DEPREM

6 Şubat'ın en acı görevini üstlenen din görevlileri şahit oldukları anları unutamıyor

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgede cenaze teçhiz, tekfin ve defin işlemlerini gerçekleştiren din görevlileri, şahit oldukları o anları unutamıyor.

Abone Ol

Türkiye'de, 6 Şubat'ta Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17'de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde saat 13.24'te 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Kahramanmaraş'ın yanı sıra Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ'ı vuran asrın felaketinde 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.

120 bin kilometre karelik alanda 14 milyon vatandaşın doğrudan etkilendiği depremler 11 il, 124 ilçe, 6 bin 929 köy ile mahallede ağır yıkımlara yol açtı.

Tüm kamu kuruluşları, mahalli idareler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin seferber olduğu depremde en acı görevi ise din görevlileri üstlendi.

Diyanet İşleri Başkanlığı koordinesinde bölgeye giden binlerce kadın ve erkek din görevlisi, depremlerde vefat eden vatandaşların teçhiz, tekfin ve defin işlemlerini gerçekleştirdi. Yine bölgede bulunan dini danışman ve manevi rehberler de depremde yakınlarını kaybeden vatandaşların acısını paylaşarak destek oldu.

6 Şubat'ın en acı görevini üstlenen din görevlilerinden Tekirdağ Mimar Sinan Camii İmam Hatibi Tayyar Memiş, o günü Diyanet Haber'e anlattı.

"7 Şubat Salı akşamı 19.30'da Tekirdağ İl Müftümüzün Başkanlığında 40 kişilik ekiple Kahramanmaraş'a doğru yola çıktık ve sabahın erken saatlerinde buz gibi soğuk bir havada Kapıçam Mezarlığında defin işlemlerini yapmak üzere bölgeye vardık. Afetin ilk günleri olduğu için işlerin henüz düzene girmemiş olması sebebiyle; cenaze taşıma, yıkama, kefenleme ve defin işlemleri acilen yapılması gerekiyordu. İlk gün Batı bölgesindeki mezarlıkta çalışmaya başladık. İnsanlar adeta yaşayan bir ölü gibiydi. Cenaze yakınları üçer beşer dizilmiş, cenazesinin başında defin sırasını bekliyordu. Sırada en az 300 cenaze vardı. Uzaktan kalabalık bir grup büyükçe bir cenaze torbası taşıyarak mezarlık alanına doğru geldi. Torbanın büyüklüğü bizi hayrete düşürmüştü. Cenazeyi defnederken, 'Kardeşim, bu cenaze torbası niye bu kadar büyük duruyor' diye sorduk. Aldığımız cevap yürekleri sızlatır cinsten di. Zira; 'Hocam bu torbada 3 çocuk ve onlara sarılmış annelerinin cenazesi var göçük altından bu şekilde çıkardık. Allah onları ayırmamış biz de ayırmayalım diye hepsini aynı kefenin içine koyarak kefenledik. Ne olur siz de ayırmayın.' dedi. Acıyla yutkunduk ama yapacak bir şey yoktu.

Bir saat sonra bir çocuk cenazesi ve etrafta bir koku Ama nasıl bir koku Bursa'dan gelen Ramazan hocamız cenazeyi göstererek 'Tayyar hocam bir koklar mısınız?' dedi. Aman Allah'ım sanki cennet kokusu, miski Amber sardı etrafımızı adeta. Ömrümde hiç böyle bir koku hissetmedim. Mezar kapanana kadar o koku burnumuzdan gitmedi. Hala da o kokuyu unutmuş değilim.

Elinde küçük bir defin torbası ile bir kardeşimiz yanımıza geldi. Onu görünce üzüntüyle, yavrunuz birkaç günlük bebekti herhalde Rabbim sabırlar versin! dedim. 'Yok hocam! yavrumun sadece ayağını bulabildik böyle defnedilebilir değil mi?' diye sordu. Düşünün cenazenizin yarısı elinizde diğer yarısı ise nerede bilmiyorsunuz. Allah'ım! Sen sabır ver deyip insanları teskin etmeye çalıştık. O koca yürekli insanların ne kadar sükunetli ve ne kadar vakarlı olduğunu bir kez daha müşahede ettik."