Yüce Rabbimiz, Ankebut Suresi'nde şöyle buyurur:
اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ
"Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebut, 29/45)
Ayette geçen "fahşa" yani hayasızlık, iffet ve edebe zıt, gönlü karartan ahlaksızlıkların tümüdür.
"Münker" ise aklın ve vicdanın çirkin gördüğü her kötülüktür. Namaz ise sahibini bu iki karanlıktan çıkaran bir nurdur.
Bir adam, Peygamber Efendimiz'e gelip şöyle dedi: "Ya Resulallah! Filan kişi gece namazı kılıyor ama gündüz hırsızlık yapıyor." Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Namazı, onu dediğin o kötülükten alıkoyacaktır." (İbn Hibbân, Sahîh, 2560)
Ehl-i namaz, Allah katında bir makam edinir. Bir insan dünyalık bir makama ulaştığında nasıl davranışlarına dikkat edip sıradan biri gibi davranmaz ise Allah'ın huzuruna giden, secdeye kapanan mümin de sıradan biri gibi davranmamalıdır. O, Rabbinin katında bir makama ermiştir. Rabbinin makamında bulunma duygusu, aklen ve kalben onu kötülüklerden uzaklaştırır. Kötülük yapmayı düşündüğü zaman, namaz onun vicdanına şöyle seslenir: "Ey Mümin, sen ehli namazsın. Kıldığın namazla Rabbine muhatap oldun, O'na verdiğin kulluk sözünü yineledin. Bundan sonra kötülük yapar, isyan edersen çelişkiye düşmüş olursun!" Böylece o kimseyi vicdanı, kötülüklerden alıkoyar.
Hani Medyen halkı, Şuayb (as)'a şöyle demişti:
قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَاؤُنَا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ي اَمْوَالِنَا مَا نَشَٓاؤُا
"Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını bırakmamızı veya mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmamamızı sana namazın mı emrediyor?" (Hud, 11/87)
Demek ki namaz, şirke düşürecek hal ve hareketlerden insanı alıkoyduğu gibi ticari ahlaksızlıktan da alıkoyan bir ibadettir.
O zaman akla bir soru geliyor: Eğer namazımız bizi kötülükten alıkoymuyorsa, eksiklik nerede?
Cevap Kur'an-ı Kerim'de namazla ilgili geçen şu iki önemli detayda:
1. اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَ
"Onlar, namazlarını devamlı kılarlar." (Me'aric, 70/23)
Yani kötülükten alıkoyan namaz, devamlı kılınandır. İhmal edilen, arada bir, aceleyle, gönülsüz kılınan namaz değil… Hz. Peygamber bir gün ashabıyla sohbet ederken onlara, "Birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve o, günde beş defa bu nehirde yıkansa vücudunda kir kalır mı?" diye soruyor. Ashab, "Kalmaz ya Resulallah!" diye cevap verince Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah, bu namazlarla günahları siler." (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6)
Yüce Allah'ın namazı farklı vakitlerde kılmayı emretmiş olmasının en önemli hikmeti de budur. Mümin, günün en önemli beş vaktinde kul olduğunu ve Rabbine verdiği sözü tekrar tekrar hatırlar. Hatırlama süreklilik arz edince müminde takva düşüncesi yerleşir, nihayet takva bir meleke haline gelir.
2. وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
"Onlar, namazlarını titizlikle eda ederler." (Mü'minun, 23/9)
Demek ki namaz titizlikle, tadili erkana riayetle ve şuurla eda edilmelidir. Mümin namazın sıradanlaşmasına, anlamının kaybolmasına izin vermez. Namazı sadece bedeniyle değil aklıyla, kalbiyle ve ruhuyla kılar. Kimin huzurunda durduğunu ve ne okuduğunu/söylediğini, bütün benliğiyle hissetme gayretinde olur.
Ve son bir hakikat:
Eğer bir kimse hayasızlıktan zevk alıyor, kötülüğü benimsiyor ve düzelmek istemiyorsa; bu dünyada hiçbir ıslah metodu ona fayda etmez.