Yevm-i Sebt

Abone Ol

"YEVM-İ SEBT"
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ

Türkiye’de yüz otuzu devlet, yetmiş sekizi vakıf olmak üzere toplam iki yüz sekiz üniversite var. Bu üniversitelerinden biri de Türkiye’de vakıf üniversiteleri de dâhil en yüksek puanla öğrenci alan Boğaziçi Üniversitesidir. Hemen her gencin rüyasıdır Boğaziçili olmak.

İsmini aldığı boğaza nazır üniversite, Robert kolejinin çapraz karşısındadır. İsmi geçen kolejin yeri öteden beri çok tartışıldı. Necmettin Tozlu’nun kitabı başta olmak üzere bu okullarla ilgili çok sayıda kitap ve makale yazıldı. Boğaziçi üniversitesi de aynı anlayışla kuruldu.

Bu tür okullarda okuyanlar, yaşadığı ülkenin değerlerinden uzak -sözüm ona- liberal, hoşgörülü, hayvansever, ot-çöp seven, hümanist bir anlayışa sahip olduklarını söyleyen hoca ve talebelerden oluşmakta! Daha değişik ifadeyle -istisnalar hariç- bunun gibi kurum ve kuruluşlar tuzu kuru bir avuç seçkinin merkez üssü niteliğindedir.  

Her ne kadar algı, izaha çalıştığım gibi ise de orada çok sayıda değerli hoca ve talebenin varlığına inanıyorum. Fakat ne hikmetse sesleri onlar kadar çıkmıyor. Çıkartanların da sesini kısmaya çalışıyorlar. Onlar da kaderine teslim olup, sesiz sedasız okuyup mezun olup gidiyor.  

Boğaziçi’nin eğitimi çok iyi olduğu için mi gençlerimiz burayı tercih ediyor diye merak ettim. Öğrendim ki, eğitimi iyi olduğundan ziyade az sayıda öğrenci almasından tercih edilip, puanı yükseliyormuş. Mesela ODTÜ Endüstri Mühendisliği yüz on öğrenci alırken Boğaziçi aynı bölüme elli öğrenci almaktaymış.

Bir gün ODTÜ’de okuyan bir gence; “…sizin üniversite de niçin bu kadar solcu öğrenci var?” diye sorduğumda; “…solcu öğrenci çok olduğundan değil, diğer kesimlere göre onların sesi daha çok çıktığından…” demişti.  

OLAYLARA İLGİSİZ KALMAK Bu ve diğer okullarla ilgili çok şey söylemek mümkün. Boğaziçi üniversitesine atanan rektörü “istemezüz” diye başlattıkları nümayiş, son günlerde farklı bir boyut kazandı. Böylece -ehlinin bilgisinin dışında- mezkûr üniversitenin gerçek kimliği de ortaya çıkmış oldu. Robert koleji ve Boğaziçi üniversitesinin bir kısım hocası ecnebiydi. Bu durum hala devam ediyor mu, ediyorsa sayıları ne kadardır bilmiyorum.

Çatla Sodom Gomore patla Bizans ve Roma

NFK

Protesto esnasında lehte aleyhte çok şeyler söylendi. Bir partinin sivri çıkışlarıyla tanınan İl Başkanı bile LGBTİ’lileri yüreklendirmek için eyleme katıldı. (Gezi olayının ortaya çıktığı ilk günlerde organizatörlerin gerçek niyetini bilmeyenler meseleyi sahiplenmişti…) Boğaziçi’ndeki eylem de neredeyse aynı oldu. Ne zaman ki, Sodom ve Gomore halkının çirkefliğini aratacak kötülüğün sahipleri, ortaya çıkıp da Müslümanların kıblegâhının üzerine “şahmeran” resmi konunca işin şekli değişti. Bu durum ülkedeki tüm duyarlı Müslümanları ciddi anlamda rahatsız etti. Başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere birçok yetkili kişi ve kurum peş peşe olayı kınayan açıklamalarda bulundu.  

Bir elin parmağını geçmeyen, güçlerini uluslararası kuruluşlar ve yerli işbirlikçilerinden alan gürûh, kendilerini dokunulmaz addetmekteler. Onların bu kötü fillerine mâni olmak isteyen aynı okulun mensuplarını da fişlemeye kalktılar. Bu fişlemeyi şeref kabul eden yiğit ve yürekli gençler, bunu bir onur kabul ederek yaptıkları eylemlerini sürdürmekteler.

Sayılarının hiç de az olmadığını düşündüğüm büyük bir kesim ise bunları sadece seyr/ettiler/ediyorlar. Belki bunlardan bir kısmı da “yapmayın onlar zaten pisliğin tekidir, ne halleri varsa görsünler” diyerek mücadele eden arkadaşlarını durdurmaya çalışıyor. Benzeri bir olayı kulluk kitabımız bizlere haber vermektedir.

Seyyid Kutup’un dediği gibi insanlara mümin, kâfir diye hüküm vermek bize düşmezse de yaşanan olaylar hakkında yorum yapabiliriz. Kur’an geçmişte yaşananları anlatarak, yapılan iyilikleri yapmamızı, kötülüklerden ise sakınmamızı istemektedir.

YEVM-İ SEBT -CUMARTESİ YASAĞI- Bilindiği üzere insanoğlunun dünyadaki her hal ve hareketi imtihan olmaktadır. Yüce Yaratıcının önerdiği kural ve kaidelere uyanlar imtihanı kazanacak, diğerleri ise kaybedecektir. Kazanan ve kaybeden iki kesim var. Arasat’ta kalanlar ise muhatap bile alınmayacaktır. Eyyamcılar ve münafıklar gibi. Bu tür insanlar, “…müzebzebine beyne zâlik…” -iki menzile arasındakilerdir-

Haberler ve sosyal medyada bu olayları takip ederken Tevrat ve Kur’an’da geçen bir olay tedâî etti.     

Bir kötülüğü gördüğünde elinle,

Elinle önleyemezsen dilinle,

Dilinle de mâni olamazsan kalbinle buğz et.

Bu da îmanın en zayıf hâlidir.

Hadis

OLAY Sahil kasabalarından birinde yaşayan Yahudiler için Cumartesi günü balık avlamak yasaklandı. Yasaklandığı gün balıklar, insanların kendilerini rahatsız etmediklerinden, tahrik edercesine su üstünde oynamaya başladılar. Bu duruma dayanamayan haris Yahudilerden bir kısmı o gün avlandı.

Bu durumu ilahi fermanın ihlali kabul eden erdemli Yahudiler; “Onlara, deniz kıyısındaki o kasaba hakkında sor; ahalisi (av için gözledikleri) balıkların (nedense) hep vecibelerine uymaları gereken Cumartesi günü suları yararak çıkageldiklerini görünce, Cumartesi günü dışında ortaya çıkmıyorlar bahanesiyle tutup, Cumartesi gününün örfünü nasıl çiğnerlerdi! Biz onları işledikleri kötülükler sebebiyle işte böyle deniyorduk.”

Onlar bu yanlışı yaptıkça diğerleri de onları ikaza çalışmışlar v bir müddet sonra kötülüğe mani olmak isteyenlerden bir kısmı;

“Ve ne zaman onların içinden bazıları: (Cumartesi günü bozguncularını durdurmaya çalışan kimselere) ‘Allah’ın zaten ortadan kaldırmak yahut zorlu bir azapla cezalandırmak üzere olduğu bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?’ diye sorduklarında;

O erdemli kişiler şöyle cevap verdiler: ‘Rabbimizin katında sorumlu olmayalım ve (bir de, bu bozguncular) belki böylece Allah’a karşı sorumluluk bilincine erişirler diye!”

“Ve böylece o (günahkârlar) kendilerine yapılan bütün bu uyarıları bir kenara atınca, Biz de, kötü eylemleri önlemeye çalışan (bu) kimseleri kurtardık; kötülük yapmaya eğilimli olanları yaptıkları bütün o uygunsuz işlerden ötürü çok ağır bir azapla tepeledik.”

“Ve sonra da, kendilerine yasak edilen şeyleri yapmakta küstahça direttikleri zaman onlara: ‘Aşağılık maymunlar gibi olun’ dedik.” (I)

Cumartesi yasağını çiğneyen ve ceza olarak maymuna çevrilenler, Allah Resûlü’nden (s.a.v) asırlar önce yaşamış bir Yahudi topluluğuydu. Ayetin üslubuna bakılacak olursa, bizzat Medine Yahudileri bu işi yapmış gibi anlaşılır. Evet, atalarının yaptığı yanlışları reddetmeyenler, İslam nezdinde o kötülüğün/cürmün ortaklarıdır.  

Kötülüğü işleyenler, ona mani olmaya çalışanlar, aman sen de diyen bukalemunlar!

Kim nerede ve kimlerle olduğuna baksın.

---

1- 2/65-7/163-166