Kur'an’ın amaçladığı toplumsal barış, Müslümanların kendi aralarında tesis ettiği kardeşliğe dayalı birlik ile farklı inanç mensuplarının birbirlerine karşı göstereceği saygının getirdiği beraberlik ruhuyla hayat bulur.
Kur'an, Müminleri kardeş olarak tanımlar (Hucurât, 49/10) ve kardeşliği tehdit eden veya bozan her türlü söz ve eylemleri mümin olma kimliğiyle bağdaştırmaz.
Hz. Muhammed’den (sas) önceki toplumlarda olduğu gibi, daha sonraki çağlarda da farklı inanca sahip toplulukların bulunduğu bir gerçektir ve bu farklılıkların beraber güven içerisinde yaşamaları da mümkündür.
Özellikle inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alındığı, farklı inançlara mensup insanların birbirlerinin haklarına ve değerlerine saygı gösterdiği toplumlarda, barış ve huzur içerisinde beraber yaşamalarını büyük ölçüde mümkün kılar.
Bu kapsamda Kur'an, insanları inandırmaya zorlamaz; hikmetle, güzel sözle ve örnek ahlakla hakikate davet etmeyi esas alır.
“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256)
“Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kâfirûn, 109/6)
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış.” (Nahl, 16/125)
Kur'an, zorlamayı ve baskıyı yasaklamakla kalmaz, aynı şekilde başka inanç mensuplarının kutsallarına hakaret etmeyi de yasaklamaktadır:
“Allah’tan başkasına tapanlara kötü söz söylemeyin; sonra onlar da bilmeden, taşkınlık yaparak Allah hakkında kötü sözler söylerler.”( En'âm, 6/108)
Bu ayetler, İslam’ın inanç özgürlüğüne verdiği önemi açık bir şekilde ortaya koyuyor. Çünkü inanç, irade ve kalp ile anlam kazanır. Bir insanı zorla bir dine sokmak mümkün olsa bile, kalbini teslim almak mümkün değildir. Kur'an’a göre ise, sadece dil ile söylenen, kalpte karşılığı bulunmayan bir iman iddiası gerçek anlamda iman olarak kabul edilmez.
Bu sebeple İslam, baskıyı değil tebliği, zorlamayı değil hikmeti, hakareti değil saygıyı esas almış, inanç farklılıklarını kavga, hakaret ve nefret diline dönüştürmeyi şiddetle yasaklamıştır. Buna mukabil birleştirmeyi, adaleti ayakta tutmayı, merhamet ve iyiliği yaymayı esas almıştır.
Nitekim Hz. Muhammed (sas), âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Kur'an-ı Kerim der ki;
“Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107)
Âlemlere rahmet olmak; insanlara birbirlerini sevmeyi, saygı göstermeyi, insanlarla birlikte bütün canlılara karşı şefkat ve merhametle yaklaşmayı ve doğayı korumayı öğretmektir. Aynı zamanda kardeşliği güçlendirmeyi, birlik ve beraberliği tesis etmeyi ve yeryüzünde huzur ve barışı hâkim kılmayı gerektirir.
Müslümanlar kendi içlerinde birlik olup kardeş olduğunda, farklı inanç mensuplarına karşı saygı temelinde birleşip beraberliği sağladığında, Allah’ın rahmeti bütün toplumu kuşatacaktır.
Allah en iyi bilendir.