlü’nden (sas) sonra, Kâbe’de Kur’an’ı yüksek sesle okuma cesareti gösteren ilk kişi o olmuştu. Bu zât, Hz. Peygamber’in (sas) dostu Abdullah b. Mes’ûd’dan (ra) başkası değildi. İslâm’la müşerref olduğu sıralarda Müslümanlar Hz. Peygamber (sas) ile birlikte açıktan açığa ibadet edemiyor, istedikleri yerde yüksek sesle Kur’an okuyamıyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Böyle zor bir ortamda bir gün Resûlullah’ın (sas) ashâbı toplanmış, "Vallahi! Kureyşliler Kur’an’ın sesli bir şekilde okunduğunu henüz duymadılar. Kur’an’ı onlara kim duyurabilir?" diye konuşuyorlardı. Abdullah (sas), ‘Ben!’ dedi. Sahâbîler, "Senin akıbetinden korkarız. Biz, eğer onlar eziyet ederlerse kendini koruyacak, kabilesi olan birini(n bunu yapmasını) isteriz." dediler. "Müsaade edin, Allah (cc) beni korur." diye ısrar etti Abdullah.</p>

<p style="text-align:justify">Kuşluk vakti Kâbe’ye gitti. Kureyşliler topluca oturuyorlardı. Ayağa kalktı ve yüksek bir sesle besmele çekerek Rahmân sûresini okumaya başladı. Onu duyan Kureyşliler şaşırdılar ve dikkatle dinlediler. Birbirlerine (Abdullah’ın (ra) künyesini kullanarak), "İbn Ümmü Abd ne diyor?" diye hayretle sordular. Sonra içlerinden biri, "Muhammed’e (sas) gelenden (Kur’an’dan) bir bölüm okuyor." dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Hemen yerlerinden kalkıp ona doğru yürümeye başladılar. O (ra), Kur’an okumaya devam ediyordu. Yanına varınca, her biri bir taraftan vurmaya başladı. Onlar vuruyor, o Kur’an okuyordu. Her tarafı kanayıp yaralar içinde kalıncaya kadar okudu. Ayakta duramayacak hâle gelinceye kadar vurmaya devam eden Kureyşliler, Abdullah b. Mes’ûd (ra) yığılıp kalınca dayak atmayı bırakıp arkadaşlarının yanına gittiler. Biraz sonra kendine gelen Abdullah (ra), yüzü gözü kan içinde arkadaşlarının yanına gitti. Sahâbîler, "İşte biz, başına böyle bir şeyin gelmesinden korkuyorduk." dediler. Abdullah (ra), "Allah (cc) düşmanları, benim gözümde şu andakinden daha zayıf olmadı! İsterseniz yarın yine gelir aynısını yaparım." dedi. Sahâbîler, "Bu kadarı yeter, hoşlanmadıkları şeyi onlara duyurdun." diye cevap verdiler. İmanıyla câhiliyeden kurtulan, cesaret ve şecaat timsali bir sahâbînin cehalete karşı cesurca haykırışıydı bu.</p>

<p style="text-align:justify">Aslında korku ve cesaret insandaki fıtrî duygulardandır. Bazı insanların fıtratında cesaret duygusu daha ağır basarken, bazılarının fıtratında da korku duygusu daha baskın olabilir. Yaratılıştan gelen bu duyguları kontrol etmek ya da etmemek insanın elinde olan bir durumdur. Bununla birlikte insanın yaşadığı ortam, hayat şartları, eğitim, kültür vs. gibi etkenler de bu duyguların insan kişiliğini şekillendirmeleri noktasında belirleyici etkenlerdir. İnsanın kendisi için tehlike arz eden durumlardan korkması ve tepki vermesi çok doğal bir durumdur. Nitekim Kur’an’da beşer olmaları hasebiyle peygamberlerin de korktuğu bazı durumlardan bahsedilmektedir. Örneğin Hz. İbrâhim (as) kendisine gelen misafirlerin yemek yememelerini yadırgamış ve korkmuştu. Hz. Lut (as) da kavminin sapkın erkeklerinin onlara yaklaşmak istemeleri sebebiyle kendisine gelen elçiler hakkında korkmuş ve kaygılanmıştı. Hz. Musa (as) ve kardeşi Harun, Firavun’a gitmekle emrolunduklarında, Firavun’un kendilerine karşı aşırı derecede kötü davranmasından veya iyice azmasından korktuklarını dile getirmişlerdi. Allah (cc), Hz. Musa’ya (as) asâsını yere atmasını emrettiği zaman asâ yılana dönüştüğünde korktuğu için arkasına bakmadan kaçmaya kalkışmıştı. Yine Hz. Musa’nın (as) rahat konuşamadığı için meramını anlatamama gibi bir korkusu vardı. İlk vahiy tecrübesini yaşadığında Hz. Peygamber (sas) de korkmuş ve evine gidip hanımından kendisini örtmesini istemişti. Biraz rahatlayıp sakinleşmiş ve korkusunu üzerinden atınca başından geçenleri anlatabilmişti. Buradan anlaşılmaktadır ki peygamberler de dâhil olmak üzere bütün insanların fıtratında korku duygusunun var olduğu bir gerçektir. Ancak peygamberler açısından bakıldığında onlardan beklenen peygamber olmaları hasebiyle bu korkulara yenik düşmemeleridir. Nitekim Allah (cc) Hz. Musa’ya (as), "<i>...Ey Musa, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar."</i>  buyurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanların korku duygusundan tamamıyla sıyrılmaları mümkün olmadığı gibi bu istenen bir durum da değildir. Önemli olan bu duyguyu kontrol altında tutabilmek ve korkulara yenik düşmemektir. Korku duygusunu eğitmeyip bu duygusuna yenik düşen insanın kişiliğinde korku hâkim olur ve insan hayata karşı korkak bir tutum içerisine girer. Korkaklık kendisi için kaçınılmaz olur. İnsan için normal bir duygu olan korku, ruhî bir zaaf hâline gelir. Bu itibarla korkaklık, gayretsizlik, hamiyetsizlik, kişilik zafiyeti gibi insan onuruna yakışmayan ve onun alçaklıkla damgalanmasına yol açan sonuçlar doğurabilir. Bu ise Müslüman’a yakışan bir durum değildir. Zira Müslüman güçlü bir kişiliğe sahip olmalıdır ki inandığı değerleri koruyabilsin, hiç kimseden ya da hiçbir şeyden korkmaksızın bu değerlerin arkasında durabilsin. Müslümanlara haklarını, inanç ve değerlerini koruyup savunma, düşmana karşı koyma konularında cesareti teşvik edip erdem olarak sunan Allah Resûlü (sas), korkarak savaş meydanından kaçmayı insanı dünya ve âhirette hüsrana uğratan şeyler arasında saymıştır. Korkaklığın insanlar hakkında en kötü ve alçaltıcı huylardan olduğunu ifade etmiş ve şöyle buyurmuştur: "<i>Bir kişide bulunan (huy)ların en kötüsü, aşırı cimrilik ve şiddetli korkaklıktır."</i>  Allah Resûlü (sas) yaptığı dualarında Allah’a (cc) sığındığı sıkıntılı durumlar ve kötülükler arasına korkaklığı da katmıştır. Onun dualarından biri şöyledir: "<i>Allah’ım! Kederden, üzüntüden, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve halkın galeyana gelerek taşkınlığından sana sığınırım."</i></p>

<p style="text-align:justify">Hayatta pek çok şey insan için korku sebebi olabilir. İnsanın en çok korktuğu şeylerin başında sahip olduklarını kaybetme duygusu gelir. Kaybetme korkusu özellikle can kaybının yanı sıra mal ve makam gibi kişiye dünyada itibar sağlayan maddî şeylerde kendini daha çok gösterir. Özellikle mal ve zenginliğini kaybetme, geçim sıkıntısına düşme ve fakirlik korkusunun kontrol edilememesi, tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Öyle ki câhiliye insanı bu korkuyla çocuğunun canına bile kıyabilecek noktaya gelmişti. Bu nedenle Cenâb-ı Allah (cc), açlık (fakirlik) korkusuyla yahut açlıktan (fakirlikten) çocuklarını öldürmemeleri için insanları uyarmıştır. Kimi zaman ise bir imtihan vesilesi olan çocuklar insanın âhireti için başka bir korku sebebi olabilmektedir. Bu nedenledir ki bir gün sevgili torunu Hasan (ra) yahut Hüseyin’i (ra) bağrına basarak seven Resûl-i Ekrem (sas), ona şöyle seslenir: "<i>Siz (çocuklar, insanı) cimri, korkak, bilgisiz (bırakacak kadar meşgul) edersiniz..."</i></p>

<p style="text-align:justify">Korku bazen de insan için bir imtihan vesilesidir. Allah (cc), kullarını korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek denediğini bildirmiş ve bunlara karşı sabredenlere de mükâfat vaad etmiştir. Bazı korkular ise aslında şeytanın tuzaklarıdır. Örneğin şeytan insanı bazen fakirlikle bazen de kendi dostlarıyla korkutur. Allah (cc) ise bu korkularını yenenlere karşılık olarak kendi katından mağfiret ve bol nimet vaad etmiş, mümin olanın sadece Allah’tan (cc) korkması gerektiğini bildirmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanın vesveseleri de bazen kendisi için korku kaynağı olabilir. Bu durumlarda kişi korktuğu her neyse bunların hepsini Allah’ın (cc) yarattığının bilinciyle hareket ederek bunlardan kurtulmak için bir taraftan Yaratıcı’ya (cc) sığınmalı diğer taraftan da bu korkuları yenebilmek için gerekli eğitim ya da moral desteği almalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Düşman korkusu da insanın önemli korkularındandır. Bu korku Müslüman’ı düşmanla savaşmaktan alıkoyan bir korku hâline geldiğinde tehlikelidir. Müslüman’ın düşman korkusu ancak onu düşmana karşı tedbir almaya yönlendiren bir kaygı olabilir. Nitekim Kur’an’da müminlerin düşmana karşı nasıl tavır takındıkları şöyle anlatılır: "<i>Onlar öyle kimselerdir ki insanlar onlara, "(Düşmanınız olan) insanlar size karşı ordu topladılar. Onlardan korkun!" dedikleri zaman bu onların imanını artırdı ve "Allah (cc) bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler."</i>  Yine başka bir âyette de müminlerin bu tavrı şöyle anlatılmıştır: "<i>Müminler, düşman birliklerini gördüklerinde: "İşte Allah (cc) ve Resûlü’nün (sas) bize </i>vaad <i>ettiği! Allah (cc) ve Resûlü (sas) doğru söylemiştir," dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah’a (cc) bağlılıklarını arttırdı."</i>  Zira Müslüman için savaşmanın neticesi iki güzellik (zafer yahut şehitlik)ten biridir. Nitekim bu inanç bizim kültürümüzde de, "Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum." şeklinde dillendirilmiştir. Kur’an’da savaştan ve düşmandan, Allah’tan (cc) korkar gibi hatta daha fazla bir korkuyla korkmak eleştirilmiş ve dünya menfaatinin önemsizliği, Allah’tan (cc) korkanlar için âhiretin daha hayırlı olduğu, kimseye kıl payı kadar haksızlık yapılmayacağı hatırlatılmıştır. Hz. Peygamber (sas) de düşmanla karşılaşıldığında sabretmeyi tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: "<i>Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah’tan (cc), bela ve musibetlerden uzak kalmayı (afiyet) isteyin. Fakat düşmanla karşılaştığınız zaman da sabredin. Ve bilin ki cennet kılıçların gölgeleri altındadır."</i></p>

<p style="text-align:justify">Deprem, sel, yangın, patlama gibi tehlike arz eden konulardaki korkular ise, insan için bir zayıflık değildir. Aksine bu tür tehlikeleri ciddiye alarak çeşitli önlemler alması, onun ruh hâlinin sağlıklı oluşuna delâlet eder. Bu korkular bir yere kadar olayların sonucunu görebilme, kestirebilme, tartabilme yeteneğiyle de ilişkilidir. Akıllı insan korkar. Çünkü tehlikeli bir durum olduğunun farkına varır. Bu tür riskler ve tehlikeler karşısında gerekli tedbirleri alır. İşte tam bu noktada cesaret duygusu devreye girer.</p>

<p style="text-align:justify">Cesaret, şecaat ve yüreklilik! Korku anında kalp kuvveti ile metanetini sürdürmek, dinî ve dünyevî hukukunu korumak için canını dahi verecek derecede gösterilen yiğitliktir. Dehşet veren bir hadise anında ve olağanüstü hâller karşısında sabır ve sebat göstererek soğukkanlılığı koruyup endişeye kapılmadan sakin bir şekilde hareket etmektir. Müslüman’da bulunması gereken ve en çok da ona yakışan vasıflardır bunlar. Müslüman’a yakışır, zira Müslüman metanetini, azmini ve kararlılığını imanından alır; gevşemez, üzüntüye kapılmaz. İmanının onu üstün kılacağını, zafere eriştireceğini bilir.</p>

<p style="text-align:justify">Cesaret ve şecaati ifade etmek üzere ‘şehamet’ kelimesi de kullanılmaktadır ki yüreklilik, gözü peklik anlamlarının yanında, keskin zekâlılık ve anlayışlılık mânâlarını da ihtiva etmektedir. Dolayısıyla cesaret ve şecaatin temelinde akıl ve zekâ olmalıdır. Cesaretle duygusuzluk ya da akılsızlık karıştırılmamalıdır. Dolayısıyla sonuçları hesaba katılmaksızın girişilen cesaret faaliyetleri bile bile tehlikeye atılmak anlamına gelir ki bu, dinen hoş karşılanmaz. Dış tehlikelere karşı aşırı korkak olup pasif bir tavır takınmak ne kadar yanlışsa, tehlike karşısında haddinden fazla öfkelenip saldırgan davranmak da o kadar yanlıştır. Kontrolsüz öfke ve kızgınlık faydadan ziyade zarara yol açar. Ancak insanın öfke duygusunu aklın kontrolünde yaşatması ve yiğitlik erdemini geliştirmesi gereklidir. Zira hem kendi haklarını hem de zayıfların ve mazlumların hakkını korumak, ancak bu sayede mümkün olmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun yanında cesaret ve şecaat, büyüklük, şahsî üstünlük elde etme ve gösteriş gayesine de mâtuf olmamalı, ancak hak ve adaletin tesisi için izhar edilmelidir. Aksi takdirde önemsiz şeylere hizmet maksadıyla sergilenen cesaret değerini kaybeder. Bir adam Resûl-i Ekrem’e (sas) gelerek, "Bir kimse tarafgirlik duygusuyla savaşıyor, diğeri cesaret gösterisi için savaşıyor veya riya ve ikiyüzlülükten dolayı savaşıyor. Bunların hangisi Allah (cc) yolundadır?" diye sorunca, Efendimiz (sas), "<i>Kim Allah’ın (cc) sözü (tevhid inancı) yücelip hâkim olsun diye savaşırsa o, Allah (cc) yolundadır."</i>  şeklinde cevap vermişti.</p>

<p style="text-align:justify">Cesaret ve şecaatin kaynağı insandaki ‘gazap/öfke’ duygusudur. Bu duygu, infiale kapılma, öfke, hışım, aşırı hiddet, hoşa gitmeyen bir hadise karşısında intikam arzusuyla heyecanlanma ve saldırganlık hâlinin ifadesidir. Aslında bu duygu, kötüye kullanılmadığı takdirde, hâriçten gelen hücumları önlemek için itici bir kuvvet ve tedbirli olmaya yarayan bir güçtür. Zira insanın hayatını sürdürebilmesi ve dış tehlikelerden korunabilmesi için etkili bir güce ihtiyacı vardır. İşte bu güç, Allah (cc) tarafından kendisine verilen gazap kuvvetidir. Gazap, kalbin çarpmasını hızlandırır, kanın yüze ve beyne hücum etmesini temin eder. Böylece hâsıl olan bu kuvvet, önce gelecek tehlikeyi önlemeye çalışır. Şayet tehlike vaki olmuşsa onun tedavisine veya intikam almaya gayret eder. İnsanın mücadele ve mücahede etmesi gereken yerlerde güç ve kuvvetin hakkını vermesi, yiğit ve yürekli olması icap eden durumlarda cesaretli davranması ve ırzını, namusunu, vatanını, canını, malını, nefsini ve neslini koruması ancak bu duygu sayesinde mümkün olmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Cesaret ve şecaatte kendilerine örnek aldıkları Hz. Peygamber’i (sas) ashâbı, "İnsanların en iyisi, en cömerdi ve en cesuru" olarak nitelendirmiştir. Enes b. Mâlik’in (ra) anlattığına göre bir gece Medine halkı yüksek bir ses duyarak korkmuş ve sesin geldiği tarafa doğru gitmişlerdi. Bir atın üstüne atlayarak hepsinden önce sesin geldiği yöne atını süren Hz. Peygamber (sas) ise dönerken onlara rastlamış ve boynunda kılıcı onları "<i>Korkmayın, korkmayın!" </i> diye teskin etmişti. Peygamberimizin (sas) cesaretinin derecesini anlayabilmek için, onun tek başına insanları hak dine davet edişi esnasındaki hâlini ve gayretini hatırlamamız yeterlidir. Allah Resûlü (sas) onları öyle bir dine davet ediyordu ki bu dine uymaları hâlinde bütün sosyal, siyasal, ekonomik ve ailevî hayat tarzlarını değiştirmeleri gerekiyordu. Asırlardan beri atalarından görüp yaşayageldikleri esasları bırakıp inkâr etmeleri, kanlarına işlemiş bulunan birçok âdet ve alışkanlıklardan vazgeçmeleri kaçınılmazdı.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimiz (sas) onları sadece Allah’ın (cc) varlık ve birliğine davetle kalmıyor, âhiret gibi ebedî bir âlemin geleceğinden, tekrar dirileceklerinden, hesaba çekilip amellerinin mizanda tartılacağından bahsediyor, cehennem gibi bir zindandan haber veriyordu ki bu, müşrik Arapların hiç hoşuna gitmiyordu. Kavmi ve en yakın akrabaları Peygamberimizin (sas) ve dininin getirdiklerini kabule yanaşmıyor, alay ve hakaret ediyor, hatta vazgeçirmek için önüne cazip teklifler sürüyorlardı. Öz amcası Ebû Leheb, "Bizi bunun için mi çağırdın?" diyerek, onun kurtuluşa davet mesajıyla alay ediyordu. Übey b. Halef, eline aldığı çürümüş bir kemiği ufalayıp toz hâline getirdikten sonra Resûl-i Ekrem’in (sas) yüzüne üflüyor, "Ey Muhammed, Allah (cc) buna mı hayat verecek?" diye küstahça mukabelede bulunuyor; diğerleri onu davasından caydırmak için mal, mülk, şeref ve makam gibi tekliflerde bulunuyordu. Allah Resûlü (sas) davetiyle alay edenlere vahiyle cevap verirken Ebû Tâlib’e de, "<i>Amca, bu işi bırakmam için sağ elime güneşi, sol elime ayı koysalar da Allah (cc) onu üstün kılıncaya ya da ben bu yolda ölüp gidinceye kadar bırakmam!" </i> diyerek cesaretle üzerlerine gidiyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), yüzlerce felâket, tehlike ve birçok savaşla yüz yüze geldi. Fakat hiçbir zaman azim ve sebatını kaybetmedi. Aslında son derece yumuşak huylu, sakin bir tabiata sahip olan Rehberimiz Efendimiz (sas), yeri geldiğinde hak ve hakikat uğrunda bir o kadar cesur ve bir o kadar da yürekliydi. Bedir Savaşı’nın en şiddetli anlarında, bin kişilik mücehhez müşrik ordusu karşısında üç yüz kişilik Müslüman ordusu telaşa kapıldıklarında ona sığınıyor, onu siper yapıyorlardı kendilerine. Huneyn Savaşı’nda ilk hücumda düşmanı bozguna uğratan ancak ganimetlerin peşine düşünce Hevâzin kabilesi tarafından amansız bir ok yağmuruna tutulan Müslümanlar savaş alanından çekildikleri esnada Peygamber Efendimiz (sas), katırının gemini tutan Ebû Süfyan b. Hâris’le birlikte her zaman olduğu gibi savaş alanında dimdik duruyordu. Ona tâbi olan ashâbının cesareti de takdire şayandır. Söz gelimi ‘Allah’ın Kılıcı’ lakabı verilen Hâlid b. Velîd (ra) düşmanla karşılaştığında onları ilk önce İslâm’a sonra da cizye vererek anlaşmaya davet ediyordu. Onlara, "Bu daveti reddettiğiniz takdirde size öyle bir toplulukla geldim ki onlar için ölüm, sizin için yaşamın taşıdığı anlamdan daha değerlidir." diyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Korkuyu olduğu gibi cesareti de besleyen yahut zayıflatan faktörler söz konusudur. Sahâbenin cesaretlerini zirve noktasına taşıyan faktör de onların sarsılmaz imanlarıdır. Korku ve cesaret sadece savaştan kaçmak ya da savaşta yüreklilik göstererek savaşmaktan ibaret değildir. Önemli olan insanın hataya karşı korkak yahut cesur olup olmaması ve bu duygularını doğru yönlendirmelerle doğru yerlerde kullanabilmesidir. Örneğin Hz. Ebû Bekir’in (ra) açlıktan korkarak evlâtlarını öldüren bir toplum içerisinde tüm malını infak etmesi ileri derecede bir cesaret örneğidir. Her ne olursa olsun yanlışlar karşısında cesurca, yüreklilikle hareket edip hakkı savunmaktan kaçınmamak cesaret değil de nedir?</p>

<p style="text-align:justify">Korku aslında kişinin korktuğu nesneye yahut içinde bulunduğu duruma verdiği bir tepki değildir. Kendi düşüncelerine verdiği bir tepkidir. Dolayısıyla korkuyu yenmek için kişinin kendi dışındaki bir etkenin durumu düzeltmesi ya da korkularından kaçması yerine korkuya sebep olan düşünceyi tespit edip bunun üzerine gitmek, korkularla mücadele etmek korkuyu yenme noktasında atılan ilk ve önemli adımlar olacaktır. Bunun yanı sıra korkuları fobi derecesine gelen kişilerin profesyonel destek almaları, cesaret duygularını geliştirmek için verilen eğitim ve inanç da korkularını yenmeleri noktasında en etkili faktörlerdendir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanın korktuğu, korku sebebi olarak gördüğü herşeyi Cenâb-ı Allah (cc) yaratmıştır. Allah (cc) istemedikçe ve izin vermedikçe insanın korktuğu hiçbir şey insana zarar vermez. Müslüman bunun bilincinde olarak hareket etmeli ve korkularına yenik düşmemelidir. Elbette insanın hayatında bazı konularda kaygılanması normaldir. Kendisi ve çocuklarına dair gelecek kaygısı, geçim kaygısı vs. Ancak Müslüman’ın hayatında bu tür kaygıların ileri derecede tezahür etmesi ve korkuya dönüşmesi dinimizce onaylanmayan ve Müslüman’ın inancına ters düşen bir durumdur. Zira rızkı veren Allah’tır. Müslüman’ın bu kaygıları onu bu konularda tedbir alarak Allah’a (cc) tevekküle yönlendirmelidir. Eğer bu kaygılara kapılıp korkakça davranırsa hayatını bazı şeyleri kaybetme korkusu yönlendirecek sahip olduğu değerlerini korkularından dolayı terk etmekten kendini alamayacaktır. Mümin korktuğu her şeyden Allah’a (cc) sığınmalı ve ondan yardım dilemelidir. Hayatta korku anlarında korkuyu zapt edip iradeli davranarak cesaretini korumalı bütün sonuçlarını bilerek ve göze alarak korktuğu her şeye karşı cesaretini ortaya koymalıdır. Mümin, Allah (cc) korkusunu ve âhirette kaybetme korkusunu bilincinde diri tuttuğu ölçüde dünyada kaybettiklerinin anlamsızlığını ve değersizliğini takdir edebilecektir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak: </strong>Diyanet Hadislerle İslam</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/cesaret-ve-korku-insandaki-iki-fitri-duygu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/01/cesaret-ve-korku-insandaki-iki-fitri-duygu.jpg" type="image/jpeg" length="85911"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yûsuf Suresinden Mesajlar]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/yusuf-suresinden-mesajlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/yusuf-suresinden-mesajlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Sözün en güzeli Allah’ın (cc) Kitabı’dır. Rehberliğin en güzeli ise Muhammed’in rehberliğidir. (İbn Hanbel, III, 320)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an’ın 12. suresidir. Hz. Hatice’nin (ranhâ) ve Ebu Talib’in vefat ettiği, Kureyş’in Hz. Peygamber’i öldürme, sürgün etme veya hapsetme planları yaptığı hüzün yılında indirilmiştir. Kur’an, Hz. Yusuf kıssasını kıssaların en güzeli olarak nitelendirir. Bu sure Müslümanlar için bir teselli ve müjde olmuştur. Zira Hz. Yusuf (as) da Filistin’de kardeşleri tarafından kötülüklere maruz bırakılmıştı. Fakat yıllar sonra Mısır’da önemli bir konuma gelmiş, çok sevdiği babasına ve ailesine kavuşmuştu. Bu kıssa ile Peygamberimiz ve arkadaşlarına sabrettikleri takdirde Hz. Yusuf’a verilen mükafatın benzerinin onlara da verileceği müjdelenmiştir. Surede Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılması, ardından Mısır’a köle olarak gidişi ve azizin hanımı tarafından zulme uğraması, zindanda geçen yılları ve nihayetinde kurtuluşu, kardeşlerinin tövbesi ve ailesine kavuşması anlatılır. Onun tüm yaşamında iffetli ve sadık, ihsan sahibi bir insan olduğu; sıkıntıları iman, sabır, ve tevekkülle aştığı vurgulanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>İki göz vardır ki cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz. (Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 12)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/yusuf-suresinden-mesajlar</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/mehmet/takvim-2026/temmuz-29.jpg" type="image/jpeg" length="42508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her Şeyin Gerçek Sahibi ve Yöneteni Allah'tır]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/her-seyin-gercek-sahibi-ve-yoneteni-allahtir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/her-seyin-gercek-sahibi-ve-yoneteni-allahtir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allah’ın (cc) dünya ve evrendeki hükümranlığına karşı insanlara düşen, O’na (cc) teslimiyettir. İnsan Allah’ın (cc) koyduğu ilahî emirlere ve fizik kanunlarına uymak durumundadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. O (cc), her şeye hakkıyla gücü yetendir."  (Mâide, 5/120)</strong></p>

<p>Her doğan ölür. Sonradan olan her şey, her canlı ölümü tadacaktır. İnsan da sınırlı ve sonludur. Ancak her şeyi var eden, varlığının öncesi olmayan Allah (cc), sonsuz olarak diridir ve ebedî hayat sahibidir. Her şeyin gerçek maliki, sahibi, var edeni, idare edeni Allah’tır. Bizler, canlılar olarak, sınırlı ve sonlu bir hayata sahibiz. Edindiğimiz dünya eşyaları ve yetkileri de geçicidir, sınırlıdır, bitecektir. Ama Allah’ın (cc) gücünün, idaresinin sınırı yoktur. O (cc), gücü her şeye yetendir, her şeyi bilendir. Gerçek hükümranlık sahibi, Allah’tır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Allah’ın (cc) dünya ve evrendeki hükümranlığına karşı insanlara düşen, O’na (cc) teslimiyettir. İnsan Allah’ın (cc) koyduğu ilahî emirlere ve fizik kanunlarına uymak durumundadır.</p>

<p><strong>Semavât:</strong> Gökler, gökyüzü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/her-seyin-gercek-sahibi-ve-yoneteni-allahtir</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/01/her-seyin-gercek-sahibi-ve-yoneteni-allahtir.jpg" type="image/jpeg" length="63370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan Tevazu ile Güzelleşir]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/insan-tevazu-ile-guzellesir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/insan-tevazu-ile-guzellesir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! (Çünkü sen) ne yeri yarabilir ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin. (İsrâ, 17/37)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mütevazı kişi Allah tarafından yaratıldığının, içinde bulunduğu nimetlerin O’na ait olduğunun bilinciyle O’nun rızasını kazanmaya çalışan kimsedir. Kur’an’da bu kimseler şöyle tarif edilir: “Alçak gönüllüleri müjdele! Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen (musibet)lere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.” (Hac, 22/34-35) Tevazu sahibi kimse Allah’ın katında üstünlüğün ancak takva ile olduğunu bilir. Kimseyi küçümsemez. Hz. Peygamber, tevazuyu yaşayarak öğretmiş, oldukça sade bir yaşam sürmüştür. Ashabın ona aşırı övgülerde bulunmasını istememiştir. Kendisi için ayağa kalkılmasını hoş görmemiş, toplumun en fakir kesimiyle birlikte oturup kalkmış, yemiş içmiş ve insanları sıklıkla kibirden sakındırmış ve şöyle buyurmuştur: “Allah bana, mütevazı olup birbirinize karşı övünmemenizi ve birbirinize karşı haddi aşan davranışlarda bulunmamanızı vahyetti.” (Müslim, Cennet, 64)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>• Ankara Meydan Muharebesi (1402)<br />
• I. Dünya Savaşı başladı. (1914)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/insan-tevazu-ile-guzellesir</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/mehmet/takvim-2026/temmuz-28.jpg" type="image/jpeg" length="54095"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hazreti Ali (ra)’nin annesi Fatıma binti Esed]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/hazreti-ali-ranin-annesi-fatima-binti-esed</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/hazreti-ali-ranin-annesi-fatima-binti-esed" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peygamberimizin amcası Ebu Talip’in hanımı, Hazreti Ali (ra)’nin ve  Mu’te savaşında iki kolunu kaybederek şehit olan Hz. Cafer-i Tayyar (ra)'ın da annesi Fatıma binti Esed (r.anha)'dir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fatıma binti Esed (r.anha), Peygamberimizin amcası Ebu Talip’in hanımı, Hazreti Ali (ra)’nin ve Mu’te savaşında iki kolunu kaybederek şehit olan Hz. Cafer-i Tayyar (ra)'ın da annesidir.</p>

<p>Fatıma binti Esed (r.anha), peygamberimizin muhterem kızları Hazreti Fâtıma (r.anha)’nın da kayınvalidesidir. Dolayısıyla Peygamberimizin,<strong> <i>“cennet gençlerinin efendisi”</i> </strong>olduklarını müjdelediği Hasan (ra) ile Hüseyin (ra)’in de babaanneleridir.</p>

<p>Kocası Ebû Tâlib amcasının oğludur. Annesi, Âmir b. Lüey oğullarından Hubey bint Herem b. Revâha el-Kureşiyye’dir. Ebû Tâlib’den Tâlib, Akīl, Ca‘fer ve Ali adında dört oğlu; Ümmü Hânî, Cümâne adında iki kızı, bazı siyer âlimlerine göre ise Reyta ve Esmâ ile birlikte dört kızı dünyaya gelmiştir.</p>

<p>Fâtıma bint Esed, Hâşimoğulları soyundan ilk erkek çocuğu dünyaya getiren Hâşimî ve bu soydan gelen ilk halifenin annesi olmakla da meşhurdur (Zübeyrî, s. 40). Bu soydan gelen diğer halifelerin anneleri, Hz. Hasan’ın annesi Hz. Fâtıma ile Hârûnürreşîd’in hanımı ve Halife Emîn’in annesi Zübeyde’dir (İbnü’l-Esîr, VII, 217).</p>

<p>Abdulmuttalip’in vefatından sonra Peygamberimiz onların yanında kalmış, uzunca bir süre birlikte yaşamışlardı. O süre içerisinde Fatıma bint Esed onu kendi çocuklarından ayırt etmemiş, her şeyiyle bizzat ilgilenmişti.</p>

<p>Resûl-i Ekrem’e peygamberlik geldiği zaman hemen müslüman olmadı. Hatta oğlu Ali’nin Mekke’nin Ciyâd mahallesinde Hz. Peygamber’le birlikte namaz kıldığını duyunca telâşlandı ve kocasına oğlunun bu davranışını uygun görüp görmediğini sordu. Ebû Tâlib de bunu normal karşıladığını, amcasının oğluna arka çıkmasının ve ona yardımcı olmasının herkesten çok Ali’ye düştüğünü söyledi. Ebû Tâlib’in ölümünden hemen sonra ve hicretten yaklaşık iki yıl önce Fâtıma’nın İslâmiyet’i kabul ettiği ve Medine’ye ilk hicret eden kadın sahâbîlerden olduğu tahmin edilmektedir.</p>

<p>Fatıma binti Esed (r.anha), Medine’ye hicret eden muhacirlerden biriydi. Hicretten yaklaşık bir buçuk yıl sonra oğlu Ali (ra), Peygamberimizin kızı Fatıma (r.anha)’yla evlendi.</p>

<p>Peygamberimiz, yaşamı boyunca ona öz annesi gibi değer vermiş, hürmette kusur etmemişti. Onun hakkında:</p>

<p><strong><i>“Fatıma binti Esed, benim annemden sonra annemdi. Kendi çocukları aç dururken, önce benim karnımı doyururdu. Kendi çocuklarının üstleri başları, toz toprak içinde bulunurken o, önce benim üstümü temizleyip saçımı tarar ve gül yağları ile yağlardı. O, benim annemdi!”</i></strong> buyurmuştu.</p>

<p>Efendimiz aleyhisselam ona sürekli ilgi gösterir, ziyaretine gider, imkân varsa hediyeler götürür, halini hatırını sorar ve kendisine <strong>"Annemden sonra annem"</strong> diye hitap ederdi. Çoğu zaman kuşluk uykusunu da onun evinde uyurdu.</p>

<p>Fâtıma bint Esed hicretin ilk yıllarında, bazı tarihçilere göre dördüncü yılda (Köksal, İslâm Tarihi [Medine], IV, 135) Medine’de hastalandı, durumu ağırlaştı.</p>

<p>Efendimiz (sas) bir gün Hz. Ali’ye "Ali! Annenin durumunda bir değişiklik olursa bana haber ver" dedi. Çünkü durumu ağırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir gün Hz. Ali (ra) geldi; "Ya Rasulallah! Annemi kaybettik. Annem dünyasını değiştirdi." dedi. Efendimiz (sas) kendi üzerindeki elbisesini çıkardı "Anneni kefenlerken benim elbisemi de kefen bezi olarak kullanın." dedi.</p>

<p>Cenaze hazırlandı, yıkandı, kefenlendi. Musallaya geldi. Namazı kılındı. Kabre götürüldü. Hz. Ömer diyor ki: "Gittik kabristan kazılmış, Efendimiz (sas) kimseyi beklemeden hemen kabre girdi, eğildi. Kabirden konuşma sesleri geliyor. Efendimizden başka kimse yok kabirde. Fısıltılı şeklinde sesler geliyor. Çok merak ettim. Efendimiz (sas) birisiyle mi konuşuyor acaba. Cenaze esnasında soramadım"</p>

<p>Devamını yine Hz.Ömer (ra):</p>

<p>"Epeyce konuştuktan sonra Hz. Peygamber (sas) cenazeyi birlikte kabre indirmek amacıyla Ali’yi çağırmak için başını kaldırdı. Gözleri gökyüzüne doğru dikildi, gülümsemeye başladı... Çok hüzünlü, üzüntülü bir anıydı ama Efendimiz (sas) gülümsüyordu. "Annemden sonra annem" diye hitap ettiği bir hanımefendinin cenazesini defnederken Hz. Peygamber (sas)’ın gülümsemesi çok dikkatimi çekti ama soramadım. Çünkü tam defin esnasındaydık. Cenazeyi defnettik, kabri kapattık. Geri gelirken dedim ki: "Ya Rasulallah başka cenazelerde yapmadığınız üç şeyi bu cenazede yaptınız."</p>

<p>"Ne yaptım Ömer?" diye sordu. "Birinci olarak elbisenizi verdiniz kefenlensin diye." Elbette elbiseyle, kıyafetle insanlar; -eğer güzel bir hayatları yoksa- kabir azabından kurtulamazlar. Giydikleriyle, bindikleriyle insanlar eğer amelleriyle imanlarıyla bir şey hak etmedilerse başka bir hak sahibi olamazlar. Ancak bu Efendimiz (a.s.)'ın iyiliğine şahitlik ettiği "Annemden sonra annem" dediği bir kadın.</p>

<p>"Ona verdim elbiseyi evet. Ümit ettim ki Allah, Peygamberinin vücudunu bürüyen elbiseyi belki anneme rahmet etmeye vesile kılar."</p>

<p>"Ya Rasulallah! Kabre girdiniz, aşağıda sanki biriyle konuştunuz gibi sesler geldi. Konuştunuz mu, bir şey mi okudunuz?" diye sordu.</p>

<p>"Evet, Münker-Nekir aşağıda, kabirde bekliyordu. Onlara annemi anlattım. Annemden sonraki annemi 8 yaşımdan 25 yaşıma kadar beni öz çocuklarından ayırmadığını. Bana yetimliğimi hissettirmediğini. O kadar güzel baktı ki bana. Sonra iman etti, Müslüman oldu. Güzel bir hanımefendiydi. Şahitlik yaptım. Annemden sonraki annemi anlattım onlara."</p>

<p>"Ya Rasulallah! Ali'yi çağırmak üzere başını yukarı kaldırınca yüzün gülmeye başladı. Böyle acılı, hüzünlü, üzüntülü bir anda gülümsemenizi anlayamadım" deyince "Ali’yi çağırmak üzere başımı kaldırdım bir de ne göreyim! Sema binlerce melekle doluydu, binlerce melek hazır bulunmuşlardı. Cebrail (s.a.s.) "Ey Muhammed (sas)! Fatıma’nın cenazesinde hazır bulunmak için yetmiş bin melekle geldik." dedi…</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sahabeler</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/hazreti-ali-ranin-annesi-fatima-binti-esed</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/07/fatima-binti-esed.jpg" type="image/jpeg" length="73816"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müsamaha: Hoşgörü]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/musamaha-hosgoru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/musamaha-hosgoru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[‘Hoşgörü’, diğer bir ifadeyle ‘müsamaha’, sevgi temeline dayanan ahlâkî bir erdemdir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ:…فَقَالَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : … "إِنَّمَا بُعِثْتُمْ مُيَسِّرِينَ وَلَمْ تُبْعَثُوا مُعَسِّرِينَ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’nin (ra) rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"… Siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil."</i></p>

<p style="text-align:justify">(T147 Tirmizî, Tahâret, 112)</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify">عَنْ أَبِى إِسْحَاقَ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ الْجَدَلِيَّ يَقُولُ: سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنْ خُلُقِ رَسُولِ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) فَقَالَتْ: لَمْ يَكُنْ فَاحِشًا وَلاَ مُتَفَحِّشًا وَلاَ صَخَّابًا فِى الْأَسْوَاقِ وَلاَ يَجْزِى بِالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةَ وَلَكِنْ يَعْفُو وَيَصْفَحُ.</p>

<p style="text-align:justify">Ebû İshâk’ın (ra) işittiğine göre, Ebû Abdullah el-Cedelî (ra) şunları anlatmıştır: Âişe’ye (ra) Allah Resûlü’nün (sas) ahlâkını sordum. Şöyle dedi: "O (sas), kaba ve çirkin söz ve davranışlarda bulunmaz, çarşı pazarda insanlarla uluorta münakaşaya girmez, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis bağışlayıcı ve hoşgörülü davranırdı."</p>

<p style="text-align:justify">(T2016 Tirmizî, Birr, 69)</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify">"عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : "اسْمَحْ يُسْمَحْ لَكَ</p>

<p style="text-align:justify">İbn Abbâs’ın (ra) rivayet ettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Hoş gör ki, hoş görülesin."</i></p>

<p style="text-align:justify">(HM2233 İbn Hanbel, I, 249)</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify">"عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: "إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ سَمْحَ الْبَيْعِ سَمْحَ الشِّرَاءِ سَمْحَ الْقَضَاءِ</p>

<p style="text-align:justify">Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Allah (cc), satışın, alışın ve borç ödemenin müsamahalı olanını sever."</i></p>

<p style="text-align:justify">(T1319 Tirmizî, Büyû’, 75)</p>

<p style="text-align:justify">***</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün Allah Resûlü (sas) mescitte otururken bir bedevî içeri girdi. İki rekât namaz kıldıktan sonra, "Allah’ım! Bana ve Muhammed’e (sas) merhamet eyle, bizimle birlikte başkasına merhamet etme!" diye dua etti. Bedevînin bu garip duasını işiten Hz. Peygamber (sas), engin hoşgörüsüyle gülümsemekten kendini alamadı ve, "<i>Sen, geniş olanı (rahmeti) daralttın!" </i> dedi. Bir süre sonra bedevî mescidin bir köşesinde bevletmeye başladı. Onun bu hâlini gören ashâb engellemek için öfkeyle ona doğru koştular. Fakat Resûlullah (sas), ashâbına onu bırakmalarını ve bevlettiği yere bir kova su dökmelerini söyledi. Sonra şöyle buyurdu: "<i>Siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil."</i>  Hz. Peygamber (sas) bedevîye ne kızmış ne de kötü bir söz söylemişti. Aksine ona yine hoşgörüyle yaklaşıp mescitte böyle yapılmaması gerektiğini söyleyerek hatasını fark ettirmeye çalışmıştı. Nitekim bu tutumu sonuç vermiş, bedevî yaptığı hatanın farkına varmıştı.</p>

<p style="text-align:justify">‘Hoşgörü’, diğer bir ifadeyle ‘müsamaha’, sevgi temeline dayanan ahlâkî bir erdemdir. Hoş görmek; kolaylık göstermek, iyi karşılamak, ayıplamamak, hatayı görmezden gelmek, kırıcı ve aşağılayıcı olmamak, affedici olmak, kendi anlayışımıza aykırı olan görüşleri sabırla karşılamak demektir. Hoş görmek; affedilebilecek kusurları düzeltme hususunda insanlara fırsat tanımayı, samimi bir niyetle yardımcı olmayı ve onları anlayışla karşılamayı gerektirir. Dolayısıyla hoşgörü, ne katlanma, tahammül etme gibi samimiyetsiz bir tavır ne de görmezlikten gelme, aldırış etmeme gibi sorumsuzca bir tutumdur. Aksine kişinin kendi irade ve tercihi doğrultusunda ortaya çıkan ahlâkî bir meziyettir. Hoşgörünün varlığından söz edilebilmesi için hoş görenin, hoş gördüğü şeyi bastırabilecek ya da engelleyebilecek güce sahip olması, fakat o gücü kullanmamayı yeğliyor olması gereklidir. Aksi takdirde hoşgörüden bahsedilemez.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan hoşgörü ya da müsamaha anlamına gelen bir kelime bulunmamakla birlikte onlarla yakın anlam ifade eden ‘safh’ sözcüğü yer almaktadır. Safh; bir kimseyi, suçu, günahı ya da kabahati nedeniyle kınamayı, azarlamayı, ona hakaret ya da serzenişte bulunmayı, hatasını yüzüne vurmayı terk etmek demektir. Bu nedenle safh sözcüğü dilimize hoşgörü şeklinde de çevrilmiştir. Allah Teâlâ (cc), "<i>Kitap ehlinden birçoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah (cc) onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah (cc), gücü her şeye hakkıyla yetendir."</i>  buyurmaktadır. Zira insan bazen bir kimseyi suçu, günahı ya da kabahatinden dolayı affedebilir ama onu kınamayı ya da ona serzenişte bulunmayı bırakmayabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörü, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in (sas) davranışlarının özüdür. Allah Resûlü (sas), İslâm’ı yaymadaki başarısını, öncelikle hoşgörüsü ve müsamahası ile elde etmiştir. Zira Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: "<i>Allah’ın (cc) rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi."</i>  Allah Teâlâ’nın (cc), dinde zorlama olmadığını, eğer dileseydi yeryüzündeki herkesin iman edeceğini, Hz. Peygamberin (sas) zorlayıcı değil ancak öğüt verici ve tebliğci olarak gönderildiğini vurgulaması da insanlarla ilişkilerde asıl olanın hoşgörü ve müsamaha olduğunu göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar arasında sevgiyi celbeden, kin ve nefreti ortadan kaldıran hoşgörü erdeminin en güzel örnekleri, Kur’an’da, "<i>yüce bir ahlâk üzere olduğundan"</i>  övgüyle bahsedilen Kutlu Nebî’nin (sas) hayatında görülmektedir. Hz. Âişe’ye (ra) Sevgili Peygamberimizin (sas) ahlâkı sorulunca o, şöyle demiştir: "O (sas), kaba ve çirkin söz ve davranışlarda bulunmaz, çarşı pazarda insanlarla uluorta münakaşaya girmez, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis bağışlayıcı ve hoşgörülü davranırdı." Nitekim Yüce Allah (cc) da öfkelerini yenip insanları affedenleri, takva sahibi kimseler olarak nitelendirmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörü ortamının oluşması için insanların birbirini sevmesi gerekir. Çünkü hoşgörüyü besleyen, sevgidir. Sevginin olduğu yerde hoşgörü, sevgisizliğin olduğu yerde tahammülsüzlük vardır. Allah Resûlü (sas), insanları sevmenin imanın bir gereği olduğuna dikkat çekmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir kimse diğer insanların hoşgörüsünü elde etmek için öncelikle kendisi, başkalarına hoşgörülü davranmalıdır. Çünkü kişi, başkalarına hoşgörülü davrandığı ölçüde müsamaha görecek, davranış ve düşünceleri anlayışla karşılanacaktır. Bu prensip Hz. Peygamber (sas) tarafından, "<i>Hoş gör ki, hoş görülesin."</i>  şeklinde özetlenmiştir. Aksi hâlde kendimize yapılmasına tahammül etmediğimiz davranışları başkalarına yaparak insanlardan hoşgörü bekleyemeyiz. Tek taraflı olarak hoşgörü beklemek, bu erdemi suistimal eden bencilce bir davranıştır. Resûlullah (sas) bu gerçeği, "<i>Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için de istemedikçe (gerçek mânâda) iman etmiş olmaz."</i>  hadisiyle ifade etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm’ın önemli ahlâkî erdemlerinden biri olan hoşgörüye; ailede, mahallede, sokakta, okulda, işyerinde kısaca insanlarla iletişim kurulan her ortamda ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç, özellikle ticarî ilişkilerde kendini daha çok hissettirmektedir. Çünkü insanlar arasındaki anlaşmazlıkların büyük çoğunluğu, alacak verecek yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bunun için Allah Resûlü (sas), insanlara ticaret hayatının her safhasında hoşgörülü ve kolaylaştırıcı olmayı öğütlemiş ve şöyle buyurmuştur:"<i>Allah (cc), satışın, alışın ve borç ödemenin müsamahalı olanını sever."</i>  Hatta Allah Teâlâ’nın (cc) sırf alışverişte insanlara müsamahalı davranmasından dolayı, cehennemlik bir adam hakkında, "<i>Kullarıma müsamaha gösterdiği gibi siz de (bu) kuluma müsamaha gösterin!"  </i> buyuracağını söyleyerek bu hususta kolaylaştırıcı olmaya teşvik etmiştir. Nitekim kendisi de bazı alacaklılarının kaba davranışlarına aynı şekilde karşılık vermemiş ve borcunu onlara en güzel şekilde ödemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörü, aile hayatının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Aile fertleri birbirlerine karşı sevgi, saygı, hoşgörü ve müsamaha prensibine göre hareket ederek huzurlu ve mutlu aile ortamları oluşturabilirler. Huzurlu ailelerden oluşan toplum da huzurlu olur. Resûl-i Ekrem (sas) eşleriyle olan ilişkilerinde hoşgörü prensibine göre hareket etmiş ve onların bazı hatalı davranışlarını müsamaha ile karşılamıştır. Nitekim bir gün Allah Resûlü’ne (sas) yemek hazırlayan Hz. Âişe (ra), o sırada Peygamberimizin (sas) diğer eşlerinden Hz. Hafsa’nın (ra) da bir yemek pişirerek kendisinden önce ikram etmesini kıskanmıştı. Hz. Hafsa’nın (ra) cariyesi yemeği tam Resûlullah’ın (sas) önüne koyacağı sırada Hz. Âişe (ra) onun eline vurdu ve tabak düşüp kırıldı. İçindeki yemek de döküldü. Bunun üzerine Resûlullah (sas), tabağın parçalarını birleştirdi, dökülen yemeği topladı ve yanında bulunan ashâbına, "<i>Anneniz kıskandı." </i> dedi. Ardından kırılanın yerine başka bir sağlam tabağı eşi Hz. Hafsa’ya (ra) gönderdi. Hz. Âişe (ra), bu olay üzerine Resûlullah’ın (sas) mübarek yüzünde herhangi bir olumsuz tavır görmediğini ifade etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’e (sas) on yıl hizmet eden genç sahâbîlerden Enes b. Mâlik (ra) da onun hoşgörüsüne dair bir anısını şöyle anlatır: "Allah Resûlü (sas), insanlar içerisinde ahlâkı en güzel olanı idi. Bir gün beni bir iş için gönderdi. Ben, "Allah’a (cc) yemin olsun ki gitmem." dedim. Oysa içimde Resûlullah’ın (sas) emrettiği işe gitme niyeti vardı. Derken bu iş için yola koyuldum. Sokakta oynayan çocuklara rastladım (ve onlarla birlikte oyuna dalıp işimi unuttum). Bir de baktım ki, Allah Resûlü (sas) arkamdan başımı tutmuş gülümseyerek duruyordu. Bana, "<i>Enescik, sana emrettiğim yere git haydi!"  </i>dedi. Ben de, "Peki yâ Resûlallah, hemen gidiyorum." dedim. Enes b. Mâlik (ra) devamında şöyle dedi: "Allah’a (cc) yemin olsun ki, ben kendisine on yıl hizmet ettim. Yaptığım bir işten dolayı, "Niye böyle yaptın?", yapmadığım bir işten dolayı da, "Niçin böyle yapmadın?" dediğini hatırlamıyorum.’</p>

<p style="text-align:justify">Enes b. Mâlik’in (ra) anlattığı bir başka hatırasında, bir bedevî Hz. Peygamber’e (sas) gelerek kaftanını şiddetle çekmiş ve kendisine bir şeyler verilmesini istemişti. Resûlullah (sas), canını acıtmasına rağmen, bedevînin bu kaba davranışına olumsuz bir tepki göstermemiş, hatta ona şefkatle bakıp gülümsedikten sonra kendisine bir miktar mal verilmesini emretmişti. Görüldüğü üzere hoşgörü, yerine göre kişinin gücü, kuvveti ve öfkesini kontrol altına almasını da ifade etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Yumuşak huyluluk, güzel ahlâkın ve hoşgörünün belirtisidir. İnsanlar arasındaki kin ve nefret, yumuşak huylulukla giderilebilir. Hz. Peygamber (sas), ‘rıfk’ yani yumuşak huylu olma erdeminin hangi işte bulunursa onu güzelleştireceğini, bulunmadığı yeri de çirkinleştireceğini ifade etmektedir. Nitekim Yüce Allah (cc) da her işte rıfk ile muamele etmeyi sever ve kullarına karşı son derece yumuşak davranır. Şiddet karşılığında vermediğini yumuşak huyluluk karşılığında verir. Resûlullah (sas) cana yakın, yumuşak huylu ve kolaylaştırıcı kimselerin cehennem ateşinden uzak olacağını, yumuşak huydan mahrum kimsenin ise hayırdan da mahrum kalacağını bildirmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanların ayıplarını/kusurlarını araştırmamak ve görünce de onları gizlemek İslâm ahlâkının önemli prensiplerinden biridir. "<i>Kim dünyada bir kulu(n ayıbını/kusurunu) örterse, Allah (cc) da kıyamet günü onu(n ayıbını/kusurunu) örter."</i>  buyuran Allah Resûlü (sas), gayri ihtiyarî yellenen bir kişiye gülmeleri sebebiyle ashâbına öğüt vermiş ve: "<i>Sizden biriniz, kendisinin de yapageldiği böyle bir işe niçin gülmektedir?"</i>  diyerek bu gibi hâllerde görmezlikten ve duymazlıktan gelmeye, insanları utandırmamaya çağırmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörü, bilgi eksikliğinin olduğu yerde de devreye girer. Nitekim Hz. Peygamber (sas) bir defasında aksıran birine namazda iken, "<i>Yerhamükallâh! (Allah sana rahmet etsin!)" </i> diye dua eden Muâviye b. Hakem es-Sülemî’ye namazda böyle bir şey yapılmaması gerektiğini söylemiş ve onu nazikçe uyarmakla yetinmişti. Allah Resûlü’nün (sas) hoşgörü esasına dayalı bu eğitim tarzından oldukça etkilenen Muâviye, "Anam babam ona feda olsun! Ne ondan önce ne de sonra daha güzel öğreten birini gördüm. Vallahi Resûlullah (sas) beni ne azarladı ne bana vurdu ne de hakaret etti!" demekten kendini alamamıştı. Yine Ramazan ayı içerisinde yaptığı zıhâr yeminini bozduğu için kavmi tarafından sert eleştirilere maruz kalan fakir sahâbî Seleme b. Sahr (ra), durumunu Hz. Peygamber’e (sas) anlatmış, O (sas) da kendisine anlayışla yaklaşarak sorununu çözüme kavuşturmuştu. Bunun üzerine kavmine dönen Seleme (ra) onlara şöyle dedi: "Ben, sizde dar görüşlülük ve anlayışsızlık; Resûlullah’da (sas) ise hoşgörü ve anlayış buldum."</p>

<p style="text-align:justify">İslâm’ın hoşgörü anlayışı, kolaylık prensibi olarak dinî yükümlülüklerde de yerini almıştır. Allah Resûlü (sas), bir mağarada karşılaştığı dünyadan el etek çekmiş bir adama özenerek onun gibi yaşamak için kendisinden izin isteyen bir sahâbîye, "<i>Ben Yahudilik ve Hıristiyanlık’la değil, müsamahakâr Hanîf diniyle gönderildim..."</i>  buyurarak İslâm’ın tevhid yönüyle birlikte kolaylık ve müsamaha dini oluşunu da vurgulamıştır. Zira din kolaylıktır. Kim dini zorlaştırırsa, din mutlaka ona galip gelir. Dolayısıyla dünyevî işlerden tamamen uzaklaşarak kendini sadece dine adamak gibi aşırı davranışlar, İslâm’ın yükümlülük anlayışına aykırıdır. Halbuki Allah Teâlâ (cc), kulları için ancak kolaylık diler, zorluk dilemez. Ruhbanlıkta ise Rabbimizin bu hoşgörü ve müsamahasına rağmen insanın doğal ihtiyaçlarından kendini mahrum etmesi söz konusudur.</p>

<p style="text-align:justify">İbadetlerde kolaylık prensibini ilke edinen Allah Resûlü (sas) sefere çıktığında bazen oruç tutar, bazen tutmazdı. Hatta seferde oruç tutma konusunda kendilerini zorlayanlara uyarıda bulunmuştu. Hz. Peygamber’in (sas) cemaatin durumunu gözeterek kıraati kısa tutmak suretiyle namazı hafif kıldırması, hac esnasında bilmezlikten kaynaklanan bazı hataların ibadete zarar vermeyeceğini ifade etmesi de onun kolaylığı tercih etmesinin diğer örneklerindendi.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimizin (sas) yaşadığı dönemde Müslümanlar arasında dinî hoşgörü vardı. Dinin ruhsat verdiği konularda bu ruhsatı kullananları kimse kınamaz ve ayıplamazdı. Çünkü ibadetlerde kolaylık ve ruhsat tanınması, dinî hoşgörünün yansımasıydı. Meselâ, Ramazan ayında sefere çıkıp da kendisinde tutabilecek gücü bulan kimse oruç tutar, bu gücü kendinde görmeyen ise oruç tutmazdı. Her iki grup da birbirini hoşgörüyle karşılar, kimse kimseyi ayıplamazdı. </p>

<p style="text-align:justify">Kutlu Nebî’nin (sas) hoşgörü anlayışı, sadece Müslümanları değil, bütün insanları kucaklayacak genişlikteydi. Özellikle diğer din mensuplarının kendi inançlarını serbestçe yaşayabilmeleri ve ibadetlerini rahatça yapabilmeleri hususunda her türlü kolaylığı göstermişti. Çünkü inanç ve ibadet özgürlüğü insanların vazgeçilmez haklarındandı. Bu haklar saygı görmeli, korunmalı ve yüceltilmeliydi. Allah Resûlü (sas), Medine’ye hicretle birlikte temelleri atılan İslâm devletinin lideri olarak daha ilk günden itibaren Müslümanlar hâricindeki diğer din mensuplarına da anlayışla yaklaşmıştı. Nitekim İslâm’ın ilk anayasası olarak da nitelenen Medine Sözleşmesi’ne ensar ve muhacirlerin yanı sıra Yahudi kabilelerinin de katılmasını uygun bulmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (sas) farklı inançlara hoşgörünün en ulvî örneğini Mekke’nin fethi sırasında göstermişti. Mekke halkına haklarında ne yapacağını düşündüklerini sorduğunda Kureyşliler ona, "Senden iyilik bekliyoruz! Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun!" diye cevap vermişlerdi. Bunun üzerine Resûlullah (sas) engin hoşgörüsüyle, "<i>Haydi, gidin! Artık serbestsiniz."</i>  buyurarak yıllarca hiçbir hakaret ve eziyeti yapmaktan geri durmayan müşriklere büyük bir insanlık dersi vermişti.</p>

<p style="text-align:justify">‘Heyetler Yılı’ olarak anılan hicretin dokuzuncu yılında ise Necrân Hıristiyanlarının temsilcileri Medine’ye gelmişlerdi. Resûlullah’la (sas) görüşmek için Mescid-i Nebevî’ye girdiler. İbadet vakitleri gelince doğu istikametine dönüp ibadet etmeye hazırlandılar. Sahâbîler onlara engel olmak istediler. Fakat Rahmet Peygamberi (sas), onların serbest bırakılmasını ve ibadetlerini yapmalarına müsaade edilmesini emretti. Hıristiyanların, Müslümanların mescidinde ibadet etmesi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin (sas) evrensel hoşgörüsünün yansımasıydı.</p>

<p style="text-align:justify">Dinde zorlama yoktur. Dileyen inanır, dileyen inanmaz. Herkesin, istediği dini seçme hakkı vardır. İnanması için hiç kimse hatta peygamber bile olsa bir başkasına baskı yapamaz. Münferit olaylar hâriç, tarihte İslâm devletleri hiçbir tebaaya Müslüman olması için baskı yapmamıştır. Bunun neticesinde Peygamberimiz (sas) döneminden günümüze kadar gayri müslim tebaa, İslâm coğrafyasında dinlerini yaşamaları hususunda hiçbir zorlukla karşılaşmamışlardır. Hangi dinden olursa olsun herkes, devlete bağlı kalmak şartıyla vatandaş kabul edilmiştir. Bunun içindir ki, geçmişte İslâm coğrafyasında yaşayan pek çok gayri müslim halk, hiçbir asimilasyona maruz kalmadan kendi din ve kültürlerini yaşayarak günümüze kadar gelmişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm’ın ve Müslümanların gayri müslimlere göstermiş olduğu hoşgörü, onların gönüllerini fethetmiş ve kendi din mensuplarıyla olan ilişkilerinde Müslümanları tercih eder olmuşlardı. Nitekim 647-657 yılları arasında Nastûrî Patriği olan 3. İşûayheb bir arkadaşına yazdığı mektupta kendilerine yapılan iyi muameleyi şöyle ifade etmektedir: "Allah’ın (cc) idareyi kendilerine verdiği şu Araplar... Bizlere hiç zulmetmediler. Gerçekten onlar dinimize ve din adamlarımıza hürmet gösterdiler, kilise ve manastırlarımıza yardım ettiler."</p>

<p style="text-align:justify">İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden olan hoşgörü sonsuz olmayıp onun da belli sınırları vardır. Çünkü sonsuz hoşgörü, hoşgörünün sonu olur. Bu nedenle mutlak mânâda hoşgörü yoktur ve hoşgörülü olmak, her şeyi hoş görmek demek değildir. Nitekim Hz. Peygamber (sas), Allah’ın (cc) yasakladığı bir fiilin işlenmesine, insanların İslâm’dan uzaklaştırılmasına, aile mahremiyetinin ihlâl edilmesine, haksızlığa, zulme ve iftiraya hiçbir zaman müsamaha göstermemiştir. Çünkü hoşgörü kapsamı dışında tutulan bu tür davranışlara müsamaha gösterilmesi, toplumsal düzenin bozulmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla bunlara hoşgörü gösteren kimse erdemli bir insan olarak değerlendirilemez.</p>

<p style="text-align:justify">Bireye ve topluma karşı işlenen bazı suçlar; yasalara uymamak, inançlara hakaret ve kişilerin maddî ve mânevî şahsiyetlerine karşı işlenen suçlar, hoşgörü kapsamı dışındadır. Hoşgörüde esas prensip, ötekinin maddî ve mânevî varlığına zarar vermeyen davranış ve düşüncelere saygı göstermektir. Allah’tan (cc) korkmaz, kuldan utanmaz birine gösterilecek müsamaha, binlerce masum insanın hukukuna tecavüz demektir. Dengeli davranılmadığı takdirde hoşgörü ve müsamaha, fayda yerine zarar verebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resûlü (sas), cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, eğer mağdur tarafın affıyla düşen bir ceza değilse, suçluya gereken cezayı mutlaka tatbik etmiştir. Çünkü hoşgörü adı altında cezaları affetmek, ferdin ve toplumun hukukuna karşı saygısızlık yapmaktır. Özellikle kamu hukukuna yönelik işlenen suçlara gösterilecek hoşgörü, toplumsal düzenin bozulmasına yol açar. Bu konuda hoşgörü beklemek, hoşgörüyü suistimaldir. Nitekim Hz. Peygamber (sas), Mahzûmoğulları’nın ileri gelenlerinden Fâtıma adlı bir kadın hırsızlık yaptığında, aracıların ricalarına rağmen cezasının kaldırılmasını kabul etmemişti.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörünün amaçlarından biri de yapılan hatanın bir daha tekerrür etmemesi ve kişiyi eğitmesidir. Eğer hoşgörü, kişiyi aynı hatayı bir daha yapmaya cesaretlendiriyor veya vurdumduymazlığa, iyi niyeti suistimale götürüyorsa, bu durumda hoşgörülü olunamaz.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörü, önemli bir ruh disiplinidir. Hoşgörü, kişinin her türlü haksızlığa, zulme, ahlâksızlığa, tecavüze ve kötülüğe boyun eğmesi ve rıza göstermesi ya da kendi inançlarından, kendi öz benliğinden feragat etmesi demek değildir. Bilakis farklı düşüncelere, farklı kimliklere, farklı tabiatlara ve farklı davranışlara anlayış ve saygıyla bakabilme; bu farklılıklarla birlikte bir arada yaşamaya alışabilmedir. Bu nedenle farklılıkları düşmanlık ve nefret sebebi olarak görmek yerine zenginlik olarak kabul etmek gerekir. İnsanların farklı dil ve renklerde yaratılmaları Allah’ın âyetlerindendir. Ancak bu farklılıklara rağmen göz ardı edilmemesi gereken ortak bir özellik vardır. O da en güzel biçimde yaratılan insanın en şerefli varlık kılınmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Hoşgörü, günümüzde söylem olarak sıkça gündeme getirilmekle beraber uygulamaya geçirilmesi oldukça zor bir erdemdir. Bununla birlikte giderek küreselleşen dünyada hoşgörüye olan ihtiyaç artık kendini daha da çok hissettirmektedir. Gün geçtikçe artan katliamlar, şiddet ve terör olayları, hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün ne kadar ciddi bir problem olduğunu gözler önüne sermektedir. Yaşanan bütün din, ırk ve mezhep düşmanlıklarının temelinde de aynı şekilde hoşgörüsüzlük söz konusudur. Halbuki hoşgörü erdemi, hakkıyla yerine getirildiği takdirde gerçek anlamda ilerleme ve medenîleşmenin en önemli etkenlerinden biridir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuştur: "<i>Allah (cc) bir kavmin (milletin) devamını ya da gelişmesini dilerse, onları hoşgörü ve iffetle rızıklandırır."</i> </p>

<p style="text-align:justify">Esas itibariyle hoşgörü, insanın başta hemcinsleri olmak üzere canlı cansız bütün varlıklara sevgi, şefkat, merhamet ve anlayışla yaklaşması, müsamaha göstermesidir. Yunus Emre’nin dediği gibi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Elif okuduk ötürü,</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Pazar eyledik götürü,</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><i>Yaratılanı hoş gördük,</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Yaratan’dan ötürü."</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynak:<i> </i></strong>Diyanet Hadislerle İslam</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hadislerle İslam</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/musamaha-hosgoru-1</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/02/musamaha-hosgoru.jpg" type="image/jpeg" length="57145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Helak Eden Tehlike: Alkol ve Madde Bağımlılığı]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/helak-eden-tehlike-alkol-ve-madde-bagimliligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/helak-eden-tehlike-alkol-ve-madde-bagimliligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Hadis: Duası makbul bir kişi olmak isteyen Sa’d b. Ebu Vakkas’a Resûlullah: “Yediklerinin helâl olmasına dikkat et ki duaların kabul olsun.” tavsiyesinde bulunmuştur. (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, VI, 310)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İçki, içildiği zaman sarhoşluk veren bir içecektir. Kur’an’da içki, “şeytan işi bir pislik” (Mâide, 5/90) olarak vasıflanmış ve kesin olarak yasaklanmıştır. Kur’an’da haram olan bütün içkiler sayılmamıştır ancak hadisler doğrultusunda kötü, pis ve insan sağlığına zararlı, sarhoş eden ve uyuşturan her şeyin, az ya da çok fark etmeksizin haram olduğu anlaşılmaktadır. Alkol ve alkol gibi bağımlılık yapan, aklı örten tüm maddeler bu kapsamdadır. Bağımlılık kişiyi bağımlı olduğu maddeyi temin edebilmek uğrunda suça ve ahlaksızlığa sürükler. İnsanlar arasına düşmanlık ve kin tohumları eker. Bağımlı kişinin ailesi ve çevresiyle ilişkileri git gide bozulur. Hem ruhen hem bedenen çöküntüye ve korkunç bir ölüme sürükleyen, hem bireysel hem toplumsal açıdan zararları saymakla bitmeyen her çeşit bağımlılığa karşı çok dikkatli olmamız, dünyamızı ve ahiretimizi korumamız, kendimizi ve neslimizi inancımız doğrultusunda sağlıkla, güvenle yetiştirmemiz gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>• Kore Savaşı sona erdi. (1953)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/helak-eden-tehlike-alkol-ve-madde-bagimliligi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/mehmet/takvim-2026/temmuz-27.jpg" type="image/jpeg" length="34092"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Namazı Eğlence ve Oyun Edinen Akılsızlar!]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/namazi-eglence-ve-oyun-edinen-akilsizlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/namazi-eglence-ve-oyun-edinen-akilsizlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslüman kişi, kâfirlerin yaptıklarını yapmaktan kaçınır, ezan ve namazla alay etmez.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır. (Mâide, 5/58)</strong></p>

<p>Müminler için namaz; esenlik, huzur ve kurtuluştur. Namaz Yüce Rabbin (cc) huzurunda O'na (cc) gönülden bağlanmak ve ibadet etmektir. Namaz müminin Allah (cc) ile buluşması, göz aydınlığı ve arınmadır. Yüce yaratıcıya (cc) yönelmeye; esenliğe ve namaza çağrı olan ezan ise Müslümanların ortak parolasıdır. Mümin namaz çağrısını özlemle bekler ve bu çağrıya kulak verir. Ancak müşrik ve kâfirler o çağrıyı, ezanı ve namaz hareketlerini oyun ve eğlence edinirler. Müşrik ve kâfirler ibadetin yüceliğini kavramaktan ve imandan yoksundurlar. Onlar akıllarını kullanmamaktadırlar. Akıllarını kullansalardı böyle davranmazlardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müslüman kişi, kâfirlerin yaptıklarını yapmaktan kaçınır, ezan ve namazla alay etmez.</p>

<p><strong>Hüzüven:</strong> Alay, eğlence.<br />
<strong>La‘ib:</strong> Oyun.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bir Ayet</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/namazi-eglence-ve-oyun-edinen-akilsizlar</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2023/01/namazi-eglence-ve-oyun-edinen-akilsizlar.jpg" type="image/jpeg" length="48483"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cenneti Kazanma Vesilemiz: Anne ve Baba]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/cenneti-kazanma-vesilemiz-anne-ve-baba</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/cenneti-kazanma-vesilemiz-anne-ve-baba" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir Ayet: Onlara (ana babana) merhametle ve tevazuyla kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster.” diyerek dua et. (İsrâ, 17/24)]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ana babaya iyilik etmek, insanı Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya götürür. Peygamberimiz, ebeveynine başkaldıranın yüzüne kıyamet günü bakılmayacağını, onun cennete alınmayacağını haber vermiştir. Ebeveyn yaşlandığında anne babaya bakım ve ilgi gösterme rolü evlada intikal eder. Bu sebepledir ki ayette “Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında yaşlanırsa sakın onlara ‘Öf!’ bile deme.” (İsrâ, 17/111) buyrulmaktadır. Evlat, vaktiyle kendisine kötü davranmış olsalar bile anne babasına ihsan görevini yok sayma hakkına sahip değildir. Bu açıdan Efendimizin, “Tavrımızı diğer insanlara göre ayarlarız: Herkes iyilik ettiği sürece biz de iyilik yaparız. Ama başkaları eziyet edince biz de buna eziyetle karşılık veririz, diyen sıradan insanlar olmayın!” (Tirmizi, Birr, 63) tavsiyesi önemlidir. Unutulmamalıdır, “Anne baba, kişinin cennete girmesine vesile olacak en yüce kapılardan birisidir.” (Tirmizî, Birr, 3)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın… (Âl-i İmrân, 3/103)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyanet Takvimi</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/cenneti-kazanma-vesilemiz-anne-ve-baba</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/06/mehmet/takvim-2026/temmuz-26.jpg" type="image/jpeg" length="67171"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihçilerin Kutbu  Halil İnalcık]]></title>
      <link>https://www.diyanethaber.com.tr/seyhul-muverrihin-halil-inalcik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.diyanethaber.com.tr/seyhul-muverrihin-halil-inalcik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şeyh'ul-Müverrihîn (Tarihçilerin Kutbu) olarak anılan ünlü tarihçi kimdir? Halil İnalcık'ın hayatı... Halil İnalcık'ın eserleri... Halil İnalcık infografisi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TARİHÇİLERİN KUTBU </strong></p>

<p><strong>HALİL İNALCIK</strong><br />
<br />
<br />
7 Eylül 1916’da İstanbul'da doğdu. 1940’ta Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden mezun oldu.<br />
1942’de <strong>Tanzimat ve Bulgar Meselesi</strong> adlı doktora tezini tamamladı.</p>

<p>1943'te<strong> Viyana'dan Büyük Ricat'e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı </strong>başlıklı takdim çalışmasıyla doçent, 1952’de <strong>Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı</strong> <strong>İşbirliği</strong> takdim teziyle profesör oldu.</p>

<p><br />
İngiltere’de Türkçe yazmalar üzerinde çalıştı. Osmanlı tarihi alanındaki çalışmalarıyla uluslararası alanda büyük saygınlık kazandı ve <strong>"Tarihçilerin Kutbu"</strong> olarak anıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>100 yıllık ömrüne 25'ten fazla kitap, 300'ü aşkın makale sığdırdı. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde 39 madde veya madde bölümü yazdı.<br />
<br />
25 Temmuz 2016’da Ankara’da vefat etti ve İstanbul’da Fatih Camii hazîresine defnedildi.<br />
<br />
<strong>ALDIĞI BAZI ÖDÜLLER</strong><br />
<br />
IRCICA (İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi) Ödülü (1986)<br />
Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet Madalyası (1991)<br />
Macaristan Cumhurbaşkanlığı Liyakat Nişanı (2002)<br />
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü (2005)<br />
TBMM Onur Ödülü (2008)<br />
Suudi Arabistan Kral Faysal Ödülü (2011)<br />
<br />
<strong>BAZI ESERLERİ</strong></p>

<p><br />
Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar<br />
Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi<br />
Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adalet<br />
Osmanlı ve Modern Türkiye<br />
The Ottoman Empire: The Classical Age 1300-1600<br />
The Ottoman Empire: Conquest, Organization, and Economy</p>

<blockquote class="instagram-media" data-instgrm-permalink="https://www.instagram.com/reel/DbNTN-0uM5z/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" data-instgrm-version="14" style=" background:#FFF; border:0; border-radius:3px; box-shadow:0 0 1px 0 rgba(0,0,0,0.5),0 1px 10px 0 rgba(0,0,0,0.15); margin: 1px; max-width:540px; min-width:326px; padding:0; width:99.375%; width:-webkit-calc(100% - 2px); width:calc(100% - 2px);"><div style="padding:16px;"> <a href="https://www.instagram.com/reel/DbNTN-0uM5z/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style=" background:#FFFFFF; line-height:0; padding:0 0; text-align:center; text-decoration:none; width:100%;" target="_blank"> <div style=" display: flex; flex-direction: row; align-items: center;"> <div style="background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; flex-grow: 0; height: 40px; margin-right: 14px; width: 40px;"></div> <div style="display: flex; flex-direction: column; flex-grow: 1; justify-content: center;"> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; margin-bottom: 6px; width: 100px;"></div> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; width: 60px;"></div></div></div><div style="padding: 19% 0;"></div> <div style="display:block; height:50px; margin:0 auto 12px; width:50px;"><svg width="50px" height="50px" viewBox="0 0 60 60" version="1.1" xmlns="https://www.w3.org/2000/svg" xmlns:xlink="https://www.w3.org/1999/xlink"><g stroke="none" stroke-width="1" fill="none" fill-rule="evenodd"><g transform="translate(-511.000000, -20.000000)" fill="#000000"><g><path d="M556.869,30.41 C554.814,30.41 553.148,32.076 553.148,34.131 C553.148,36.186 554.814,37.852 556.869,37.852 C558.924,37.852 560.59,36.186 560.59,34.131 C560.59,32.076 558.924,30.41 556.869,30.41 M541,60.657 C535.114,60.657 530.342,55.887 530.342,50 C530.342,44.114 535.114,39.342 541,39.342 C546.887,39.342 551.658,44.114 551.658,50 C551.658,55.887 546.887,60.657 541,60.657 M541,33.886 C532.1,33.886 524.886,41.1 524.886,50 C524.886,58.899 532.1,66.113 541,66.113 C549.9,66.113 557.115,58.899 557.115,50 C557.115,41.1 549.9,33.886 541,33.886 M565.378,62.101 C565.244,65.022 564.756,66.606 564.346,67.663 C563.803,69.06 563.154,70.057 562.106,71.106 C561.058,72.155 560.06,72.803 558.662,73.347 C557.607,73.757 556.021,74.244 553.102,74.378 C549.944,74.521 548.997,74.552 541,74.552 C533.003,74.552 532.056,74.521 528.898,74.378 C525.979,74.244 524.393,73.757 523.338,73.347 C521.94,72.803 520.942,72.155 519.894,71.106 C518.846,70.057 518.197,69.06 517.654,67.663 C517.244,66.606 516.755,65.022 516.623,62.101 C516.479,58.943 516.448,57.996 516.448,50 C516.448,42.003 516.479,41.056 516.623,37.899 C516.755,34.978 517.244,33.391 517.654,32.338 C518.197,30.938 518.846,29.942 519.894,28.894 C520.942,27.846 521.94,27.196 523.338,26.654 C524.393,26.244 525.979,25.756 528.898,25.623 C532.057,25.479 533.004,25.448 541,25.448 C548.997,25.448 549.943,25.479 553.102,25.623 C556.021,25.756 557.607,26.244 558.662,26.654 C560.06,27.196 561.058,27.846 562.106,28.894 C563.154,29.942 563.803,30.938 564.346,32.338 C564.756,33.391 565.244,34.978 565.378,37.899 C565.522,41.056 565.552,42.003 565.552,50 C565.552,57.996 565.522,58.943 565.378,62.101 M570.82,37.631 C570.674,34.438 570.167,32.258 569.425,30.349 C568.659,28.377 567.633,26.702 565.965,25.035 C564.297,23.368 562.623,22.342 560.652,21.575 C558.743,20.834 556.562,20.326 553.369,20.18 C550.169,20.033 549.148,20 541,20 C532.853,20 531.831,20.033 528.631,20.18 C525.438,20.326 523.257,20.834 521.349,21.575 C519.376,22.342 517.703,23.368 516.035,25.035 C514.368,26.702 513.342,28.377 512.574,30.349 C511.834,32.258 511.326,34.438 511.181,37.631 C511.035,40.831 511,41.851 511,50 C511,58.147 511.035,59.17 511.181,62.369 C511.326,65.562 511.834,67.743 512.574,69.651 C513.342,71.625 514.368,73.296 516.035,74.965 C517.703,76.634 519.376,77.658 521.349,78.425 C523.257,79.167 525.438,79.673 528.631,79.82 C531.831,79.965 532.853,80.001 541,80.001 C549.148,80.001 550.169,79.965 553.369,79.82 C556.562,79.673 558.743,79.167 560.652,78.425 C562.623,77.658 564.297,76.634 565.965,74.965 C567.633,73.296 568.659,71.625 569.425,69.651 C570.167,67.743 570.674,65.562 570.82,62.369 C570.966,59.17 571,58.147 571,50 C571,41.851 570.966,40.831 570.82,37.631"></path></g></g></g></svg></div><div style="padding-top: 8px;"> <div style=" color:#3897f0; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; font-style:normal; font-weight:550; line-height:18px;">Bu gönderiyi Instagram&#39;da gör</div></div><div style="padding: 12.5% 0;"></div> <div style="display: flex; flex-direction: row; margin-bottom: 14px; align-items: center;"><div> <div style="background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; height: 12.5px; width: 12.5px; transform: translateX(0px) translateY(7px);"></div> <div style="background-color: #F4F4F4; height: 12.5px; transform: rotate(-45deg) translateX(3px) translateY(1px); width: 12.5px; flex-grow: 0; margin-right: 14px; margin-left: 2px;"></div> <div style="background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; height: 12.5px; width: 12.5px; transform: translateX(9px) translateY(-18px);"></div></div><div style="margin-left: 8px;"> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 50%; flex-grow: 0; height: 20px; width: 20px;"></div> <div style=" width: 0; height: 0; border-top: 2px solid transparent; border-left: 6px solid #f4f4f4; border-bottom: 2px solid transparent; transform: translateX(16px) translateY(-4px) rotate(30deg)"></div></div><div style="margin-left: auto;"> <div style=" width: 0px; border-top: 8px solid #F4F4F4; border-right: 8px solid transparent; transform: translateY(16px);"></div> <div style=" background-color: #F4F4F4; flex-grow: 0; height: 12px; width: 16px; transform: translateY(-4px);"></div> <div style=" width: 0; height: 0; border-top: 8px solid #F4F4F4; border-left: 8px solid transparent; transform: translateY(-4px) translateX(8px);"></div></div></div> <div style="display: flex; flex-direction: column; flex-grow: 1; justify-content: center; margin-bottom: 24px;"> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; margin-bottom: 6px; width: 224px;"></div> <div style=" background-color: #F4F4F4; border-radius: 4px; flex-grow: 0; height: 14px; width: 144px;"></div></div></a><p style=" color:#c9c8cd; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; line-height:17px; margin-bottom:0; margin-top:8px; overflow:hidden; padding:8px 0 7px; text-align:center; text-overflow:ellipsis; white-space:nowrap;"><a href="https://www.instagram.com/reel/DbNTN-0uM5z/?utm_source=ig_embed&amp;utm_campaign=loading" rel="nofollow" style=" color:#c9c8cd; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; font-style:normal; font-weight:normal; line-height:17px; text-decoration:none;" target="_blank">Diyanet Dijital (@diyanetdijital)&#39;in paylaştığı bir gönderi</a></p></div></blockquote>
<script async src="//www.instagram.com/embed.js"></script></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İnfografik</category>
      <guid>https://www.diyanethaber.com.tr/seyhul-muverrihin-halil-inalcik</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2026/07/h-a-l-i-l-i-n-a-l-c-i-k-m-a-n-s-e-t-1.png" type="image/jpeg" length="59233"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
