Muhabbetten Muhammed Oldu Hasıl

Allah'ın isimlerinden biri de seven ve sevilen manasına gelen "el-Vedûd"tur. Sevgiyi yaratan ve insanın kalbine koyan, insana sevmeyi öğreten Allah'tır ve bütün hakiki sevgiler bu ismin bir yansımasıdır.

Abone Ol

Allah'ın isimlerinden biri de seven ve sevilen manasına gelen "el-Vedûd"tur. Sevgiyi yaratan ve insanın kalbine koyan, insana sevmeyi öğreten Allah'tır. Bütün hakiki sevgiler, bu ismin bir yansımasıdır. El-Vedûd ismi insanlık içinde en parlak haliyle Hz. Muhammed Mustafa'da (sas) tecelli etmiştir. Sultan II. Mahmud'un eşi ve Sultan Abdülmecid'in annesi olan Bezm-i Alem Valide Sultan'a nispet edilen şu beyit bu hakikati ifade etmektedir:

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl,

Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl?

"Muhabbetten Muhammed oldu hasıl" cümlesi "Önce sevgi vardı, sonra Muhammed yaratıldı." şeklinde tarihi bir kronolojiyi anlatmıyor. İlahi muhabbetin en parlak tecellisinin Hz. Muhammed (sas) olduğunu ifade ediyor. Nitekim O'nun hayatına baktığımız zaman, sevginin ve muhabbetin ete kemiğe bürünmüş halini görürüz. Taif'te taşlandığında dua eden, Uhud'da dişi kırıldığında hidayet dileyen, kendisini incitenleri affeden, yetimin başını okşayan, kadına hak ettiği değeri veren, köleyi kardeşi bilen, çocuğa selam veren bir Peygamber.

"Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl?" cümlesi de özünde Hz. Muhammed (sas) bulunmayan sevginin sonuçsuz kalacağını ifade ediyor. Nitekim onsuz muhabbet, pusulasız bir sevgidir. İnsanı coşturabilir; ama olgunlaştıramaz. Heyecan verebilir; fakat istikamet kazandıramaz. Çünkü sevgi, hakikatle buluşmadığında hevaya dönüşür. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ

"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin..." (Al-i İmran, 3/31)

Burada, Allah sevgisi soyut ve iddia düzeyinde kalan bir duygu olmaktan çıkarılarak somut bir ölçüye bağlanıyor: Allah'ı sevmek, Hz. Peygamber'e (sas) ittiba etmekle mümkündür. Hz. Peygamber'e ittiba etmek ise O'nun ahlakına bürünmekle, O'na yönelen bir bağlılık ve muhabbetle gerçek anlamını bulur. Bu sebeple Resulullah'ı (sas) sevmek, Allah sevgisinden bağımsız veya ona alternatif bir sevgi değil; bilakis Allah sevgisinin en sahih tezahürü ve en güvenilir göstergesidir.

Diğer taraftan şu bir gerçektir ki sevgi yansız/tarafsız bir duygu değildir, insanı dönüştürür. İnsan kimi seviyorsa, zamanla O'nun izlerini taşımaya başlar; O'nun sözleri sözlerine, ahlakı ahlakına, tercihleri tercihlerine yansır. Çünkü sevgi, sadece dilin söylediği bir söz değil, kalbin yöneldiği ve hayatın biçimlendiği bir hakikattir.

O halde, Mevlid-i Nebi'yi konuştuğumuz bu günlerde gelin muhabbetimizin özü Hz. Muhammed (sas) olsun. Bu muhabbet bizi O'na dönüştürsün. O'nun izinden yürüyelim, O'nun tebessümünü ve nezaketini kuşanalım, O'nun gibi "Emin" olalım. O'nun merhametiyle gönüllere dokunalım, O'nun adaletiyle hakkı gözetelim. Evlerimizde O'nun şefkatini, ticaretimizde O'nun dürüstlüğünü, dostluklarımızda O'nun vefasını yaşatalım. Yetimin başını okşayan, yoksulun halini soran, komşusunun derdiyle dertlenen Kutlu Nebi'nin ümmeti olduğumuzu, O'nu temsil ettiğimizi unutmayalım. Bunun için de O'nun ümmetine yakışmayacak şeylerden uzak duralım: Yalanı dilimize, haksızlığı elimize, kini kalbimize yaklaştırmayalım. Kırıcı sözlerden, incitici tavırlardan, gönül yıkan davranışlardan sakınalım. O'nun öğrettiği gibi iyiliğin ve affın yolunu arayalım. Öfkelendiğimizde O'nun sabrını, güçlendiğimizde O'nun tevazusunu hatırlayalım.

Son olarak Efendimize (sas) salavatı da ihmal etmeyelim. Çünkü salavat, sadece dilin zikri değildir; gönlün yönünü yeniden Allah Resulü'ne (sas) çevirmesidir.

Allahumme Salli ala Muhammedin ve ala Ali Muhammed...