“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin yaptığıdır ki; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eder; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcar; namazı kılıp zekâtı verendir. Anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır.” (Bakara, 177)
Bu ayetin, Yahudi ve Hristiyanlar hakkında indiği rivayet edilir. Yahudiler batıya, Hristiyanlar ise doğuya yönelerek ibadet ederlerdi. Bunun üzerine, gerçek iyiliği açıklamak için Allah bu ayeti göndermiştir. Birçok rivayete göre ise ayet, “yalnızca namaz” kılmakla iyiliğe erişilemeyeceğini beyan etmek için indirilmiştir.
Ayetin anlamı, her iki yorumu da içine alacak genişliktedir. Zira içinde iman ve ahlak bulunmayan, yalnızca biçim ve görüntüye indirgenmiş ibadet anlamını yitirir. Dolayısıyla iyilik, şekil ve suretle değil; kalbin Allah’a yönelmesiyle başlar, güzel ahlak ve yararlı eylemlerle vücut bulur.
Nitekim Hz. Peygamber (sas) de şöyle buyurmuştur:
“Allah sizin suretlerinize, mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)
İyiliğin ilk adımı, her şeyi yoktan var eden ve sayısız nimetiyle hayatı kuşatan Allah’a imandır. İnsana bahşedilen göz, kulak, akıl, kalp vb. bedenindeki organların değerini bilmek, bu nimetleri karşılıksız veren Yüce Allah’ın kıymetini idrak etmektir. Bu idrak, kalpte filizlenen imandır.
İman, iyiliktir; kimseye kötülük yapmamaktır. Nitekim Hz. Muhammed (sas) şöyle buyurmuştur:
“Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe mümin olamaz.” (Buhârî, Îmân, 7)
Muteber imanın halini soran birine de Hz. Peygamber;
“Kendin için istediğini insanlar için de istediğin zaman, kendin için istemediğini onlar için de istemediğin zaman.” diyerek cevap vermiştir.(İbn Hanbel)
Kişi, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmadığında; kendisi için dilediği güzellikleri başkası için de dilediğinde kalbindeki iman davranışa dönüşür. İşte iyi insan olmanın püf noktası, kötülükten sakındırmayı hedefleyen imanı kalpte taşımaktır. Çünkü iyilik, imanla can bulur; iman da iyilikle kemale erer.
Ve o iman, insana elindekini paylaşma gücü verir. Sevdiği mallardan yakınlara, yetimlere, yoksullara, muhtaçlara harcamayı öğütler. Çünkü iyi insan olmak, başkalarının yüzünde bir tebessüm oluşturabilmektir. Alın teriyle kazanılan helâl rızkın verdiği huzur ve mutluluktan başkalarının da pay almasını istemektir.
İyiliğin en somut hâli, anne ve babaya gösterilen hürmettir. Dokuz ay karnında taşıyan, yemeyip yediren, uykusuz kalan, ömrünü evladına adayan bir annenin; aynı şekilde emeğini helâl rızıkla çocuklarına sunan bir babanın kıymetini bilmeyen kimseyle “iyilik” kelimesi yan yana gelemez. Hele ki yaşlılıklarında onları yalnız bırakmak, insanın kalbinden merhameti eksiltir.
İyiler, sözlerinin eri olurlar; öfkeyle değil, sabırla yaşarlar ve her durumda Allah’ın kendilerini gördüğüne inanarak O’na karşı saygılı davranırlar.
İman ve iyilik, kalbin iki kanadıdır. Bu iki kanattan biri kırıldığında insan ne yücelere yükselebilir ne de Rabb’inin rızasına erebilir. Çünkü iman olmadan iyilik köksüz, iyilik olmadan iman meyvesiz kalır.
İyilikle iman kemale erdiğine göre, kötülükle imanın bir arada bulunması düşünülemez. Erdemli bir insan ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış bir kul olabilmenin yolu, imana taht olmuş bir kalp sahibi olmaktan geçer.
Velhasıl iyilik; iman eden kalplerin en güzel meyvesidir.