Mektep İnsandan Öğütler

Abone Ol

Geçmişte ve günümüzde mektep insanlar vardır. Onlardan gerek sağlığında gerekse öldükten sonra her daim faydalanılır; sağlığında nasihatini dinleyerek, öldükten sonra da eserlerini okuyarak. Onları kıyamete kadar hatırlatacak olan da eserleridir.

Bu alanda sayılamayacak kadar mektep insanımız vardır. Onlardan biri de XII. yüz yılın sonu ile XIII. yüz yılın başında yaşayan Mehmet Feridüddin Attar’dır. İlk dönem mütefekkir ve mutasavvıflarımızdan olan Attar, öğütlerini umumiyetle kuşların dilinden yapmıştır/vermiştir.

Hüdhüd kuşunun mümessilliğinde yola çıkıp hakikat arayan binlerce kuşun hikâyesinin anlatıldığı “Mantıkuttayr” ile muhtelif hikâye ve öğütlerin anlatıldığı “İlahiname” isimli kitabı günümüze kadar gelmiştir. Bu kitapları okuyanlar da Attar’ın mektebinde okuyan talebeler gibidir.

Sizlere İlahiname’den iki hikâye anlatacağım.

I. SERÇE VE BİR ADAM

‘… Adamın biri yolda bir serçe yakaladı.

Serçe adama, benden ne istiyorsun; bu bacaktan, bu baştan, bu boyundan ne umuyorsun?

Beni azat edersen (serbest bırakırsan), sana fayda verecek üç söz belletirim.

Birini elindeyken söylerim, ama ikinci sözü uçup ağaca konar, emin olurum, orada söylerim.

Üçüncüsünü de dağın tepesine varınca söyler, orada anlatırım dedi.

Adam serçeye, ilk sırrı söyle bakalım dedi. Serçe dile gelip söylemeye başladı.

Dedi ki: Adamsan, elinden çıkan bir şeye hiçbir zaman açıklanma.

Adam verdiği sözü tuttu; serçeyi azat etti. Serçe hemen uçup ağacın dalına kondu.

Orada ikinci sırrı söyledi; olmayacak bir şey duydun mu dedi, onu açıkça görmedikçe inanma.

Sonra dağın tepesine uçup kondu, orada da ey talihsizlikten dertlere uğramış adam dedi;

Karnımda iki tane değerli inci vardı; her birinin ağırlığı tamam yirmi miskaldi. *

Beni öldürseydin, inciler senin olurdu. Hâlbuki azat ettin, bu büyük bir hata idi.

Adamın gönlü derinden kan kesildi. Şaşırıp parmağını dişlemeye koyuldu,

Serçeye, uçsuz bıçaksız hasret denizine daldım gitti; bari üçüncü sözü de söyle dedi.

Serçe dedi ki: Galiba senin zerre kadar aklın yok ki önce söylediğim iki sözü unuttun gitti.

O iki sözün birini bile doğru düzen dinlemedikten sonra, üçüncüsünü ne diye istersin?

Sana elinden çıkana hayıflanma; ey ahlakı temiz adam, olmayacak şeye inanma demiştim.

Hâlbuki sen elinden çıkardığın şeye bir hayli hayıflandın.

Sonra sana olmayacak bir şey söyledim, ona da inanıverdin.

Benim etim bugün iki miskal gelmez. Geceleri bile aydınlıktan kırk miskal ağırlığındaki iki inci,

Nasıl olurda karnıma sığar? Bu anda sana deli diyesim geliyor:

Serçe bu sözü söyleyip dağ başından uçtu. Adam da dert ve hasret içinde kalakaldı.’

II. BAL ARISI ve KARINCA

Ben özgürüm kimse bana karışamaz her istediğimi yaparım!

Arının biri kovasından pek neşeli, pek kararsız bir halde uçup geliyordu.

Bir karıncanın onu böyle sevinçli, kulluk hükmünden çıkmış görünce

Dedi ki: Neden sen böyle neşelisin, niçin sevincinden bir yere sığmıyorsun?

Arı a karınca dedi, neden neşeden gönlüm coşmasın, niçin neşelenmeyim?

Nerede istersem orada oturuyor, ne dilersem seçip yiyorum.

Dilediğim gibi dünyayı gezip dolaşmadayım. Artık bir an bile neden kederleneyim ki?

Bu cevabı verip yaydan fırlayan ok gibi bir kasap dükkânına dek uçtu gitti.

Dükkânda yağlı bir et parçası vardı, ona konup hemen iğnesini daldırdı.

Kasap ete satırı çalınca arı ikiye bölünüverdi:

Yere düştü. Karınca haberdar olunca gelip yarısını aldı;

Yolda zorlukla hem onu çekiyor, hem de diyordu ki:

Dilediği şeyi yiyen, gönlünün istediği yere konan kişi,

Dilemediği şeyi görür, senin akıbetine uğrar.

Dilediği gibi yaşayan, senin gibi ölür. Bak, sonun ne oldu?

Haddin olmayan yere adım attın, ama bilgisizlik yüzünden kendi kendinin kanına girdin.

İlahiname; Feridüddin Attar, İş Bankası Kültür Yay. S.245-47

  • Miskal: Ağırlık ölçü birimi. Bir miskal yaklaşık 4.25 grama tekabül eder.